Diz Protezi

TOTAL DİZ PROTEZİ NEDİR VE NE ZAMAN UYGULANIR

Diz vücudumuzun en büyük ve en hareketli eklemidir. İçinde bulundurduğu yapılar zamanla ve dış veya iç etkenler sonucunda yıpranabilir. Osteartrit (kireçlenme ve eklem dejenerasyonu), gonartroz, Romatoid Artrit (Ateşli romatizmal hastalık), kemik erimesi, travmatik durumlar diz ekleminde ve çevre yapılarda harabiyete yol açar. Bunun sonucunda hastalarda; istirahat durumunda ve geceleri diz ağrıları görülür, eklem hareketinde azalma olur, yürüme mesafesi kısalır ve hastaların yaşam kaliteleri düşer.

Total Diz Protezinde Tedavi Yöntemleri

Medikal, fizik tedavi ve cerrahi girişimler diz problemleri sonrası uygulanan tedavi yöntemleridir. Tedavide amaç; ağrıyı azaltmak, eklem deformitelerinin artmasını önlemek ve azaltmak, yaşam kalitesini artırmaktır. Medikal ve fizik tedavi gibi konservatif yaklaşımların yetersiz kaldığı durumlarda hastalara total diz protezleri takılabilmektedir. Son yıllarda teknolojinin gelişimi ve uzayan yaşam ömürleriyle birlikte takılan diz protez sayısı kayda değer şekilde artmıştır.

Total diz protezine karar verilirken;

* Hemen her zaman günlük aktivitelere engel olan, gece uykudan uyandıran, ağrı ve hareket kısıtlılığı var mı diye bakılır. Kişinin şikayetleri de göz önünde bulundurulur; hastanın dizim donuyor, sanki sertleşiyor, bazen merdiven çıkamıyorum diye yakınmaları vardır.

Eklem içi ve eklemi çevreleyen yapılardaki deformasyon (şekil değişikliği, biçimsizleşme) protezin tipini belirler. Bağ fonksiyonlarını tamamen üstlenecek bir protez kullanılması gerekiyorsa menteşe tipi protez kullanılır. Bağların korunup sadece eklem yüzeylerinin değiştirilmesi gerekiyorsa kondiler tip protez kullanılır.

İdeal bir protez, dizin normale yakın hareket açıklığına izin vermeli, eklem kinematiğini değiştirmemeli ve anatomik bütünlüğü sağlamalıdır.

Cerrahi sırasında bozulmuş eklem yüzeyleri değiştirilerek o yüzeyler için tasarlanmış özel parçalar yerleştirilerek eklem oluşturulur. Değiştirilen eklem yüzeyleri patella arka yüzü, femur yüzü ve tibia yüzüdür. Cerrahi sonrası en korkulan komplikasyon enfeksiyon oranı %2  en sık görülen komplikasyon olan derin ven trombozu %85 oranındadır. Total diz artroplastisi sonrası fonksyonel bir hareket açısı kazanmak hedeflenmektedir. İyileşme süreleri hastadan hastaya farklılık göstermekle beraber cerrahi sonrası hasta yürüteç yardımı ile yürümeye başlayabilir.

Total diz protezi dejeneratif bozuklukların neden olduğu ağrı ve hareket kısıtlılığının giderilmesinde kullanılan başarılı bir cerrahi işlemdir.

Ücretsiz Ortopedist Muayene Başvurusu

Total Diz Protezi Sonrası Fizik Tedavi

Uygun protez hastaların diz bölgelerine uygulandıktan sonra ağrı giderici uygulamaların yanında ameliyatı takip eden birinci gün -ayağa kalkmayı engelleyen bir komplikasyon gelişmemişse- hasta ayağa kaldırılır ve yürütülür.

Erken (Akut) dönemde Diz Protez Sonrası Fizik Tedavi ;

  • Dolaşım artırıcı (izometrik egzersizler vb.) egzersizler, ayak bileği pompalama egzersizleri, elevasyon ve buz uygulamaları,
  • Dolaşım artıcı, ağrı kesici ve kas kuvveti artırıcı fizik tedavi ajanları: TENS, Capilarizasyon, EMS (Elektrik Motor Stimülasyon), CPM: Devamlı pasif hareket sağlayan bir cihaz. Bu uygulama diz protezi sonrası için çok önemlidir. Çünkü protez sonrası diz ekleminde kısıtlılıklar meydana gelebilmektedir. Bu cihaz kısıtlılıkların önüne geçecektir. Fizyoterapistin belirlediği germe yöntemleri ile birlikte CPM cihazı kullanılan hastalarda diz kısıtlılık oranın oldukça azaldığı gözlemlenmiştir,
  • Dizin düz pozisyonu (diz ekstansiyonu) bozulmamalıdır. Hastalar bu dönemde çok ağrı çektikleri için dizlerinin altına yastık koymaktadırlar. Bu pozisyon dizin arka tarafındaki kasları kısalttığı için ileri dönemde sürekli ağrı oluşur ve hastaların yürüyüşleri bozulur. Bu yüzden dinlendirici pozisyon iki üç saatte bir 10 ila 15 dakika uygulanmalıdır.
  • Yatak yaralarında koruma yöntemleri
  • Hasta eğitimi (yatış şekilleri, tuvalete oturup kalkma, banyo vb.)
  • Yardımcı cihazla yürüme eğitimi (walker: yürüteç)
  • Ödem çorabı: Hastalar ameliyat sonrası -ortopedistin belirlediği- 10 gün boyunca kan sulandırıcı iğne vurulurlar. Bu dönemde hastalar hareketsiz olduğu için vücutta kan dolaşımı düzenli olmaz ve akciğere emboli atma riski oluşur. Hastalar günde 5-6 kere yürüyebilir duruma gelene kadar bu çorabın devamlı kullanılması gerekir. İlerleyen dönemde bir sürede daha geceleri kullanılması uygundur.
  • Oturma, yürüme ve denge eğitimi.

 

 İlerleyen Dönemde Diz Protez Sonrası Fizik Tedavi;

  • Germe Yöntemleri:
  • İlerleyici kuvvetlendirici egzersiz yöntemleri
  • Elektroterapi ajanları
  • Denge ve yürüme eğitimleri

Bahsedilen tüm yöntemler bütüncül bir biçimde hastaya göre kombine edilip uygulanır. Zamanında ve doğru uygulanan fizik tedavi ile diz kireçlenmesinden kaynaklı ağrılarda ciddi azalma gözlenebilir. Ancak operasyon gerekiyorsa cerrahi+fizik tedavi ile diz protez ameliyatı sonrası kişi günlük yaşamına kolaylıkla dönebilir, ameliyattan önce merdiven çıkamıyorum diye üzülseniz de operasyon sonrası protezinizle zorlanmadan merdiven çıkabilir, günlük işlerinizi yerine getirebilirsiniz.

Evde Fizik Tedavi İçin Bilgi ve Randevu

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

İnme (Felç)

İnme Nedir?

İnme, beyin damar kanaması veya tıkanıklığı sonucu meydana gelen bir hastalıktır. İnme sonrasında; hareket kaybı, kas kuvvet kaybı, his bozukluğu, denge kaybı, konuşma bozuklukları ve düşünsel fonksiyon kaybı ve görme problemleri gözlenebilir. Dünya sağlık örgütü (WHO) inmeyi damarsal kaynaklı, 24 saatten uzun süren, ölüme yol açabilen beyinsel fonksiyonların bozulması sonucu hızla gelişen yaygın bir klinik tablo olarak tanımlar.

Bir diğer inme nedeni de beyin içindeki damarların yırtılarak beyin içine kan dolması sonucu ortaya çıkan kanayıcı hemorajik inme denir. Nedeni genellikle yüksek tansiyondur. İnmelerin %15’ini oluşturur

İnme, yüksek orandaki sıklığı ile toplumun büyük kısmını etkileyen ve hayatta kalan kişilerde engelliliğe yol açan önemli bir sağlık problemidir.

İnme geçirenlerin %70 i 65 yaşın üzerindedir. İnme riski, 55 yaşından sonra her on yıl için iki kat artar. Erkeklerde görülme sıklığı kadınlara göre iki kat fazladır. Ülkemizde inme geçiren hastaların ortalama yaşı 62.3 tür.

Yaşam tarzı, beslenme alışkanlığı inme için risk faktörüdür. Diyabet hastalarında inme geçirme riskinin 2 ila 6 kat arttığı gözlenmiştir. Sigara içenlerde ise bu risk iki kat fazladır; sigara bırakıldıktan sonra 5 yıl içinde içmeyenlerle aynı riske sahip olurlar. Uyuşturucu kullanımı inme riskini 7 kat arttırır.

İnme sonrası görülen başlıca problemler şunlardır: Denge problemleri (oturma ve ayakta durma dengesi), düşme korkusu, yazmada güçlük, güç kaybı, istemsiz kas tonusunda artış (spastisite), postür bozukluğu, eklem hareket açıklığında azalma, yutma güçlüğü, mesane problemleri, dolaşım problemleri, ağrı, ödem, kemik erimesi (osteoporoz), cilt bütünlüğünün bozulması, yüksek kan basıncı, yorgunluk, uyku problemleri, kardiyak problemler, cinsel problemler, depresyon.

Geçici iskemik atak nedir? Felç (inme) ile arasında ne fark vardır?

Beyin damarlarındaki tıkanma veya kanamaya bağlı olarak etkilenen beyin bölgesine yeterli kan gitmez, kısa bir sürede o bölgedeki hücreler ölür. Buna bağlı olarak da vücudumuzla ilgili bazı fonksiyon bozuklukları görülür. Bunlar en sık olarak konuşma bozukluğu, vücudun bir yarısında güçsüzlük ve hissizlik, tek veye her iki gözde görme kaybı, veya geçici körlük, çift görme, dengesizlik şeklinde karşımıza çıkar.

Bu bulgular 24 saatten uzun sürdüğünde inme, daha kısa sürerse geçici iskemik atak (GİA) diyoruz.

İnme (Felç) Sağ Taraf ve Sol Tarafın Etkilenimi

Beynimizin sol tarafı vücudumuzun sağ tarafını, beynimizin sağ tarafı ise vücudumuzun sol tarafını kontrol eder. İnmede beynin sol tarafı hasar görmüşse vücudun sağ tarafı, sağ tarafı hasar görmüşse vücudun sol tarafı etkilenir.

SOL TARAF FELÇ

Vücudun sol tarafı etkilenen hastalarda sıklıkla hareketlerin algılanmasında zorluk, görsel hafıza kaybı ve sol tarafı ihmal etme ile karşılaşılır. Almanya’da yapılan bir araştırmada sol taraf felç geçiren hastalara cin ali çizdiriliyor. Sonuçlarına bakıldığı zaman hastaların cin alinin sol kol ve bacağını çizmediği görülüyor! İnmede, Türkiye’de görülen en büyük problemlerden biride tam olarak bu olaydır. Hastanın yatağını, felçli tarafı hep duvar kenarına gelecek şekilde konumlarlar. Buda hastanın zaten ihmal ettiği tarafı daha çok yok saymasına sebep olur. Olması gereken hastanın felçli tarafını odanın içine katmaktır. Televizyonu o taraftan izlemeli, misafirlerle o taraftan iletişim kurmalı, yiyecek ve içeceklerin o taraftan verilmelidir. Buna da CROSS FASİLİTASYON denir ve felçli hastanın felçli tarafının farkındalığını arttırır. Böylelikle oturma ve ayakta durması dengesi gelişir. Yürümeye geçiş hızlanır (Bu teknik sağ ve sol taraf felçli hastalar için de uygulanabilir.) Genellikle hastalar konuşmada problem yaşamazlar. Düşünmeden hareket eder ve günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirirken zorluk yaşarlar. Bazı hastalar etkilenen tarafı tamamen reddeder. Şiddetli vakalarda rehabilitasyon daha zordur. Hastalar genellikle erken taburcu olmak ister ve kendi durumunun farkında değildir.

SAĞ TARAF FELÇ

Vücudunun sağ tarafı etkilenmiş hastalar iletişim ve konuşma yeteneklerini kaybedebilirler. Yutma bozukluğu ve buna bağlı gelişen yemek problemlerine dikkat edilmelidir. Bu konuda konuşma ve yutma terapistlerinden yardım alınmalıdır. Algı ve görsel hafıza bozulmamıştır ve öğrenmeye devam edebilirler. Öğrenilmiş olan davranışlar sırası ile tekrar öğretilmeli ve tekrarlanmalı. Hastalarla kısa ve net cümleler ile iletişim kurulmalıdır.

Evde Nörolog Muayenesi İçin Bilgi ve Randevu

İNME (FELÇ) SONRASI FİZİK TEDAVİ 

Tıkanıklığa bağlı inmeler 48 saat içinde, beyin kanamasına bağlı inmeler ise beş gün içinde rehabilitasyon yönünden değerlendirilmeli. Erken dönemde hastanın uyanıklığı, algısal durumu, yutma ve yatak yaraları yönünden hasta kontrol edilmeli. Mesane ve bağırsak bakımı ile hastanın hareketliliğine önem verilmelidir. Hareketlilikle birlikte hastaların çevresiyle olan iletişimi kolaylaşır.
inme geçiren hastalarda pozisyonlama çok önemlidir. Pozisyonlamalar akut dönemde hastanın iyileşme mekanizmasını destekleyecek şekilde olmalıdır. Bunu bilen ve doğru uygulayacak kişi fizyoterapistlerdir. Sırt üstü, sağa ve sola çevirme teknikleri farklıdır. Ayrıca oluşabilecek  yatak yarasını önlenmenin tek yolu doğru pozisyonlama ile mümkündür. Bu pozisyonlamalar ilk seansta fizyoterapistler tarafından aileye öğretilmelidir. Boşaltım sistemi problemi çeken hastalarda bası yarası oluşma riski daha fazladır. Uygun pozisyonlama kan dolaşımını da iyi yönde etkiler.

İnmeli hastaların çoğunda başlangıçta görülen ağır nörolojik kaybın fizik tedavi ile belirgin bir şekilde düzeldiği görülmektedir. Bunun için detaylı değerlendirme şarttır. Reflekslerin varlığı kontrol edilmelidir. Bu refleksler kullanılarak hareket kabiliyeti kazandırılır. İyileşme derecesi beyinde etkilenen sinir hücre sayısına göre hastadan hastaya farklılık gösterir. İnme hastalarında hasar görmüş beyin bölgelerinin işlevlerini beynin farklı bölgeleri üstlenir. Buna nöroplastisite denir. Nöroplastisite eğitim ise fizyoterapist tarafından gereken nöro-gelişimsel yaklaşımlar ile sağlanır.

İnmede ilk altı ay iyileşmenin en hızlı olduğu dönemdir. Bu yüzden olabilecek en erken dönemde tedaviye başlanmalıdır. Alınan tedavide hastanın uzman fizyoterapistler tarafından mutlaka ayağa kaldırılması gerekmektedir. İnsan vücudunun muazzam hareket yeteneğine sahip olmasını kas, kemik ve eklemlerin üzerindeki milyonlarca reseptörler sağlar. Tedavide kasların hareket etmesi, kemik ve eklemlerin üzerine yük verilmesi ile  bu reseptörler uyarılır ve beynin iyileşme mekanizması tetiklenir. Ağırlık aktarmaya yani yük vermeye aproksimasyon denir. Bu işleme olabilecek en erken dönemde başlanmalıdır. Tedaviyi yapan uzmanların bu teknikleri muhakkak uygulaması gerekir. Sadece el ve ayağı hareket ettirerek sonuç almak imkansızdır. Tedavinizi yapan kişiden beklentiniz bunlar olmalıdır. Aksi vakit kaybıdır ve en önemli iyileşme dönemi olan ilk altı ayı kaçırmak demektir.  Size yapılan tedavi hakkında bir bilginiz olmayabilir, uygulanan işlemleri anlamıyor olabilirsiniz bu konuda alanında uzman ekibimize danışabilirsiniz.

Felçli hastanızın evinizde ücretsiz değerlendirmesi için başvuru yapabilirsiniz. Bu hizmetimiz e-fiziktedavi gönüllü fizyoterapistleri tarafından sağlanmaktadır.

FELÇ TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR.

İnme sonrasında aktif rehabilitasyon programına başlanması çok önemlidir, en kısa sürede hastanın rehabilitasyon kliniğine götürülmesi gerekir. Eğer götürülme olanağı yoksa evde fizik tedavi için destek alınmalıdır.

Evde Fizik Tedavi İçin Bilgi ve Randevu

İNME(FELÇ)’DE AYNA TERAPİ ( miror visual feedback therapy)

Ayna terapi : beynin frontal ve parietal loblarında bulunan “ayna nöronlar” olarak adlandırılan hücrelerin rehabilitasyona entegre edilmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu sinir hücreleri gözlemci ve gözlenenin aynı sinir hücrelerinin devreye girebilmesini sağlayarak, empati yapmayı sağlar. Yokluğunda ise otizm ve empati eksikliği gibi problemlere neden olabilmektedir.

Ayna terapi motor çıkış ve duyu girişleri arasındaki uyumu restore ederek hareket eder. Sağlam kol ve bacağın ayna görüntüsü kullanılarak beyinde bir illüzyon yaratılır. Kişi aynadan sağlam tarafın hareketlerini izlerken de bu ayna nöronlar ateşlenir ve aynadaki görüntüsünün ağrılı ya da paretik tarafı olduğunu düşünür. Bunun sonucunda sağlam diğer tarafının çalıştırılması ile sorunlu olan bölgesini tedavi etmiş olur.

1922 yılında Ramachandran ayna terapiyi fantom ağrısı (santral başlangıçlı kronik ağrı) ve stroke (felç) sonrası hemiparezi de kullanmıştır. Günümüzde kullanım alanları ise

  1. Fantom ağrısı
  2. Kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1
  3. Elde periferik sinir yaralanmaları sonrası gelişen ciddi hiperestezi
  4. İnme sonrası motor fonksyon geliştirilmesi

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Gelişimsel Kalça Çıkığı

Halk arasında kalça çıkığı olarak adlandırılan kalça displazi; femur (uyluk kemiği) ve bu kemiğin pelvisle (leğen kemiği) bağlantı yaptığı yüzey olan asetabulum arasındaki uyumsuzluk (yarı çıkık) ya da tam çıkık olan displazi şeklinde kendini göstermektedir. Dünyada bin doğumda bir olarak görülen displazi sıklığı ülkemizde binde 5 ila 15 arasında değişmektedir.

Daha önce doğuştan kalça çıkığı olarak adlandırılan hastalık günümüzde gelişimsel kalça displazisi (çıkık) olarak revize edilmiştir. Bu değişimdeki temel etmen kalça çıkığının sadece doğuma bağlı olarak değil doğumdan sonraki evrede de kendini gösterebiliyor olmasındandır.

Makat doğum, kundaklama, anne karnındaki pozisyonel bozukluklar, anne karnındaki sıvı azlığı başlıca sebeplerinden olmakla birlikte genetik yatkınlıklar, aile öyküsü ve yapısal özellikler (kas ve bağ dokunun olması gerektiğinden gevşek olması vb.) de belirleyici olmaktadır.

Bebeğin anne karnındaki pozisyonunda dizler fleksiyonda (bükük) ve kalça abdüksiyondadır (dışa açık). Doğumdan sonra da kalça bu pozisyonu korur. Ve kıkırdak halde olan kalça eklemi ilk üç ay içerisinde kemikleşmesini tamamlar. Bu aşamada kundaklama gibi kalça anatomisine aykırı pozisyonlamalar (bebeğin bacaklarını düzleştirme içe yaklaştırma hareketleri) femur başının asetabulumdan çıkmasına neden olabilir.

Aynı zamanda yeni doğan bebeğe hareketlerini kısıtlayıcı kıyafetler giydirilmemeli, üzeri çok ağır örtülerle kapatılmamalıdır.

Yenidoğan bebeğin dizlerinin ve kalçasını bükülü olmaması, kasık katlantılarının asimetrik olması, bacak boyları arasında fark olması, kalçanın dışarı açılmasında kısıtlılık olması şüphe uyandıran belirtilerdendir. Bu belirtilerden bir tanesinin görülüyor olması gelişimsel kalça displazisi şüphesi uyandırmakta ve mutlaka ortopedist doktor tarafından muayenesi yapılmalıdır. Tedavide erken tanı önemli bir faktör olmakla birlikte tedavi görmeyen bebeklerin gelişiminde kalıcı deformasyonlara neden olabilmektedir. Erken tanılı tedavide pelvik bandajlar önemli rol oynamaktadır. Bununla birlikte eklem kapsülünün stabilizasyonu için gereken çevre kas dokunun güçlü tutulması tedavide bir diğer önemli faktördür. İlerleyen dönemde femur başı avasküler nekrozu vb. gibi kemik yapıda süreklilik arz eden deformitelerin yaşanmaması için mutlaka bir fizyoterapist ile çalışılmalıdır.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Menisküs Yaralanmaları

Menisküs Nedir?

Menisküs; diz ekleminde bulunan ‘C’ şeklinde konumlanan ve açık kısımları birbirine bakan kıkırdak dokulu bir yapıdır. Bu yapı diz eklemini oluşturan uyluk ve kaval kemikleri arasında, bir adet iç kısımda iç (medial) menisküs, bir adet dış kısımda dış (lateral menisküs olmak üzere her iki dizde de bulunur.

Diz eklemi vücut ağırlığının taşınmasında önemli bir rol üstlenir. Dize gelen yüklerin, bacağın üst kısmından alt kısmına dengeli bir şekilde taşınması ve aktarılması ise bu lastiksi yapıdaki menisküsler sayesinde olur. Menisküsler bir conta görevi görerek, kemiklerin birbirine sürtünerek hasar görmesini engeller.

Menisküs problemleri; sıklıkla sporla uğraşan bireylerde görülebileceği gibi spor dışı sıradan aktiviteler sırasında da görülebilir. Ayak yerde sabitken gövdenin diz üzerinde ani dönüşü, dize alınan darbe, tekrarlanan diz bükme hareketleri genç yaşta menisküs kopma ve yırtıklarına yol açabilir. 40 yaş üstü kişilerde ise; zaman içinde menisküslerin yapısının kalitesinde azalma, fazla kilo, kireçlenme gibi nedenler basit bir çömelme hareketinde bile menisküs hasarına sebep olabilir.

Oluşan bu yırtıklar ani travmalardan çok tekrarlayıcı travmalar yüzünden oluşurlar. Menisküslerin kan damar yapısı içermedikleri için beslenmeleri zayıftır ve bu yüzden menisküs yırtıkları kolay kolay iyileşmezler.

Oluşan yırtıklar tibia plato yüzeyine paralelse “horizontal yırtık”, dikse “vertikal yırtık” olarak adlandırılır. Vertikal yırtıklar menisküsün orta kısmına doğru uzanıyorlarsa “radikal yırtıklar”, ön arka planda uzunlamasına büyüyorlarsa en sık görülen “longitudinal yırtıklar” oluşur. Longutidunal yırtıklar menisküsün arka kısmından başlayıp öne doğru ilerliyorsa “kova sapı yırtığı” oluşur. Halk arasında daha yaygın bilinen bu yırtık tipi, menisküs semptomlarının en tipik bulgusu kilitlenmelere neden olur.

Menisküs zedelenmelerinde ilk bulgu; dizde ağrının oluşmasıdır. İlk başlarda çok şiddetli olmayan ağrı, merdiven inme ve özellikle çıkma sırasında, eğilip kalkma hareketinde, namaz kılma sırasında şiddetini artırır. Eklem içinde sıvı birikmesiyle ağrıya şişlik de eşlik edebilir. Hasarın şiddetine göre; yürürken dizde boşalma hissi, kilitlenme, takılma sesi ve eskiye kıyasla hareket kısıtlanması gözlemlenebilir. Ayrıca bu yaralanmaya çapraz bağların da hasar görmesi eklenmiş olabilir. Bu durumda doktorun fiziksel muayenesi ve MR tetkikiyle yırtığın boyutu saptanır.

Menisküs Ameliyatı (Cerrahisi)

Parsiyel menisektomi: sağlıklı kısımların bırakılıp yırtılmış parçanın çıkartılmasıdır.

Total menisektomi: tamiri mümkün olmayan ve parsiyel menisektomi yapılamayan yırtıklar da menisküsün tamamı çıkartılır.

Menisküs tamiri: iyileşmeye olanak tanıyan ve iyileştikten sonra fonksiyonelliğe dönebilecek yırtıklarda uygulanır. Menisküs tamir işlemi yapılacak hastalara karar verilirken genç ve menisküsün periferinde (dışa yakın kısımlarda) yırtık olması göz önüne alınır.

Menisküs cerrahileri açık veya kapalı (artroskopik) olarak yapılabilir.

Menisküs fonksiyonlarının öneminin anlaşılması ile beraber menisektomi (menisküsün çıkarılması) sonrası dizde oluşabilecek yapısal değişiklikler nedeniyle günümüzde artık tamamen çıkartmak yerine yırtılan kısım çıkarılmakta ya da tamir edilmektedir. Hatta bazı durumlarda  menisküsler kendiliğinden iyileşebilmekte veya semptom vermemektedir. Bu durumda cerrahi yerine konservatif tedavi yaklaşımları denenebilir.

Menisküs Konservatif Tedavi

Akut dönemde bacak hareketleri kısıtlanıp, dinlenme, buz kompresi, elastik bandaj ile sargı ve dizi vücut seviyesinden yüksekte tutarak (dizin altını yastıkla yükselt) ağrı ve şişliğin azalması beklenir. Bu süreçte birey dize binecek yükü koltuk değnekleri kullanarak azaltır. Dizin aşırı hareketini ve yaralanmanın ilerlemesini önlemek ve ağrıyı azaltmak için ortez kullanılır.  İyileşene kadar spor ve aktivitelerde dize binen yükü azaltacak şekilde düzenlemeler yapılır.

Diz için yapılan tüm egzersiz programları ağrı sınırları içinde ve hastanın durumuna uygun olarak yapılmalıdır.

Doktor tarafından reçete edilen anti-enflamatuar ve analjezikler kullanılmaya başlanır.

Menisküs Ameliyatı  Sonrası Fizik Tedavi

Uygulanacak olan rehabilitasyon programı yapılan cerrahi şeklinin menisektomi mi yoksa tamir mi olduğuna göre değişmektedir. Total menisektomide menisküs dokusunun tamamı çıkartıldığı için korunmak istenen bir doku yokken tamir sonrası korunması gereken bir doku vardır.

Menisektomi cerrahisi sonrasında ağrı ve ödem kontrolü sağlandıktan sonra hareket açıklığı kazanılarak, hastanın tolere edebildiği ölçüde hareketlendirmeye başlanır. Oluşabilecek atrofiyi önlemek ve kas kontrolü amacıyla kuvvetlendirme, denge ve propriosepsiyon egzersizleri programa eklenir. Hasta sporcu ise fonksiyonel ve spora özgü hareketlere ilerleyen dönemlerde geçilir.

Yapılan cerrahi işlem menisküs tamiri ise öncelikli olarak ağrı ve ödem kontrolü ile beraber 4-6 haftalık bir koruma dönemi sonrasında  fizyoterapistin kişiye özel olarak oluşturacağı rehabilitasyon programı uygulanır. Programa hareket açıklığı, propriosepsiyon, denge ve kuvvet egzersizleri uygun bir şekilde dahil edilir. Hasta sporcu ise spora özgü egzersizlere terapist eşliğinde başlanır. Düzenli bir programla spora dönüş 4-5 ay içinde sağlanabilir

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Periferik Sinir Yaralanmaları

Vücudumuzda omurgamızdan çıkan ve tüm vücuda yayılan kaslarda ve yumuşak dokularda sonlanan sinir ağına periferik sinir sistemi denir. Periferik sinir ağı beyin ve omurgadan gelen emirleri tüm vücudumuzdaki kaslarımıza, eklemlerimize ve diğer dokulara iletir.

Periferik sinir yaralanmaları (nöropati) birçok sebepten gerçekleşebilir.

Bunlar;

  • Travmalar,
  • Aşırı gerginlikler,
  • Ani ve zorlayıcı traksiyona (çekme) bağlı zorlanmalar,
  • Çeşitli sebeplerden sinire yapılan basılar,

Periferik sinir yaralanmalarını takiben vücutta görülen belirtiler;

  • Hasar görmüş sinirin ilişkili olduğu kas veya kas gruplarındaki hacim kaybı, zayıflama,
  • Duyu kayıpları, his kayıpları,
  • Dolaşım bozuklukları,
  • Eklem hareket açıklığı bozuklukları,

Yapılan muayene sonucunda cerrahi veya konservatif tedavi programı belirlenir.

Kişinin rehabilitasyonu hasarlanan sinir bölgesine ve hasar durumuna uygun olarak kişiye özel şekilde programlanır. Sinir hasarının kişinin günlük yaşamına etkisi de göz önüne alınarak etkilenen kas ve eklemlere yönelik sinir iletimini tekrar sağlanıncaya kadar kas, eklem ve çevre dokuların korunması sağlanır. Kas atrofileri (kasın küçülmesi) ve eklem donmaları engellenir. Doğru pozisyonlamalarla sinir iyileşmesi sürecine yardımcı olunur. Kişiye günlük yaşamında yardımcı cihazların seçiminde ve kullanımında eğitim verilir. Eğer periferik sinir hasarı sonucu kişi operasyon geçirmişse operasyonun neticesine göre en kısa zamanda rehabilitasyona başlanmalı, çevre kaslar ve eklemler güçlendirilerek hasar bölgesi korunmalıdır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Ön Çapraz Bağ Yaralanmaları

Diz eklemini oluşturan; uyluk kemiği, kaval kemiği ve diz kapağını birbirine bağlayan, diz ekleminin stabil kalmasını sağlayan; ön ve arka çapraz bağlar, iç ve dış yan bağlar olmak üzere 4 önemli ana bağ vardır.

Ön ve arka çapraz bağlar diz ekleminin ortasında bulunmakta ve birbirlerini çaprazlayarak X şeklini aldıkları için bu isimle anılmaktadırlar. Ön çapraz bağ (ÖÇB); dizin kontrolsüz şekilde öne doğru kaymasını engellerken arka çapraz bağ(AÇB); dizin geriye doğru yer değiştirmesini önler. İç ve dış yan bağların da dizin içe ve dış yana kaymasını engellemesiyle koordineli bir yürüyüş sağlanmış olur. Dizi dışardan gelen ani darbeler, dönüşler ve fazla yüklenmelere karşı koruyarak mekanik stabilite sağlar. Dize sağlamlık hissi vermesinin yanında derin duyu dediğimiz dizin propriosepsif girdilerinde de büyük rol oynar.

Dizde en sık karşılaştığımız yaralanmaların başını ön çapraz bağ yaralanmaları alır. Genelde önlenemez kazalardır ve tamir gerektirirler. Sıklıkla basketbol, futbol, kayak gibi sportif bir aktivite sırasında sabit ayak üzerinde, gövdenin ani şekilde dönmesi (koşarken ani yön değiştirme) sırasında, arkadan itilme anında, yüksekten düşme, dize direk darbe durumlarında kopma meydana gelir. Sıklıkla diğer bağ ve menisküs yaralanmaları eşlik eder bu duruma. Anatomik pozisyonlarından ve benzer görevlerinden dolayı daha çok iç yan bağ ve iç (medial) menisküs eşlik eder.

Doğuştan yaygın bağ gevşekliği de varsa bu kopma riski artabilir. Ayrıca kadın sporcularda kas güçlerinin ve bağların gevşeklik durumunun erkeklerden farklı olması gibi yapısal özelliklerinden dolayı %2-10 oranında erkek sporculara göre daha fazla oluşabilmektedir.

Uyluk grubu kaslarının güçlü olması ve sporda kullanılan doğru ekipmanların kullanılması yaralanma riskini minimuma indirir.

Ciddiyetine göre 3 derecede incelenir:

  1. Derecece: En az bağ hasarı ile birlikte ağrı
  2. Derece: Daha fazla bağ hasarı ve eklemde boşalma hissi
  3. Derece: Bağda tam kat yırtık ve eklem stabilitesi bozulmuştur.

Ön çapraz bağ yaralanmalarında; ilk olarak ciddi bir ağrı ve birkaç saat içinde şişme meydana gelir. Hatta bazı yaralanma anlarında bağdaki kopma sesi duyulabilir. Hareket kısıtlılığı ve topallama görülür. Akut dönem geçtiğinde şişlik ve ağrı hissi azalır. Bunun yerini yürürken dizde boşalma hissi, yürüyüş sırasında dizi kontrol edememe, merdiven inmede güvensizlik yaşama, koşamama gibi belirtilere bırakır. Bu şikayetlere ek ağrı devam edip, dizde kilitlenme hissi varsa menisküs yırtığının da ön çapraz bağ yaralanmasına eşlik etmiş olabileceği düşünülür. Genellikle ilk iki gün en kötü halini alır ve sonrasında azalmaya başlar.

Yaralanma sonrası ilk müdahale olarak kişinin bacağa yük vermesi kısıtlanıp, buz ve elastik bandaj ile sargıyla ağrı ve şişliğin azalması sağlanmalıdır.

Doktorun dizin stabilitesini değerlendiren fiziksel muayenesi sonrası, eklemi oluşturan kemiklerde çatlak veya kırık tespiti için röntgen ve bağ yaralanmasında kesin tanı için MR tetkikiyle ön çapraz bağ yaralanmasının evresi saptanır.

Kullanılan değerlendirme testleri:

  1. Öne Çekmece Testi
  2. Lahman Testi
  3. Pivot Shit Testi
  4. KT1000-2000 gibi testler hekim tarafından fizik muayenede kaval kemiğinin öne doğru bir hareketi olup olmadığını anlamak amacıyla yapılmaktadır. Sağlıklı ve objektif bir ölçüm için testler her iki dizde yapılıp karar verilir.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ AMELİYATI (CERRAHİSİ) 

Yırtılan bir ön çapraz bağın kendini yenileme ve iyileşme yeteneği sınırlıdır. Bu yüzden;

*Genç bireylerde,

*Aktivite düzeyi yüksek spor yapan bireylerde,

*Ön çapraz bağ dışında başka bağ ve menisküs yırtıkları eşlik eden bireylerde cerrahi uygulanması uygundur. Akut dönemde yüksek düzey spor yapan bireylerde ameliyat hemen yapılması gerekirken, aktivite düzeyi düşük genç bireylerde cerrahi için 3 hafta beklemek daha uygunudur. Kronik dönemde ise ameliyat herhangi bir süreçte yapılabilir.

Bağın tamiri için kullanılan greftler otogreft (kendi vücudundan elde edilen bağlar) veya allogreft (kadavra veya başka bir kişiden elde edilen bağlar) olabilir. Sık sık hamstring ve patellar tendon greftleri kullanılmaktadır.  Cerrahın tercihine göre “Tek demet, Çift demet, Anatomik tek demet “ön çapraz bağ tamiri yapılabilir. Son zamanlarda biyomekanik üstünlüğü fark edilen çift demet tekniği geliştirilmesine rağmen en yaygın olarak tek demet kullanılmaktadır. Ameliyat sonrası en sık karşılaşılan komplikasyon greft alınan bölgede ağrı ve kanama oluşmasıdır.

ÖÇB cerrahileri başarı oranları %80-90 civarındadır.

*Ön çapraz bağda kısmi yırtık oluşmuşsa ve kişinin aktif bir yaşam tarzı yoksa cerrahi tedavi önerilmeyebilir.

Cerrahi tekniklerinin gelişmesi ile fizyoterapi protokolleri de hızlanmaya başlamıştır.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ AMELİYATI (CERRAHİSİ) SONRASI FİZİK TEDAVİ

Rehabilitasyon protokolleri hastaya, hastalığın durumuna göre modifiye edilmelidir. Spora veya aktiviteye mümkün olduğu kadar erken dönüş sağlanmalı fakat zamanından önce dönüldüğünde yaralanmanın kötüye gidebileceği unutulmamalıdır. Tedavi gün ve haftaya göre değil dizin iyileşme sürecine ve kişiye göre ilerler.

Rehabilitasyon süreci cerrahi sonrasında en erken dönemde hastane ortamında başlanmalıdır. Öncelikli olarak hasta eğitimi verilir. İlk 48 saat her saat 15 dakika, devamında günde en az 3-4 kez 15 dakika buz uygulaması öğretilir. Açı ayarlı dizlik başlangıçta 0 derecede kilitli daha sonra açı artırılacak şekilde, ilk gün çift koltuk değneği ile yürüme eğitimi verilmelidir. En geç 3 hafta sonunda hasta ayağına tam yük vermelidir.

Yatak içi pasif, aktif eklem hareket açıklığı ve mobilisazyon egzersizleri ile başlayan program fizyoterapist eşliğinde ilerler. En erken dönemden itibaren başlangıçta oturarak devamında ayakta durarak propriosepsiyon egzersizleri programa eklenmelidir. Erken dönemde hasta yapabildiği egzersizleri açı ayarlı breysini kullanarak yapmalıdır. Terapist hastanın durumuna göre tedaviye dizin ön ve arka grup kaslarını içeren germe ve kuvvetlendirme egzersizlerini ekler. Koruma dönemi sonrası ayakta kuvvetlendirme ve denge egzersizleri dâhil edilir. İleri kuvvetlendirme dönemi sonrasında spora dönüş çalışmalarına başlanır. Spora özel egzersizler ile beraber spora dönüş performans testleri sonuçlarına göre kişi aktif spor yaşamına döner.

Fizyoterapist kontrolünde yapılan doğru bir rehabilitasyon programı ile kişiden kişiye değişmekle beraber yaklaşık 6 ayda aktif spor yaşantısına dönülebilir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Omuz Sıkışma (Impingiment) Sendromu

Omuzun başta yana ve yukarı hareketini sağlayan kaslar olmak üzere çeşitli kas gruplarının farklı nedenlere bağlı olarak omuz eklemini oluşturan yapılar altında sıkışmasına impingiment sendromu adı verilir. Omuz sıkışma sendromunun başlıca iki temel sebebi vardır. Bunlar interensek (içsel kaynaklı) ve ekstrensek (dışsal kaynaklı) nedenlerdir. İçsel kaynaklı olarak sayabileceğimiz nedenler; omuzun kendi anatomik yapısından kaynaklanan problemlerdir. Omuz bölgesini oluşturan yapılarla ilgili durumlar, bölgenin kanlanmasında meydan gelen değişiklikler, özellikle yaşla birlikte ortaya çıkan yıpranma (dejenerasyon) gibi durumlar içsel kaynaklı olarak sayılabilir.

Bunların dışında kalan problemler ise dışsal kaynaklı problemler olarak adlandırılır. Hastanın uygun olmayan vücut pozisyonu (postürü), kasların yeteri kadar kuvvetli olmaması, kaslarda meydana gelen yorgunluklar, kas yapıları arasında kuvvet dengesinin doğru olmaması, hastanın mesleği ya da gün içindeki aktiviteleri gibi durumlar sıkışma sendromuna yer hazırlayan başlıca faktörlerdir. Sıkışma sendromu için ilk risk grubu baş üstü aktivite yapan meslek grupları (boyacılık, cam silmek vb.) ve yine baş üstü aktivite içerikli spor dallarıyla uğraşan gruplardır.

Sıkışma sendromunun en önemli belirtileri; hastanın hareket esnasında hissettiği ağrıdır. Özellikle kolunu yana ve yukarı kaldırma sırasında belirli bir noktadan sonra hasta omzunun ön ve yan bölgesinde hissettiği ciddi bir ağrıdan yakınır. Bunun yanı sıra gece ağrıyan omuz üzerine yatıldığında uykudan uyanma veya ağrı nedeniyle omuz üzerine yatamama gibi şikayetler hastalık sürecinde ortaya çıkar. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde gün içinde saçını tarama, sırtına doğru uzanamama gibi hareketler de kısıtlılıklar görülür.

İMPİNGİMENT SENDROMU(OMUZ SIKIŞMASI) TEDAVİSİ

İmpingiment sendromu, hastanın şikayetleri, omuz için yapılan özel testler ve görüntüleme yöntemleri ile tanı aldıktan sonra çeşitli medikal (ilaç) ve fizik tedavi yöntemleri ile tedavi edilir. Bu dönemde kullanılan ilaçlar daha çok tedavinin erken dönemlerinde hastanın ağrısını azaltmak amacıyla kullanılır. Fizik tedavi süreci ise mümkünse tanı konduktan hemen sonra, gecikmeden başlamalıdır. Fizik tedavinin amacı ilk olarak hastanın ağrısını ve ağrıya bağlı hareket kısıtlılığını azaltmaktır. Hastanın ağrısı kısmen hafifledikten sonra yavaş yavaş normal eklem hareketleri düzenlenmeye başlanır. Terapist ilk olarak pasif sonrasında hastanın aktif katılımı olacak şekilde egzersiz programlarına geçer. Germe ve özellikle kuvvet dengesizliğini azaltmak ve hastanın duruşunu düzeltmek amacıyla kuvvetlendirme egzersizlerine geçer. Hastaya ev programı düzenlenerek tedaviye aktif katılımı sağlanır. Hasta özellikle tedavi süreci içinde omuzda ağrıyı tekrar ortaya çıkaracak veya ağrıyı artıracak hareketlerden belirli bir süre uzak durmalıdır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Tuzak Nöropati

İnsan vücudunda sinir sistemi beyin, omurilik ve çevresel sinirlerden oluşur. Çevresel sinirler, yaşamımızı idame ettirmemizi hareket etmemizi ve hislerimizin algılanmasını sağlar. İşte bu çevresel sinirlerin herhangi bir etki sonucu basıya maruz kalmasına ve sinir yakınlarındaki tekrarlayan travmalar yani sıkışmasına tuzak nöropati denir.

Vücudumuzda en sık görünen sinir sıkışması el bileğinde belirti veren median sinir sıkışmasıdır (Karpal Tünel Sendromu). Karpal tünel sendromu elin ilk üç parmağında kuvvet kaybı ve karıncalanma, keçeleşme hisler ve ağrı ile kendini gösterir. Kişiler etkilenen eldeki şikayetlerin sabah uyandıkları zaman daha fazla olduğunu belirtir.

Diğer bir sık görülen tuzak nöropati ise dirsek bölgesinde gerçekleşir. Dirsekten itibaren yayılan ağrı ve 4. ve 5. parmaklarda sinir sıkışması şikayetleri görülür. Ayrıca boyun kaslarındaki spazmlardan veya kısalmalardan dolayı kola giden sinirlerin boyun kasları arasında sıkışması da tüm kolda kuvvet kaybına ağrı ve uyuşukluğa sebep olabilir. Bu durum ise sık sık boyun fıtığı ile karıştırılabilir.

Tuzak nöropatiye sebep olan kas problemlerini gidermeye yönelik eklem, kas ve sinir mobilizasyonu gibi manuel tekniklerin yanında doğru egzersiz programıyla şikayetlerin ortadan kaldırılması mümkündür.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Donuk Omuz (Adheziv kapsülit)

Donuk omuz, omuz ekleminde bulunan kasılma yeteneğine sahip olmayan yapıların sertliğine bağlı olarak omuz ekleminin hem aktif hem de pasif harekette ağrı ve hareket kısıtlılığı olarak tanımlanmaktadır.Oluşan hareket kısıtlılığı sağlam omuzun yapabildiği hareketlerin %50 si kadar azalmasıdır. Donuk omuz toplumun %2-5’inde görülmektedir. Bu oran şeker hastalığı ve troid hastalığı gibi durumların da var olmasıyla %10-38’lere kadar yükselmektedir.

Donuk omuzun kendi arasında iki sınıflaması vardır. Bunlardan ilki; primer donuk omuzdur. Bu donuk omuz çeşidinde, donuk omuza neden olan etkenin ne olduğunu tam olarak belirlenemez. Diğeri ise sekonder donuk omuz olarak bilinen ve herhangi bir yaralanma, düşme gibi daha çok travma sonrasında görülen türüdür. Primer donuk omuz en sık 40-65 yaşları arasında görülmektedir. Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür. Bir omuzunda donuk omuz görülen bir kişinin diğer omuzunda da aynı problemin görülme riski %14 civarıdır.

Risk Faktörleri

40-60 yaş arasında kadın olmak (en sık 56 yaş),

Beyaz tenli olmak,

Tiroid hastalığı,

Şeker (diyabet) gibi etkenlerin varlığında görülme olasılığının %10-38’lere kadar yükselmektedir,

D vitamini eksikliğine bağlı olarak omuz tendon yapılarında dayanıklılığın azaldığı ve yıpranmanın artığı bilinmektedir.

%20 oranında diğer omuzda da görülebilirken aynı omuzda tekrarlama olasılığı çok düşüktür. Erkeklerde görülme olasılığı daha düşük olmasına rağmen iyileşme süreci daha uzun ve zordur.

Donuk Omuz Fazları:

  • Faz 1: Bu fazda bulgular çok belirgin değildir. Hareketin son noktasında hafif ağrı hissi vardır.
  • Faz 2: Donma fazı olarak bilinir. Kişiler yüksek oranda rahatsızlık ve hareketin son noktasında şiddetli ağrı hissederler.
  • Faz 3: Bu evre donmuş omuz evresi olarak bilinir. Kişiler belirgin sertlik ve daha az ağrı hissederler. Artık pasif eklem hareketlerinde de ciddi kısıtlılıklar görülür.
  • Faz 4: Hastalığın iyileşmeye başladığı evredir. Hastaların hareketleri ağrısız şekilde oluşmaya başlar.

Donuk omuzun teşhisi; hastanın şikayetleri, hekim muayenesi ve çeşitli görüntüleme yöntemleri ile konmaktadır.

Fizik Muayene

İlk aşama da omuz ağrılıdır. Hastada ağrının bir hastalıktan mı ya da bir başka problemden ötürü mü kaynaklandığını belirlemek gerekir.

Eklem hareket açıklıklarına bakılmalıdır. Eklem limitlimi veya hasta hareketlerini ağrısız tamamlayabiliyor mu belirlenmelidir.

Sonrasında elle muayene anlamına gelen palpasyon ile yapılardaki hassasiyetler, kas spazmları, ödemli bölgeler değerlendirilmelidir.

Donuk Omuz Tedavisi

Donuk omuz tedavisinde en önemli amaç kaybolan eklem hareketlerinin ve açıklığının tekrar kazandırılmasını sağlamaktır. Çeşitli fizik tedavi yöntemleri, omuz içine uygulanan enjeksiyonlar ve cerrahi teknikler tedavinin genel kapsamını oluşturur. Hastalığın olduğu evreye göre oluşturulan tedavi programları bu dönemde altın standarttır.

Tedavi için ilk basamak donuk omuzun türünü ayırt etmek ve elde edilen sonuca göre hareket etmektir. Bu aşamadan sonra hastalığın fazının belirlendiği ve yapılacaklar hakkında hastaya bilgi verildiği aşama gelir. Bu dönem de hastalar için ev programı, tedavinin olmazsa olmaz parçasıdır ve hastaların şikayetinin azaltılması noktasında oldukça önemli olduğu vurgulanmalıdır. Donuk omuzun erken evrelerinde (evre 1-2) ağrı daha fazladır, hareket kaybı daha azdır.

Soğuk uygulamalar, vücuda zarar vermeyen elektrik akımları ve egzersiz tedavisi tercih edilir. Bunun dışında donuk omuzun 3 ve 4. evresinde olan hastalar için daha çok sıcak uygulamalar, germe egzersizleri, elektrik akımları, evresine uygun egzersiz programı ve hasta için özel olarak oluşturulan ev egzersiz programlarını kapsayacak bir model oluşturulur. Donuk omuz için yeterli tedaviyi almış ancak şikayetler için sonuç alınamamış hastalar için hekim kararıyla cerrahi müdahaleler de yapılabilmektedir.

DONUK OMUZDA CERRAHİ TEDAVİ

En az 6 ay donuk omuz için yeterli tedaviyi almış ancak şikayetler için sonuç alınamamış hastalar için hekim kararıyla cerrahi müdahaleler de yapılabilmektedir. Güvenli ve etkili yöntemlerdir.

Artroskopik Gevşetme

Amaç; donmuş olan omuz yapılarında ki yapışıklıkları önlemektir.

Genel anestezi uygulanan hastaya omuz ekleminde bir açılma yapmadan gevşetilme amaçlanır. Kamera sistemi ile görüntü ekrana gelir. Artroskopik girişimle tedavi sağlanır. Kapalı bir cerrahi şekli olmasıyla enfeksiyon riskini en aza indirdiğinden sıkça tercih edilmektedir. Bunun yanı sıra estetik ve fonksiyonel iyileşmesi daha iyi olduğu düşünülmektedir.

Hidrodilatasyon

Fizik tedavi ve ilaca yanıt alamamanız durumunda doktorunuz bu yöntemi önerebilir. Omuz ekleminize görüntüleme eşliğinde sıvı enjekte edecektir.  Amaç, eklem kapsülünü germek ve daha iyi hareket aralığı sağlamaktır.

Aneztesi Altında Manipülasyon

Genel anestezi altında olan hastaya omuzu tam eklem hareket açıklığına ulaşıncaya kadar hastaya zarar vermeden açma işlemi uygulanır. Ancak bu yöntem kırık ve yırtılmalara yol açabileceğinden riskli ve tehlikelidir.

** Cerrahi kesin bir çözüm değil, tedaviye yardımcıdır.

Birçok hastada cerrahi sonrasında hareket kısıtlılıklarında ve ağrıda bütünüyle rahatlama görülür. Fakat bu zaman alan bir süreçtir. Bu süreçte fizik tedavinin rolü ise unutulmamalıdır. Hastanın zamanla gelişen fonksiyonel yapılarına göre kişiye özel olarak hazırlanan ve belli aralıklarla revize edilen egzersizler ve tedavi yöntemleri ile sonuca ulaşmak mümkündür.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Karpal Tünel Sendromu

Karpal tünel el bileğinde tendon, damar ve sinirlerin geçtiği bir boşluktur. Bu boşluktaki yapıların çeşitli nedenlerle çapının artmasıyla, içinden geçen median sinire baskı uygular. Median sinir ilk üç parmağın (baş parmak, işaret parmağı, orta parmak) ve yüzük parmağının yarısının duyusunu beyne iletmekle görevlidir. Sıkışıklık nedeni ile median sinir iletimi sağlayamaz, hastalar tipik olarak yanma, iğnelenme ve karıncalanmadan yakınırlar. Künt veya sızı şeklinde ağrı da gözlenebilir. İleri vakalarda güçsüzlük ve el becerilerinde azalma meydana gelir. Bulgular genellikle el bileğin sallanması ile hafifler. Hastalık genellikle mesleği gereği elini çok kullananlarda ortaya çıkar. Bunun dışında gebeliğin son dönemlerinde sıvı birikmesine bağlı karpal tünel sendromu ortaya çıkabilir.

Doğum sonrası kendiliğinden düzelir. Uzun süre klavye kullananlarda ve müzisyenlerde karpal tünel sendromu oluşabilir.

Karpal tünel sendromunun tanısı esas olarak fiziki muayene ile konur. Tanıyı doğrulamak amacıyla görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.

KARPAL TÜNEL (CARPAL TUNEL) FİZİK TEDAVİSİ

Karpal tünel sendromunun tedavisinde bileği sabitleyen ateller, enjeksiyon, fizik tedavi ve cerrahi uygulamalar yapılır. El bileğini sabitleme, semptomlar yeni başladıysa ilk seçenek olarak uygulanır. Enjeksiyonlar kas güçsüzlüğü olmayan etkin tedavi olarak uygulanabilir. Eğer iltihabi bir durum varsa ağrı ve enflamasyonu azaltıcı ilaçlar kullanılabilir. (Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın!)

Fizik tedavi uygulamalarında en çok; ultrason, masaj, TENS, lazer, parafin, tendon ve sinir kaydırma egzersizleri kullanılır. Çalışma ortamını ergonomik olarak düzenleme hastalık semptomlarını azaltabilir.

KARPAL TÜNEL AMELİYATI

Fizik tedavinin ve diğer tedavilerin yetersiz kaldığı, kas gücünün çok azaldığı durumlarda cerrahi operasyon yapılabilir. Operasyon başarısı sinir hasarının derecesine bağlıdır. Çoğu hastada semptomlar cerrahi sonrası düzelir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

WhatsApp chat