Ön Çapraz Bağ Yaralanmaları

Diz eklemini oluşturan; uyluk kemiği, kaval kemiği ve diz kapağını birbirine bağlayan, diz ekleminin stabil kalmasını sağlayan; ön ve arka çapraz bağlar, iç ve dış yan bağlar olmak üzere 4 önemli ana bağ vardır.

Ön ve arka çapraz bağlar diz ekleminin ortasında bulunmakta ve birbirlerini çaprazlayarak X şeklini aldıkları için bu isimle anılmaktadırlar. Ön çapraz bağ (ÖÇB); dizin kontrolsüz şekilde öne doğru kaymasını engellerken arka çapraz bağ(AÇB); dizin geriye doğru yer değiştirmesini önler. İç ve dış yan bağların da dizin içe ve dış yana kaymasını engellemesiyle koordineli bir yürüyüş sağlanmış olur. Dizi dışardan gelen ani darbeler, dönüşler ve fazla yüklenmelere karşı koruyarak mekanik stabilite sağlar. Dize sağlamlık hissi vermesinin yanında derin duyu dediğimiz dizin propriosepsif girdilerinde de büyük rol oynar.

Dizde en sık karşılaştığımız yaralanmaların başını ön çapraz bağ yaralanmaları alır. Genelde önlenemez kazalardır ve tamir gerektirirler. Sıklıkla basketbol, futbol, kayak gibi sportif bir aktivite sırasında sabit ayak üzerinde, gövdenin ani şekilde dönmesi (koşarken ani yön değiştirme) sırasında, arkadan itilme anında, yüksekten düşme, dize direk darbe durumlarında kopma meydana gelir. Sıklıkla diğer bağ ve menisküs yaralanmaları eşlik eder bu duruma. Anatomik pozisyonlarından ve benzer görevlerinden dolayı daha çok iç yan bağ ve iç (medial) menisküs eşlik eder.

Doğuştan yaygın bağ gevşekliği de varsa bu kopma riski artabilir. Ayrıca kadın sporcularda kas güçlerinin ve bağların gevşeklik durumunun erkeklerden farklı olması gibi yapısal özelliklerinden dolayı %2-10 oranında erkek sporculara göre daha fazla oluşabilmektedir.

Uyluk grubu kaslarının güçlü olması ve sporda kullanılan doğru ekipmanların kullanılması yaralanma riskini minimuma indirir.

Ciddiyetine göre 3 derecede incelenir:

  1. Derecece: En az bağ hasarı ile birlikte ağrı
  2. Derece: Daha fazla bağ hasarı ve eklemde boşalma hissi
  3. Derece: Bağda tam kat yırtık ve eklem stabilitesi bozulmuştur.

Ön çapraz bağ yaralanmalarında; ilk olarak ciddi bir ağrı ve birkaç saat içinde şişme meydana gelir. Hatta bazı yaralanma anlarında bağdaki kopma sesi duyulabilir. Hareket kısıtlılığı ve topallama görülür. Akut dönem geçtiğinde şişlik ve ağrı hissi azalır. Bunun yerini yürürken dizde boşalma hissi, yürüyüş sırasında dizi kontrol edememe, merdiven inmede güvensizlik yaşama, koşamama gibi belirtilere bırakır. Bu şikayetlere ek ağrı devam edip, dizde kilitlenme hissi varsa menisküs yırtığının da ön çapraz bağ yaralanmasına eşlik etmiş olabileceği düşünülür. Genellikle ilk iki gün en kötü halini alır ve sonrasında azalmaya başlar.

Yaralanma sonrası ilk müdahale olarak kişinin bacağa yük vermesi kısıtlanıp, buz ve elastik bandaj ile sargıyla ağrı ve şişliğin azalması sağlanmalıdır.

Doktorun dizin stabilitesini değerlendiren fiziksel muayenesi sonrası, eklemi oluşturan kemiklerde çatlak veya kırık tespiti için röntgen ve bağ yaralanmasında kesin tanı için MR tetkikiyle ön çapraz bağ yaralanmasının evresi saptanır.

Kullanılan değerlendirme testleri:

  1. Öne Çekmece Testi
  2. Lahman Testi
  3. Pivot Shit Testi
  4. KT1000-2000 gibi testler hekim tarafından fizik muayenede kaval kemiğinin öne doğru bir hareketi olup olmadığını anlamak amacıyla yapılmaktadır. Sağlıklı ve objektif bir ölçüm için testler her iki dizde yapılıp karar verilir.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ AMELİYATI (CERRAHİSİ) 

Yırtılan bir ön çapraz bağın kendini yenileme ve iyileşme yeteneği sınırlıdır. Bu yüzden;

*Genç bireylerde,

*Aktivite düzeyi yüksek spor yapan bireylerde,

*Ön çapraz bağ dışında başka bağ ve menisküs yırtıkları eşlik eden bireylerde cerrahi uygulanması uygundur. Akut dönemde yüksek düzey spor yapan bireylerde ameliyat hemen yapılması gerekirken, aktivite düzeyi düşük genç bireylerde cerrahi için 3 hafta beklemek daha uygunudur. Kronik dönemde ise ameliyat herhangi bir süreçte yapılabilir.

Bağın tamiri için kullanılan greftler otogreft (kendi vücudundan elde edilen bağlar) veya allogreft (kadavra veya başka bir kişiden elde edilen bağlar) olabilir. Sık sık hamstring ve patellar tendon greftleri kullanılmaktadır.  Cerrahın tercihine göre “Tek demet, Çift demet, Anatomik tek demet “ön çapraz bağ tamiri yapılabilir. Son zamanlarda biyomekanik üstünlüğü fark edilen çift demet tekniği geliştirilmesine rağmen en yaygın olarak tek demet kullanılmaktadır. Ameliyat sonrası en sık karşılaşılan komplikasyon greft alınan bölgede ağrı ve kanama oluşmasıdır.

ÖÇB cerrahileri başarı oranları %80-90 civarındadır.

*Ön çapraz bağda kısmi yırtık oluşmuşsa ve kişinin aktif bir yaşam tarzı yoksa cerrahi tedavi önerilmeyebilir.

Cerrahi tekniklerinin gelişmesi ile fizyoterapi protokolleri de hızlanmaya başlamıştır.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ AMELİYATI (CERRAHİSİ) SONRASI FİZİK TEDAVİ

Rehabilitasyon protokolleri hastaya, hastalığın durumuna göre modifiye edilmelidir. Spora veya aktiviteye mümkün olduğu kadar erken dönüş sağlanmalı fakat zamanından önce dönüldüğünde yaralanmanın kötüye gidebileceği unutulmamalıdır. Tedavi gün ve haftaya göre değil dizin iyileşme sürecine ve kişiye göre ilerler.

Rehabilitasyon süreci cerrahi sonrasında en erken dönemde hastane ortamında başlanmalıdır. Öncelikli olarak hasta eğitimi verilir. İlk 48 saat her saat 15 dakika, devamında günde en az 3-4 kez 15 dakika buz uygulaması öğretilir. Açı ayarlı dizlik başlangıçta 0 derecede kilitli daha sonra açı artırılacak şekilde, ilk gün çift koltuk değneği ile yürüme eğitimi verilmelidir. En geç 3 hafta sonunda hasta ayağına tam yük vermelidir.

Yatak içi pasif, aktif eklem hareket açıklığı ve mobilisazyon egzersizleri ile başlayan program fizyoterapist eşliğinde ilerler. En erken dönemden itibaren başlangıçta oturarak devamında ayakta durarak propriosepsiyon egzersizleri programa eklenmelidir. Erken dönemde hasta yapabildiği egzersizleri açı ayarlı breysini kullanarak yapmalıdır. Terapist hastanın durumuna göre tedaviye dizin ön ve arka grup kaslarını içeren germe ve kuvvetlendirme egzersizlerini ekler. Koruma dönemi sonrası ayakta kuvvetlendirme ve denge egzersizleri dâhil edilir. İleri kuvvetlendirme dönemi sonrasında spora dönüş çalışmalarına başlanır. Spora özel egzersizler ile beraber spora dönüş performans testleri sonuçlarına göre kişi aktif spor yaşamına döner.

Fizyoterapist kontrolünde yapılan doğru bir rehabilitasyon programı ile kişiden kişiye değişmekle beraber yaklaşık 6 ayda aktif spor yaşantısına dönülebilir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Kırık Tedavisi

Travma ve diğer nedenlerle, kemik dokusundaki devamlılığın veya kemiğin anatomik bütünlüğünün bozulmasına kırık adı verilir. Kırığın gerçekleşmesiyle birlikte çevre dokularda da (kas, damar, sinir vb.) çeşitli derecelerde yaralanmalar meydana gelebilir. Kırığın oluşmasıyla birlikte bölge de çeşitli değişiklikler, kırığa ait belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Bunlar şu şekilde sıralanabilir; ağrı, şişlik, morarma, hareket sırasında ortaya çıkan sesler (krepitasyon), ve kırığın geliştiği bölge de fonksiyon kaybı. Bu belirtilerin kırığın geliştiği bölgeye göre değişiklik gösterebileceği unutulmamalıdır.

Kırığın geliştiği andan itibaren kırık bölgesinde hızlı bir iyileşme başlar. Bölgeye yoğun bir şekilde onarım hücreleri göç eder ve kemik bütünlüğünün daha fazla bozulmasını önlemeye çalışırlar. Bu evreden sonra yapılan alçı, atel gibi çeşitli uygulamalarla bölgenin daha fazla hareket etmesi önlenir ve kırığın onarım sürecine izin verilir.

Kırığın çok büyük olması veya uğradığı travma sonucu alçı, atel gibi uygulamaların yetersiz kaldığı durumlarda hastalar için ameliyatta planlanabilmektedir. Ameliyat işlemlerinde yaygın olarak eksternal fiksasyon (dıştan sabitleme) ve internal fiksasyon (içten sabitleme) olarak adlandırılan iki yöntem kullanılır. Eksternal fiksasyon yönteminde kırık bölgesinin alt ve üst kısmında kalan kemiklere metal plak veya vidalar yerleştirilir. Bu vidalar cilt dışındaki metal bir bar ile bağlantılıdır. Bu durum kırık çevresindeki yumuşak doku kötü bir şekilde yaralandığında dokuların ameliyata hazırlanmasına kadar geçen sürede tercih edilen bir yöntemdir. İnternal fiksasyon ise kemik merkezindeki kemik iliği boyunca yukarıdan aşağıya olacak şekilde çiviler art arda yerleştirilir ve bu sayede kırık uçlarının bir arada tutulması sağlanır. Bu işlem kırık bölgesinin ameliyatla açılıp, plak veya vidaların yerleştirilmesinden sonra tekrardan kırık bölgesinin kapatılmasıyla sonlanır. Yani dışarıda herhangi bir plak/vida bağlantısı bulunmaz. Kırığın iyileşme süreci (yine bölgeye ve kırığın şiddetine göre değişmekle birlikte) yaklaşık olarak 6-8 haftadır. Kırık iyileşmesinde; genç yaş, iyi beslenme, egzersiz, kırık boyutunun küçük olması gibi faktörler iyileşme sürecini iyi yönde etkilerken, ileri yaş, alkol sigara kullanımının mevcut olması, kırık bölgesindeki kanlanmanın yetersiz olması gibi nedenler kırık iyileşmesini kötü yönde etkilerken, kırığa bağlı çevre dokularda ortaya çıkan hasarlar ve bunların boyutu da kırığın iyileşme sürecinde önemli etkiye sahiptir.

Kırık sonrasında ortaya çıkabilen durumlara dikkat edilmelidir. Bunlardan en önemlisi ‘Kompleks Bölgesel Ağrı Sendromudur’ (KBAS). Bu durum kırığın oluşturduğu travmaya bağlı olarak gelişen ancak travmanın oluşturmuş olduğu etkiden çok daha şiddetli seyreden; yanıcı ve şiddetli ağrı, ödemli uzuv yapısı, normalde ağrı oluşturmayacak hislerin bile ağrı yapar hale geldiği artmış cilt ısısı, renk değişiklikleri, ilerleyen evrelerde; deri, tırnak ve hatta kemik dokuda meydana gelen değişikliklerle karakterize bir sendromdur. Kişi kırık ağrısından daha şiddetli bir ağrıya maruz kalacağı için zorlu geçecek bir süreçtir. Bu sendrom, belirtileri fark edildiği andan itibaren geciktirilmeden başlayan hassas bir tedavi programı gerektirir.

EN SIK KARŞILAŞILAN KIRIK ÇESİTLERİ

ÜST EKSTREMİTE KIRIKLARI 

Humerus Kırığı 

Humerus, vücudumuzda dirsek ile omuz eklemi arasında yer alan uzun kemiğin adıdır. Humerusun omuz kısmına yakın bölgesinde meydana gelen kırıklar tüm kırıkların %5’ini oluşturur. Yaşlı popülasyonda osteoporoz, kemik tümörleri ve kemiğin beslenememesi gibi nedenler kırığa zemin hazırlasa da çoğu zaman düşme veya kazalarda humerus kırıklarına neden olabilmektedir. Genç bireylerde ise spor yaralanmaları veya trafik kazaları gibi yüksek şiddetli travmatik durumlar kırığa neden olabilmektedir. Kemik uçlarının birbirinden ayrılmadığı durumlarda cerrahi olmaksızın konservatif olarak tedavi yapılabilmektedir. Kemik bütünlüğünün bozulduğu durumlarda ise cerrahiye başvurulur. Cerrahi düşünülen hastaların yaşı, aktivite düzeyi, kemik kalitesi gibi durumlar göz önüne alınır. Kırığın tipine göre açık veya kapalı olacağına karar verilir. 

Dirsek Kırığı 

Dirsek vücudumuzda 3 kemiğin eklem yaparak oluşturduğu bir yapıdır. Etrafındaki kuvvetli bağlara rağmen üzerindeki cilt dokusunun ince olması nedeniyle birçok yaralanmaya açık durumdadır. Genellikle el ayasının üzerine düşmeyle kırıklar oluşabilir. Dirseğe direk alınan darbeler de dirsek kırığına sebep verebilir. Elin 4. Ve 5. parmağının hareketini innerve eden ulnar sinir dirsekten geçer ve dirseğin yaralanması sırasında sinirin zarar görmesi elde deformitelere neden olabilir.  Küçük kırıklar cerrahi olmaksızın konservatif olarak tedavi edilebildiği gibi kırık ve çıkıkların bir arada görüldüğü yaralanmalarda cerrahi düşünülür. Dirsek ekleminde hareketler çok çabuk kısıtlandığı için erken cerrahi bu kısıtlanmaları engellemek amacıyla yapılır. Cerrahi sonrası erken rehabilitasyon da bu nedenle çok önemlidir. 

El Bileği Kırıkları 

El bileği iki kemiğin (Radius ve Ulna) ile 8 tane küçük kemiğin birleşmesinden oluşan yapıdır. El üzerine düşme gibi durumlarda yaralanmaya açıktır. Her seferinde kırık olmasa da düşme sonrası el bileği kırığı en sık karşılaşılan durumdur. El bileğinin kırılması her zaman net olarak anlaşılmayabilir. Şişme ve ödemin arttığı durumlarda bilgisayarlı tomografi gibi yöntemlerle kırık anlaşılabilir. Kemikler yerinden oynamamışsa ve ayrılma yoksa alçı ile tedavi mümkündür. Kemik uçlarının birbirinden ayrıldığı ya da kemiklerin yer değiştirdiği durumlarda cerrahi düşünülür. Kırığın tipine göre ayrıntılı bir muayene ile ameliyatın dıştan mı içten mi müdahale edileceğine hekim karar vermektedir.  

ALT EKSTREMİTE KIRIKLARI 

 Femur Boynu Kırıkları 

Tüm kırıkların %1 ini oluşturan femur boynu kırıkları direk ya da indirek zorlamalar sonucunda oluşabilir. İyileşmesi zor olan bu kırıklarda genelde tercih edilen tedavi cerrahidir. Yaşlılarda; femur başı parsiyel protezi, gençlerde; anatomik redüksyon ve kalça kompresyon çivileri, çocuklarda; multipl çiviler kullanılmaktadır. Ancak ileri kalp hastalığı, kontrol altına alınamayan, diyabeti olanlar ve cerrahiyi kabul etmeyen hastalarda konservatif tedavi ve traksyon kullanılmaktadır. Cerrahiler sonrası oluşabilecek yaygın komplikasyonlar psödoartrozavasküler nekroz ve dejeneratif artritlerdir 

Femur İntertrokanterik Bölge Kırıkları 

Daha çok 60-80 yaş arası yaşlı popülasyonunda görülen bu kırıklar, direk olarak trokanter majör üstüne düşme ya da indirek olarak uyluk abdüksyonda iken düşme ile oluşabilmektedir. Trokanterik bölge kırıkları femur boyun kırıklarına göre kaynama süreleri daha kısadır. Cerrahilerinde açık redüksiyon ve kompresyon vidaları ile tespit en sık tercih edilen cerrahidir. 

Femur Subtrokanterik Bölge Kırıkları 

Daha çok gençlerde trafik kazası, düşme ya da ateş silahlanması şeklinde olurken ileri yaşlarda daha çok bölgeyi zorlayıcı rotasyonel ve makaslama kuvvetleri ile oluşmaktadır. Tedavisinde açık redüksyon– internal fiksasyon uygulanır fakat kasların yarattığı açısal kuvvetler nedeniyle deplase olduklarından redüksiyonu çok güçtür. Cerrahi sonrası oluşabilecek bir yanlış kaynama sonrası osteoartrite neden olabilir. 

Femur Cisim Kırıkları 

Vücudumuzun en sağlam kemiği olmasına rağmen tüm kırıkların %8ini femur kırıkları oluşturmaktadır. Daha çok genç ve çocuklarda ayak yerde sabitken ani rotasyonlar ile oluşmaktadır. Tedavisinde çocuklarda; konservatif tedavi ya da eksternal fiksatör kullanılırken, yatişkinlerde enstrümantasyon (intramedüller fiksasyoneksternal fiksatörler, plaklar) uygulanmaktadır.  

Femur Subrakondiller Kırıkları 

Genelde indirek mekanizma ile femur uzun ekseni boyunca gelen zorlanmaların, rotasyon ile birleşmesi sonucu oluşur. Ayrılmamış kırıkların tedavisinde uzun bacak alçısı tespiti kullanılır. Ayrılmış kırıklarda ise açık redüksiyon ve plak vidalarla internal fiksasyon tespiti yapılır. Cerrahi sonrası oluşabilecek komplikasyonlar; damarsinir yaralanmaları olabilmektedir. 

Distal Uç Kırıkları 

Medial ve lateral kondillerin intraartiküler kırıklarıdır. Bu kırıklara genellikle ön çapraz bağ, arka çapraz bağ ve yan çapraz bağların yaralanmaları eşlik eder. Genelde cerrahi tedavi tercih edilen bu kırıklarda açık redüksiyon ve internal tespit yapılmaktadır. Kırıkla beraber plato çökmüş ve kemik kaybı çok ise; çökme kaldırıldıktan sonra altı kemik grefti ile doldurulup internal tespit yapılır. 

Patella kırıkları 

Tüm kırıkların %1ini oluşturan bu kırıklar en çok 50-60 yaş arasında olmaktadır. Sert bir zemin üzerine düşme ile oluşan direkt ya da ani quadriceps kasılmaları sırasında dizi fleksiyona zorlayan yüklemeler ile oluşan indirekt mekanizmayla basit transver kırıklardan parçalı kırığa kadar kırıklar oluşabilir. Aniden gelişen dizi düz tutamama ya da tam bükememe durumları farkında olmadığınız diz kapağı kırığının habericisi olabilir. Tedavisinde; patellanın şeklini bozmayan ve eklem yüzeyinde merdivenleşmenin olmadığı transver kırıklarda ve kırık fragmanları arasında 2-4 mm varsa ve uzunlamasına kırıklarda silindirik bacak alçısı ile tespit edilerek konservatif tedavi uygulanır. Kırık fragmanları arasında 4-6 mm olan ve daha açık kırıklarda açık cerrahi ile paslanmaz çelik vidalarla (serklaj vidalar) fragmanlar birleştirilir. Parçalı kırıklarda veya diz ekleminin fonksiyonlarında bozulma olacağı düşünülen olgularda parsiyel patellektomi yapılabilir ya da patella protezi uygulanabilir. 

Tibia Cisim Kırıkları 

Yetişkinlerde en sık kırılan kemiklerdir. Tibia kırıklarının %80-90’nı fibula kırıkları ile beraber olmaktadır. Tibia kırıkları genelde ayak yerde sabitken rotasyonel zorlamalar ile oluşur. Tibia-fibula kapalı cisim kırıklarında ayrışma yoksa veya kapalı redüksiyon sağlanabiliyorsa konservatif tedavi yöntemleri tercih edilebilir ve kapalı redüksiyon sonrası bacak alçı tespiti yapılabilirken fibula kırıkları çok ağrılı değilse genelde tespit gerektirmez.  

Açık kırıklarda, damar yaralanmalarında, kompartman sendromunda acil cerrahi uygulanmaktadır. Ayrışmış tibia fibula kapalı cisim kırıklarında kapalı redüksiyon başarılamıyorsa,  

  • Başarılmasına rağmen kontrolgrafilerderedüksiyon kaybı oluyor ise yani instabil kırıklarda,  
  • 5 dereceden fazlavarusvalgusaçılanması,  
  • 10 dereceden fazlaanterior-posterioraçılanma varsa,  
  • >1 cm kısalık varsa, açık kırıklarda cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Kapalıtibiacisim kırıklarının günümüzde altın standart tedavi yöntemi intramedüller çividir. Açık tibia kırıklarında yaklaşım ise acil cerrahi uygulanmalı ve gerekli dizilim ve uzunluk external ya da internal fiksatör kullanarak sağlanmalı.  Bu olgularda dikkat edilmesi gereken en önemli nokta “kompartman sendromu” riskidir. 

Fibula Cisim Kırıkları 

Fibula izole cisim kırıklarının pek önemi yoktur. Direkt veya indirekt kuvvetlerle oluşan kırıklarından sonra elastik bandaj sarmak ve hasta tolere ettiği zaman (3-5 günde) yük vererek yürümesine izin vermek yeterli tedavidir. Dış malleole yakın kırıklarda fibular sinir zedelenmesine neden olabileceğinden dolayı 3 haftalık atel tedavisi genelde yeterli olmuştur. 

Lateral Malleol Kırığı 

Ayak burkulması gibi basit bir olayda bile lateral malleol kırığı oluşabilir. Hasta özellikle ayak dış yanında ağrı hisseder. Ayrılmamış kırıklarda kısa bacak alçısı kullanılarak konservatif tedavi uygulanırken, ayrılmış kırıklarda açık redüksiyon ve internal fiksasyonla tespit edilir. 

Calcenous Kırıkları 

Genellikle yüksekten düşmeyle oluşur. Halk arasında topuk kırığı olarak da bilinir, ayağın üstüne tam basamama durumuyla kendini belli eder. Ayrılmamış kırıklarda kısa bacak alçısı ile konservatif tedavi uygulanır.  Ayrılmış kırıklarda ise açık redüksiyon ve internal fiksasyon kullanılır. Bunun yanında kemik defekti (eksiklik) varsa kemik greftleride uygulanabilir. 

KIRIK SONRASI FİZİK TEDAVİ

Kırık sonrası rehabilitasyon, tedavinin önemli bir parçasıdır. Kırığın gelişmesine neden olan travma ağrı ve ödeme neden olurken, kırık sonrası sabitleme için kullanılan alçı, atel benzeri uygulamalar da kas kütlesinin azalmasına (atrofi), eklem sertliğine, dolaşım bozukluğuna ve fonksiyon kaybına neden olmaktadır. Bunları önlemek veya en aza indirmek için fizyoterapi uygulamaları mümkün olan en kısa sürede başlamalıdır. Fizyoterapinin bu dönemdeki bir diğer en önemli amacı ise kırık bölgesinin, mevcut kırık alanına zarar vermeden, en kısa sürede normal hareket ve fonksiyonuna sağlıklı bir şekilde kavuşmasını sağlamaktır.

Fizik tedavi kapsamında süreç kırık bölgesindeki hassasiyet, ağrı ve şişliğin giderilmesini sağlamakla başlar. Bunun için soğuk uygulamalar, masaj yöntemleri, elektrik akımları hasta için tercih edilebilir. Sonraki adım bu uygulamaların da eş zamanlı devam ettiği, bölgenin katılık/sertliğini azaltarak normal eklem hareketlerine izin verecek şekilde esnekliğinin tekrar kazandırılmasını sağlamaktır. İlk aşama da fizyoterapist tarafından yaptırılan pasif hareketler sonrasında hareket kazanımıyla birlikte hastayla birlikte olacak şekilde yapılır, sonrasında hasta hareketleri bağımsız yapması için cesaretlendirilir. Hastanın ağrı ve şişlikleri azaltılıp normal hareket açıklıkları tekrar kazanıldıktan sonra yavaş yavaş bölgenin kas kuvveti tekrar kazanılmaya başlar. Bu sayede kemik ve eklem üzerine binen yük azaltılarak tekrar ortaya çıkabilecek bir hasar riski de en aza indirilmiş olur.

Hastanın kırığı alt uzuvda ise yukarıda anlatılan süreçlere ek olarak, bu dönem de koltuk değneği gibi yürümeye yardımcı cihazlarla tedavi süreci devam eder. Sonrasında hastanın mevcut durumuna yönelik aşamalı bir şekilde daha az destek ve desteğin tamamen bırakılması şeklinde bir program izlenir. Hastaya mevcut süreç içinde tekrardan yürüme eğitimleri planlanır.  Eğer hastada yukarıda bahsedildiği gibi KBAS durumu söz konusuysa tedavi programı çok daha hassasiyet kazanır. Böyle bir süreçte agresif ve hastayı zorlayıcı tedavilerden kaçınmak gerekmektedir. Tedavisinde, sıcak-soğuk banyolar (Kontrast banyo/zıt banyo), su terapileri, basınç uygulamaları, kalp yönüne doğru yapılan hafif masajlar, gerekli görüldüğü takdirde yardımcı cihaz uygulamaları (splint) kullanılabilir. Egzersiz tedavisi de kırıkta olduğu gibi aynı protokollerle bu sendrom içinde geçerlidir. Ancak yapılan germe ve kuvvetlendirme egzersizleri çok daha hafif olmalı hastayı zorlayacak her türlü aktiviteden bu dönemde kaçınılmalıdır. Ayrıca dolaşımı hızlandıran ve ödemin azalmasına katkı da bulunan pompalama egzersizleri de hastanın kendi başına gün içinde uygulayabileceği egzersizlerdendir.

Hasta tedavi sürecinde yapılan uygulamalara fizyoterapist kontrolünde günlük yaşamında da devam etmelidir. Özellikle bu dönem de kırık iyileşmesini olumsuz yönde etkileyen alkol ve sigara kullanımına dikkat edilmeli, beslenmeye önem verilmeli, vitamin ve mineral yönünden zengin besinler tüketilmedir.

Kırık tedavisi ve rehabilitasyon süreciyle ilgili unutulmaması gereken en önemli nokta kırığın bulunduğu yere göre hastanın ihtiyaçlarının değişkenlik gösterebileceği ve tedavi programının da hastanın mevcut ihtiyaçlarına göre şekilleneceğidir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Diz Kireçlenmesi (Gonartroz)

Gonartroz dizde; ağrı, sertlik, ödem, şişlik, eklemde sıvı birikimi, eklemde dayanıksızlık, eklem çevresindeki kas zayıflığı ve küçülme ile seyreden fiziksel fonksiyonlarda bozulma ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olan ilerleyici bir hastalıktır. Gonartroz, 55-75 yaşları arasında erkeklere göre kadınlarda daha sık karşılaşılır. Kadınlarda 40 yaşından sonra görülme oranı artarken erkeklerde bu artış 50 yaş üzerinde görülür.

Gonartroz Neden Olur?

Eklemlerin üzerine binen yükü dengeli bir şekilde emip dağıtarak, istenen hareketi rahat yapmasını sağlayan eklem kıkırdağı, kemik, bağlar gibi yapıların doğumsal ya da sonradan gelişen bozuklukları nedeniyle olur. Ayrıca vücut kilosunda artış olduğu gibi eklemlerin üzerindeki yüklerin ya da mesleki nedenlere bağlı olarak eklemlerin normal çalışma koşullarının değişmesi de gonartrozun oluşma nedenleri arasındadır.

Belirti ve bulgular; Ağrı, hassasiyet, sabah sertliği, eklem hareketinde kayıp, eklem tutukluğu, eklem şişliği, ödem. Ağrı; acı ve sızlayıcı tarzdadır. Diz ekleminde başlayan ağrının aktiviteyle artıp, istirahatle yatışır tarzda olması, ağrının yıllar içinde artarak buna hareket kısıtlılığı ve eklem bozukluklarının eklenmesi tipiktir. Eklem sertliği 30 dakikadan daha kısa sürelidir.

Gonartroz; yürüme, merdiven inme ve çıkma, çömelip kalkma, eğilme ve kaldırma, çorap ve ayakkabı giyme gibi aktivitelerde kısıtlanmaların ortaya çıkmasına yol açar. Ev temizliği, alışveriş, seyahat, spor, ibadet ve çalışma aktivitelerinde zorlanmalar katılım kısıtlılıklarına neden olmakla birlikte fonksiyonel düşüşte görülür.

Risk Faktörleri: Yaş, cinsiyet, kilo, eklemlerde yapısal bozukluklar, eklem hastalıkları, eklemlerin aşırı kullanımı risk faktörleridir. Yaş ilerledikçe hastalığın görülme sıklığı artar. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Aşırı kilolu veya obez kişilerde diz eklemine binen yük arttığı için kilo en sık görülen risk faktörleri arasındadır.

Gonartroz’da Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Tedavide Amaç: Ağrının azaltılması, diz eklemine ait semptomların kontrol edilmesi, diz eklem fonksiyonlarının korunması ve geliştirilmesi, kas kuvvetinin korunması ve artırılması, diz ekleminde bozuklukların oluşmasının önlenmesi, hastanın genel fiziksel aktivite ve fonksiyonel düzeyinin artırılması, yaşam kalitesinin artırılması, hasta ve ailesinin eğitimi.

Hasta eğitimi: Diz eklemine aşırı yük bindiren aktiviteler ve bunlardan kaçınma yolları hakkında hastanın bilgilendirilmesi sadece ağrıyı azaltmakla kalmaz ileride oluşabilecek hasarı da önler. Bu amaçla hastaların uzun süre ayakta durmamaları, çömelmemeleri ve diz üstüne çökmemeleri istenir. Sandalye boyunun artırılması, tuvaletin yükseltilmesi, merdiven kullanımının azaltılması gibi ev içinde düzenlemeler yapılması önerilir. Ayrıca istirahat ve aktivitenin dengelenmesi, egzersizlerin ağrısız sınırda yapılması, uygun olmayan pozisyonlardan uzak durulması ve ağrıya kulak verilmesi konusunda da hastalar bilgilendirilmelidir.

Fizyoterapi; Çeşitli fizyoterapi yöntemleri gonartrozlu hastaların semptomlarını düzeltmede oldukça önemli role sahiptir. Termoterapi (ısı ve sıcak uygulamaları), çeşitli elektrikli uyarı yöntemleri, egzersiz ve manuel tedavi girişimleri, bantlama, ortez ve ateller, takviyeler ve uygun ayakkabıların giyilmesi, hareketi kolaylaştıran yardımcı araç ve gereçlerin kullanımı gibi yöntemler sık kullanılan fizyoterapi girişimleri arasındadır.

Egzersiz: Burada amaç ağrıyı azaltmak ve fiziksel fonksiyonları düzeltmektir. Hedef hem etkilenen hem de risk altındaki eklemleri koruyarak işlevselliğini artırmak hareketsizliği önlemektir.

Uygun egzersiz programı kuvveti, esnekliği, egzersiz kapasitesini artırırken, yürüyüş problemlerinin güvenli şekilde azaltılmasına yardım edebilir. Normal eklem hareket açıklığı egzersizleri, esneklik ve germe egzersizleri, dirençli egzersizler, su içinde bireysel veya grup olarak yapılan egzersizler, denge ve koordinasyon egzersizleri uygulanmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, her hastalık her insanda aynı şekilde deneyimlenmez. Kişiye uygun fizik tedavi ve rehabilitasyon programları fizik tedavi hekimleri ve fizyoterapistler tarafından belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Bu güvenli bir yöntem olduğu gibi gonartrozlu bireylerde yüz güldürücü sonuçlar alınması için elzemdir.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

WhatsApp chat