TEMPORAMANDİBULAR EKLEM DİSFONKSİYONU

Temporamandibular eklem veya diğer adıyla çene eklemi; konuşma, yutma, çiğneme gibi ağız fonksiyonlarını yerine getirmesi nedeniyle vücudun en fonksiyonel eklemlerinden biridir. Bu bölge alt ve üst çenenin birleştiği yerde bulunur ve çene kemiği, çiğneme kasları, ligamentler baş ve boyun çevresi kaslar, diş, yanak, dudak ve tükürük bezlerinden etkilenen karmaşık bir yapıdır.

Yerini elimizi kulak kepçesinin önündeki üçgen şeklinde yapının üzerine koyarak bulabilirsiniz. Parmağınızı bir miktar ön tarafa doğru kaydırıp bastırarak ağzınızı açıp kapattığınızda da bu ekleminiz hissedebilirsiniz.

Günde ortalama 1500-2000 kere kullanılır. (50-100 kere yutkunmada, dakikada 6-8 kere nefes almada)

3 ana düzlemde hareketi vardır:

1) Çenenin yukarı-aşağı (elevasyon-depresyon) hareketi.

2) Çenenin öne-arkaya (protrüzyon-retrüzyon) hareketi.

3) Çenenin sağa sola (deviasyonları) hareketi.

Yapısal olarak kişiden kişiye değişebildiği gibi aynı kişide sağ sol eklem hareketi olarak birbirlerine göre değişkenlik gösterebilen bileşik bir eklemdir.

Birincil Semptomları:

Çiğneme hareketinde ve ağzın açılıp kapanmasında hareket kısıtlılığı: Normal bireylerde 4,5 cm ağız açıklığı varken, eklem problemi olan kişilerde bu azalmıştır. 4 el parmağımızın dikey bir biçimde ağız boşluğumuzdan içeri girebiliyor olması gerekmektedir.

Ağrı problemleri: Ağrının hangi durumda ne şekilde ne zaman oluştuğu, hangi durumlarda artıp azaldığı sorgulanmalıdır. Çene eklemi dışında yüze, başa, boyuna yayılan ağrılar olabilir.

Hareketler sırasında krepitasyon sesi duyulmaktadır.

Kulağa yansıyan basınç hissi, çınlama ya da ağrı görülebilir.

Temporomandibular eklem bozukluğu çiğneme kasları, temporomandibular eklem veya her ikisinde birden ortaya çıkan problemleri kapsayan bir terimdir. Genel nüfusun %30-50’sinde temporomandibular eklem bozukluğu bulunur. Çene eklemine ilişkin bozukluklarda kimi zaman eklem içi (kapsül içi) kimi zaman eklem dışı yapılardan kaynaklanan sebepler görülebilir.

Eklem Dışı Yapılardan Kaynaklananlar

Hipomobilite (Hareket Azlığı): Kişinin ağzını yeterli fonksiyonellikte açıp kapatamamasıdır.

Osteoartrit: Temporomandibular eklemin en yaygın artrit tipi dejeneratif artrittir. Ağırlık taşıyan bir eklem değildir ancak aktiviteler sırasındaki stres bazı hastalarda benzer dejeneratif değişikliklerin olmasına katkıda bulunur. 20-40 yaşlarda olabilir ve ağrılıdır. Fonksiyonlar ile artan TME ağrısı, eklemde gerginlik, ağız açılımında kısıtlılık, sıklıkla klik işitilir. Daha ileri evrelerde krepitasyon duyulur.

Romatoid Artrit: Romatoid artritli hastaların %50 sinde temporomandibular eklem etkilenir. Kadınların erkeklere oranı 3/1 dir. TME’ in etkilenimi ileri evre, ciddi vakalarda olur ve genellikle çift taraflıdır.

Psoriatik Artrit: Temporamandibular eklem tutulumu hastaların küçük bir kısmında olur. Ani başlangıçlıdır ve hastaların çoğunda deri lezyonları mevcuttur. Genellikle aşırı eklem aralığı daralması ile ilişkilidir.

Hiperürisemi (GUT): Bazen diyetteki değişiklikler kanda aşırı ürik asit veya ürat bulunmasına yol açar ve bu durum gut olarak isimlendirilir. Serumdaki yüksek ürik asit seviyesi, ürat birikimine ve eklemde hiperürisemiye neden olur. Eklemin tutulumu çift taraflı olup, el ve ayaklardaki bir veya daha fazla eklemin tutulumu ile birliktedir. Atak ani gelişir. Eklem şiş, ağrılı, kırmızı ve gergin bir hal alır. İyileşme birkaç günde olur ve düzelme aylar yıllar içindedir. Başlangıçta tedavi yaklaşımı medikaldir. Eğer semptomlar kontrol altına alınmazsa cerrahi işlem uygulanır.

Kronik Mandibular Hipomobilite: Temporomandibular eklemin kapsül içi yüzeylerinde meydana gelen adezyon nedeni ile çene hareketlerinin kısıtlanmasıdır. En sık sebep makrotravmalardır. Travma eklemde kanamaya neden olur.

Neoplaziler (Tümor): Temporomandibular eklemin en yaygın iyi huylutümörü osteokondrom, kötü huylu tümörü ise osteosarkom veya kondrosarkomdur.

Çevre dokulardaki hastalıklar veya patolojiler: Bunların içinde çene tümörleri, tükürük bezi tümörleri, nörolojik bozukluklar, baş boyun bölgesini etkileyen sistemik bozukluklar, boyunu kapsayan ağrılar sayılabilir.

Hipermobilite (Artmış Hareket): Mandibulanın erken ve aşırı öne hareketidir. Kapsül ve ligamentlerdeki gevşekliklere bağlı olarak oluşabilmektedir.

TEDAVİ

Kişiye özel tedavi yöntemleri ile tedavi edilmektedir. Hastanın ihtiyacına göre belirlenir.

Cerrahi Tedaviler:

  • Oklüzyon düzeltme: TME bozukluğunun nedeni dişlerin birbiriyle ilişkisinden kaynaklanıyorsa ve bunun kaynağı da alt ve üst çene arasındaki uyumsuzluksa ortognatik cerrahi işlemler yani çene kemiklerinin operasyon ile yeniden konumlandırılmaları gerekebilir. Böylece stabil bir oklüzyona kavuşulabilir.
  • TME cerrahisi: Yukarda bahsedilen yöntemlerin yetersiz olması durumunda başvurulur. Bazı durumlarda altta yatan nedenler nedeniyle eklem sorunlarının cerrahisiz giderilmesi mümkün olamayabilir.
  • Lizis ve lavaj: Eklemin steril tuzlu su veya eklem mobilizasyonunu arttıracak bir ilaçla yıkanmasıdır.
  • Artroskopik artroplastik cerrahi: Diz ve diğer eklemlere yapılan artroskopi ile aynı prosedürdür. Genel anestezi altında, hastane koşullarında yapılır ve hasta aynı gün taburcu olabilir. Eğer cerrahi dışı tedaviler başarısız olmuşsa ve tanı koyulamamışsa artroskopi tanı aracı olarak kullanılabilir.
  • Açık teknik: Artroskopinin uygun olmadığı veya başarısız olduğu olgularda bazen tercih edilir. Eklem yüzeyi düzleştirme, disk anormalliğini giderme ve hastalıklı dokuyu uzaklaştırmada kullanılır.
  • Kondilotomi (Kondil başının kesilmesi): dişlerin arasındaki teması değiştirme, eklem baskısını azaltma, kondil pozisyonunu değiştirmede kullanılır. Çeneler 7-14 gün birbirine bağlanır.

 

Cerrahi olmayan tedavi yöntemleri şu ana başlıklar altında toplanabilir:

Diyet (Çeneyi dinlendirmek)

Yumuşak yiyecekler diyete eklenerek bu çiğneme kaslarına binen yük azaltır.

Hastaya yiyecekleri küçük parçalara keserek veya bölerek yemeleri öğütlenmelidir.

Aynı zamanda hastalara çok sert yiyecekleri ısırmamaları, sürekli sakız çiğnememeleri ve yemek sırasında ağızlarını çok açmamaları konusunda uyarılar verilir.

Fizik Tedavi

Çene ekleminde fizyoterapi, egzersiz veya manuel terapi uygulamalarına karar vermeden önce diş hekiminiz tarafından, çene eklemi rahatsızlığınızın altında yatan herhangi bir başka problem olmadığına dair karar verilmelidir.

Ayrıca çene eklemi problemi olduğuna dair tanı konmuş olması gerekmektedir.

Öncelikle amaç hastayı semptomlar hakkında bilinçlendirmek, egzersizler ile çene çevresinde ve etrafında inflamasyon, ağrı ve kas spazmını azaltmak, kasılmış halde bulunan kasları gevşetmek, hareket yeteneğini kaybetmiş veya azaltmış kasları kuvvetlendirerek tekrardan çene eklemi çevresindeki kassal dengenin oluşturulmasınıı sağlamaktadır.

Boyun bölgesine uygulanacak her türlü manuel terapi ve egzersizler, fizyoterapistler tarafından uygulanması gerekmektedir.

Çene eklemi probleminde uygulanma süresi ve sıklığı genellikle maksimum 4 seans olarak uygulanmakla birlikte hastaların durumuna göre yaklaşık 1 saat sürmektedir.

Bu yöntemde her uygulama sonrası mutlaka rahatlama, hareket miktarında değişiklik ve ağrıda azalma beklenmektedir.

Çene Eklemi Egzersizleri:

Mandibulaya aktif, pasif veya izometrik egzersizler yaptırılır.

Aktif germe egzersizleri hastanın kendi kas gücüyle yapılır. (izometrik egzersizlerde ise, hareket olmaksızın kaslarda kasılma oluşturulur.)

Pasif germe egzersizinde, başparmak ve işaret parmaklar yardımıyla alt ve üst çene açılmaya çalışılır.

Egzersizlerden önce ve sonra kaslara masaj, sıcak veya soğuk kompres uygulaması yapılabilir.

Uygulama şeklimiz çoğunlukla günde 5-10 defa 5 saniye germe, 5 saniye gevşeme toplam 2-3 dakikalık seanslar şeklindedir. Eğer ağrının birincil nedeni kas ağrısı ise bu durumda fizik tedavi oldukça etkili olur.

Eğer kapsül içi bir eklem hasarı varsa egzersiz programı sırasında hasta yakından takip edilmeli ve eğer ağrı artarsa egzersiz uygulamasına son verilmelidir.

Bölgesel Enjeksiyonlar

Fizik tedavi faydalı olmadığı, ağrının fazla olduğu durumlarda masseter kası içine yapılan enjeksiyonlarda spazmın ve ağrının azaldığı gözlenmiştir.

Splint Tedavisi

Şeffaf plastik bir apareydir.

Dişlerin üzerine gelen ve eklem ile kas hareketleri arasındaki uyum sağlanır.

Bruksizmi ve diş gıcırdatmayı önler. Tedavisi 1-3 ay veya daha fazla sürer.

Bruksizm için olan geceleri kullanılmaktadır.

Ortopedik stabilizasyonla doğru pozisyonda doğru ısırmaya izin verir ve ekleme gelen baskıyı azaltır.

Farmakolojik Tedavi

a) Antiinflamatuar-Analjezik ilaçlar.

b) Kas gevşeticiler.

c) Anksiyolitikler.

d) Antidepresanlar.

e) Antiinflamatuar ajanlar.

Antiinflamatuar etkisi daha fazla olmasına rağmen yan etkileri dolayısıyla kortikosteroidleri TME disfonksiyonunda kullanılmasını tavsiye edilmez.

Ev Egzersizleri

Tedavi en önemli kısımlarından birini kendi kendinize evde yapacağınız egzersizler oluşturmaktadır. Uzman fizyoterapistler tarafından gerekli kaslar gevşetildikten sonra ve eklem hareketleri doğru şekilde sağlanmaya başladıktan sonra gerekli baş, boyun, diş ve dil pozisyonlarının tam olarak yerleşmesi için mutlaka ev egzersizleri yapılmalı ve yasak olan hareketlerden kaçınmak gerekmektedir.

Uygulamalar süresi boyunca sert cisimler yenmemelidir.

Mutlaka hareketler ağrısız pozisyonda uygulanmalıdır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

BEYİN TÜMÖRLERİ

Vücutta olmaması gereken bir dokunun oluşması ya da o dokunun kontrolsüz büyümesi tümör oluşumu olarak tanımlanmaktadır. Her tümör öldürücü değildir ancak iyi huylu tümörler bile öldürücü olabileceğinden hepsinin kontrol altında tutulması ve müdahale edilmesi gerekir.

Tümörler birincil ve ikincil beyin tümörleri olarak ikiye ayrılır. Birincil beyin tümörleri beyinde başlarlar ve beyin kaynaklıdır, ikincil olanlar ise vücudun diğer bölümlerinde başlar ve ardından beyne yayılır. Ve bu tümörlerin büyüme hızı bireyden bireye, tümörün büyüklüğüne ve konumuna göre değişiklik gösterebilir.

Beyin tümörleri diğer kanserlerle kıyasladığımızda daha az görülür. Fakat yerleşimleri ve agresif yapılarından dolayı daha tehlikelidirler. Ayrıca beyin tümörü tanısı almış hastalarının, tedavi yöntemlerinin gelişmesiyle hayatta kalma süreleri artar. Bu nedenle, metastatik beyin tümörlerinin insidansı da her geçen gün artmaktadır.

Tümörler 2 çeşittir: İyi huylu (benign) ve kötü huylu (malign).

İyi huylu olanlar oldukça yavaş çoğalırlar ayrıca beyin dokusundan kolayca ayrılabildikleri için büyük bir kısmı çıkarılabilir. Ameliyat sonrası sonuçlar da olumlu seyretmektedir. Cerrahi müdahale sonrası benign tümörlerin tekrarlama ve yayılma olasılığı çok düşüktür. İyi huylu da olsa bu tümörler belirli bir büyüklüğe ulaştığında beyne baskı yapar ve ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca bu tümörler zaman içerisinde kanserli tümörlere dönüşebilirler. Ameliyat sonrası bazen kemoterapi-radyoterapiye gerek olmayabilir.

Kötü huylu olan malign tümörler ise iyi huylulara göre daha hızlı şekilde çoğalırlar ve beyindeki dokuya daha fazla zarar verirler. Bu sebepten tamamen temizlenmesi oldukça zordur. Cerrahi olarak alınan her tümörlü doku fonksiyon kaybı demektir. Ameliyat sonrası tekrarlama riski mevcuttur. Bu riski azaltmak için kemoterapi-radyoterapi denenmelidir.

Bu tümörler sıklıkla normal beyin dokusuna saldırır veya basınca sebep olur, belirtiler de bu basınçtan kaynaklanarak ortaya çıkar. Bu belirtiler beyin tümörü teşhisinde oldukça önemlidir. Bu tümörler oldukça yaygındır ve başarılı bir sonuç için tam donanımlı bir merkez, ekip çalışması ve multidisipliner yaklaşım hayati önem arz etmektedir. Beyin tümörünün çok fazla belirtisi vardır ancak birinin bile varlığı teşhis için yeterli değildir.

Beyin Tümörü Belirtileri Nelerdir?

Şiddetli baş ağrısı,

Kol ve bacaklarda güçsüzlük, uyuşma,

Bulantı-kusma,

Epilepsi nöbetleri,

Hafızayla ilgili yaşanan sorunlar,

Kaslarda seğirme, kasılma ya da spazm,

Uykuda artış,

Konuşmada sorunlar,

Ayakta dururken ya da yürürken denge problemleri,

Bulanık veya çift görme,

Duyu kaybına bağlı sakarlık,

Düşüncede veya bellekte değişiklikler,

Zihinsel beceri kayıpları (hafıza kaybı, hesap yapma becerisinde bozulma, yargılamada bozulma gibi),

Dil problemleri,

Yutma bozuklukları,

Koordinasyonda azalmalar,

Menopozdan önce âdet kanamasının kesilmesi

Yüz felci

Hormonal bozukluklar (erken puberte, el ve ayaklarda büyüme, menstrual siklus bozuklukları, hipertiroidi…)

Beyin tümörü toplumda yaklaşık 3/100.000 oranında görülmektedir ve ayrıca sarı ırkta ve erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir. Ancak iyi huylu tümörler de kadınlarda daha sık görülmektedir. Bu tümörler her yaş aralığında görülebilir ancak kötü huylu olan tümörlerin çocuklarda ve yaşlılarda iyi huylu olanların ise genç-orta yaş grubunda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz.

Beyin tümörünün nedenleri kesin olarak bilinmese de beyaz ırk, aile öyküsü, erkek cinsiyet ve radyasyona maruziyet bilinen önemli risk faktörlerinden. Ayrıca uzmanlar henüz kanıtlanmasa da cep telefonu kullanımının da etkilediğini savunuyorlar.

Bunların dışında da risk faktörü olabilir örneğin beyin tümörlerinin %5’i genetik doğa kaynaklıdır. Eğer çekirdek ailenizden biri BT tanısı aldıysa sizin de bu riski taşıyor olma ihtimaliniz diğer insanlardan 2 kat fazladır. Ayrıca bağışıklık sisteminiz ne kadar zayıfsa bu konuda o kadar dikkatli olmanız gerekebilir.

Ana tümör vardır, kanser hücreleri bu ana tümörden koparlar ve kan dolaşımı ile vücudumuzda seyahat ederler, beynimize yerleşir ve burada daha büyük sorunlar yaratabilirler. Erken teşhis ve doğru müdahale bu tümörlerin yayılmasını engellemek/durdurmak için hayati önem taşır.

İlk olarak doğru tanı ve ardından doğru müdahale için tam donanımlı bir hastane tercih edilmelidir. BT tanısında altın standart olan kullanılan yöntem MR’dır (Manyetik Rezonans) ve ardından yapılan patoloji testleriyle desteklenir. Tümörün detaylı olarak görülmesi ve tanınması için ileri teknoloji görüntüleme yöntemleri kullanılır. Standart MR görüntülemelerde beynin sadece yapısal ve anatomik durumunu görebilirken ileri teknoloji görüntülemelerde beynin biyokimyasal, metabolik ve hemodinamik yapısı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Tam donanımlı hastane tercihinin önemini burada görmekteyiz.

Beyin Tümörleri Tanı Yöntemleri

  • Fizik Muayene
  • Nörolojik Muayene
  • Bilgisayarlı Tomografi (BT)
  • MR Tetkiki (MR)
  • Anjiyografi
  • Biyopsi.

Beyin Tümörleri Tedavisi 

Bu tümörlerin en etkin tedavisi 4 aşamadan oluşmaktadır; ameliyat öncesi özenli bir planlama, cerrahi operasyon, ameliyat sonrası bakım ve fizyoterapi ve rehabilitasyon. Tedavi bu şekilde gerçekleştiğinde çoğu hastada yüz güldürücü sonuçlar alınabiliyor. Her hastanın tümöre verdiği yanıt ve gösterdiği direnç farklıdır bu yüzden bu tedaviler hastaya özel olmalıdır. Bu tedavilerin asıl amacı da hastanın yaşam kalitesini bozmadan tümörle savaşmak ve yaşam süresini olabildiğince uzatmaktır. Bu ameliyatlar yapılmadan önce dikkat edilen birkaç nokta vardır; tümörün tipi, konumu, büyüklüğü, hastanın genel sağlık durumu, yaşı ve ameliyatı etkileyebilecek diğer sorunların varlığı. Bu sebeplerden dolayı hastaya özel tedavi uygulanır ve bu da başarı oranını arttırır. Ameliyatlara ek olarak radyoterapi ya da kemoterapi veyahut ikisi bir arada uygulanabilir.

Bu ameliyat ciddi bir operasyon olduğu için hastada ameliyat öncesinde veya sonrasında fonksiyon kayıpları gözlenebilir. Bu ameliyatlardan sonra hastanın muhakkak fizik tedavi ve rehabilitasyon görmesi gerekir. Ayrıca bu süreçte psikolojik yardım da hayati öneme sahip. Ameliyattan sonra hastanın ve yakınlarının bu hastalığa yaklaşımı ve inançları da en az ameliyat kadar önemlidir.

Her ameliyattan sonra oluşabileceği gibi BT ameliyatlarından sonra da bazı komplikasyonlar oluşabilir. Bunlar yine tümörün cinsine, büyüklüğüne, konumuna, hastanın bağışıklığına göre değişebilir. Yukarıda saydığımız belirtilerin çoğu ameliyattan sonrası tıbbi bakımla düzelse de bazıları kalıcı olabilir.

Eğer var olan tümör benign (iyi huylu) ise ve tamamı temizlenmişse genellikle ilk ve altıncı aydaki kontrollerden sonra kontroller yılda bire düşürülür. Malign (kötü) huylu tümörlerdeyse bir takım çalışması gözlenir, beyin cerrahı, onkolog, radyasyon onkoloğu ve fizyoterapistler birlikte takip ederler süreci. Bütün uzmanların görüşleri göz önünde bulundurularak kontrol zamanı ve sıklığı kararlaştırılır. Bu kontrolleri doktorunun bulunduğu hastanenin aciline ya da beyin cerrahisi bölümüne başvurarak yaptırılabilir.

Beyin Tümörü Cerrahilerinden Sonra Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Rehabilitasyon, bireyin yaralanma veya hastalık sonrası azalan/kaybolan fonksiyonlarını yeniden kazanmasına, normal günlük hayatına bağımsız bir şekilde yeniden adapte olmasına yarayan, tıbbi ve bilimsel temellere dayanan bir programdır. Bu program hastanın bir uzman tarafından değerlendirilmesinin ardından bireye özel bir şekilde tıbbi, sosyal ve çevresel faktörlere göre düzenlenmektedir. Fizik tedaviye olabildiğince en erken süreçte başlanmalıdır. Çünkü geç başlanılırsa kaybedilen-azalan fonksiyonların kazanımı zorlaşır veya imkansızlaşabilir.

Beyin tümörü cerrahilerinden sonra hastaların kas kuvvetlerinde kayıp, koordinasyon ve dengelerinde bozulmalar, yürüyüşlerinde zorlanmalar görülmektedir. Erken dönemde başlayan fizyoterapi programlarının sonuçları hastaların da onların sıhhati için uğraşan biz sağlık personellerinin de yüzlerini güldürmektedir.

Hastalarımızın fizik tedavi programlarını belirlerken onların mevcut sağlık ve sosyoekonomik durumlarını, fiziksel ihtiyaç ve yeterliliklerini göz önünde bulunduruyoruz. Bu zaman diliminde elektrik akımları, ses ve ışık dalgası, kompleks boşaltım teknikleri, manyetik akımlar, nörofizyolojik yaklaşım teknikleri, hidroterapi, manuel veya özel cihazlarla yapılan uygulamaları kullanabilmekteyiz. Bunların dışında gerekli görülen kasları kuvvetlendirme, denge ve koordinasyonu geliştirmeye yönelik ve solunumu rahatlatacak egzersizler, germe ve gevşeme hareketleri, klasik masaj, aerobik egzersizler, mobilizasyon teknikleri en sık kullandığımız yöntemlerdir. Saydıklarımızdan farklı olarak günlük hayatta hastanın bağımsızlığını arttıracak ve güvenliğini sağlayacak öneriler ve modifikasyonlar yapılır, ardından hastalar takip sürecine girerler.

Birçok durumda olduğu gibi beyin tümörü cerrahilerinden sonra da hastanın bütüncül tedavisi hayati derecede önemlidir. Fizik tedavinin içerdiği yürüme ve düşmeyi önlemeye yönelik eğitim, el-kol ve ince motor beceri eğitiminin yanı sıra iş uğraşı terapisi, konuşma ve yutma terapisi, spastisite gelişimini önlemek amacıyla botoks enjeksiyon tedavisi, kognitif terapi, pulmoner terapi, yardımcı teknoloji teknikleri (robotik cihazlar, ortez-protez uygulamaları), akuatik terapi ve psikoterapi de uygulanabilmektedir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

AMPÜTE REHABİLİTASYONU

Ampütasyon herhangi bir nedenle bir uzvun belli bir seviyeden kaybedilmesi ya da cerrahi bir işlemle kesilip vücuttan uzaklaştırılması işlemidir. Ampütasyon sonrasında uzuvda kalan kısma güdük denir.

Yaşa eşlik eden birçok rahatsızlık ve hastalık bulunduğu için ampüteli popülasyonun çoğu yaşlı insanlardır.

Var olmayan ya da sonradan kayıp olan vücut kısmının yerini alarak kişiye hareketlerinde ve günlük yaşamda bağımsızlık kazandıran ek cihaza protez denir. Ampütasyon sonrası ihtiyaca ve isteğe bağlı olarak protez kullanımı tercih edilebilir.

Ampütasyon Nedenleri

Kanın vücutta dolaşımındaki problemler (en sık neden), trafik kazaları, iş kazaları, silahlı yaralanmalar, mayın, tümörler, fazla antibiyotik kullanımı sonrası karaciğer ve böbreğin hasara uğraması sonucu gelişen uzun süredir devam eden enfeksiyonlar, doğuştan var olan problemler, vücuttaki eşitsizlikler (bir kol veya bacağın uzun olması) gibi nedenlerden kaynaklanır.

Ampütasyon hiçbir zaman cerrahi başarısızlık olarak değil, hastayı daha fonksiyonel duruma getirmek için yapılan bir uygulama olarak kabul edilmektedir. Ampütasyon cerrahisinde dikkat edilmesi gereken konu seviye seçiminin doğru yapılmasıdır. Genel yaklaşım mümkün olduğu kadar uzunluk sağlamaktır fakat protezin fonksiyonel durumu da mutlaka dikkate alınmalıdır.

Ampütasyon Sonrası Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Ampütasyon öncesi dönemde başlayıp kişinin protezini başarı ile kullanarak toplumla yeniden bütünleşmesine ve mesleğine geri dönmesine kadar devam eden bir süreci içine alan rehabilitasyon çalışmalarının tümüne ampüte rehabilitasyonu denir.

Rehabilitasyon başarısı uygun cerrahi girişime, rehabilitasyonun hemen başlatılmasına, ampütasyon uygulanan kişiyle iletişim ve kişinin motivasyonunun sağlanmasına, kullanışlı ve estetik bir protez yapılmasına bağlıdır.

Cerrahi işlemden önceki dönem: Örneğin vücutta bacak, ayak gibi bölgelere cerrahi girişim yapılacaksa kol, gövde, sırt, karın kasları gibi vücudun üst bölümleri kuvvetlendirilir. Vücudun üst bölgelerine cerrahi girişim yapılacaksa omuz kasları, kürek kemiği çevresi kaslar, sırt kasları, boyun kasları kuvvetlendirilir.

Cerrahi işlem uygulanmayan sağlam taraf kasları kuvvetlendirilir. Solunum egzersizleri öğretilir. Cerrahi sonrası dönem hakkında kişi bilgilendirilir.

Cerrahi işlemden sonraki dönem: Cerrahi sonrası yapılan egzersizlerle normal eklem hareketini devam ettirmek, eklemde sertlikleri önlemek, kesilen uzuvdan kalan kısımların kan dolaşımını arttırmak, kalan kısımların şekil almasını sağlamak, kullanmamaya bağlı kas güçsüzlüklerini ve kas kayıplarını önlemek, kişinin dayanıklılığını ve motivasyonunu arttırmak, günlük yaşamda mümkün olan en iyi bağımsızlık, ev içi düzenlemeler ve evde fonksiyonel olabilme, sosyal çevreye adaptasyon amaçlanır.

Ampütasyon sonrası ağrı: Güdükte ödeme, hematoma ve enfeksiyona bağlı, erken yürüme araçlarının kullanımı ve aktif egzersizlere bağlı veya fantom ağrısı şeklinde gelişebilmektedir. Kontrol altına alınması için pek medikal tedavi, cerrahi tedavi, fizik tedavi ve psikolojik tedavi uygulanmaktadır. Fizik tedavi ajanlarının yanı sıra solunum ve gevşeme egzersizlerinin de ağrıyı azalttığı bilinmektedir.

 Ampütasyon sonrası ödem: Operasyon sonrası kalan vücut kısmındaki ödem azaltılmalıdır böylece daha iyi yara iyileşmesi sağlanır, ağrı azalır, kalan uzvun duruşu ve hareketliliği korunur. Güdük ödeminin azaltılmasında yara iyileşmesini takiben zıt banyolar, yüksekte tutma ve fizik tedavi ajanları kullanılmaktadır.

Ampütasyon sonrası pozisyon verme: ampütasyon sonrası kalan kasların hakimiyetine bağlı olarak ekstremitenin düzgün duruşu bozulur. Genelde dizin üstünden yapılan kesilerde uzuv yana ve dışa doğru bükülme eğilimindedir. Diz altından yapılan kesilerde de uzuv karına doğru bükülme eğilimindedir.

Ampütelerde kesilen uzuvdan kalan kısımdaki ödemi azaltmak, kalan kısmı şekillendirmek, kişiyi kullanılacaksa proteze hazırlamak amacıyla bandaj uygulamaları yapılır. Fizyoterapist bandaja dikişler alındıktan sonra başlar.

Cerrahi uygulanmayan bölgeler günlük yaşamı daha kolaylaştırmak için kuvvetlendirilmelidir. Koltuk değneği ile hareket eğitimi verilmelidir. Protez kullanılacaksa proteze uyum sağlanmalıdır. Duyu eğitimi verilmelidir.

Vücudun alt kısmındaki ampütasyonlar için; Kişiye uygun pozisyonlama verilmelidir. Eklemde oluşabilecek sertlikleri önlemek için uzvun kalan kısmı nötral pozisyonda kum torbaları ile desteklenmelidir kalan uzuv yana ve dışa dönme eğilimindeyse hafif içe doğru pozisyonlanabilir.

Günde en az 3 defa yarım saat yüzüstü yatırılmalı, oturmaya başladıktan sonra ise tekerlekli sandalyede bir defada iki saatten fazla oturmamalıdır.

Ameliyatı takiben 48 saat içinde kalan uzuva aktif hareket egzersizleri, hareketin açığa çıkmadığı ama kaslarını kasacağı egzersizler verilir.

Diz üstünden olan kesilerde kalçayı arkaya, içe hareket ettiren kaslar; diz altından olan kesilerde diz çevresi kasları kuvvetlendirilmelidir.

Kişiye sırtüstü, yan yatarken, yüzüstü egzersizler verilmelidir.

Kalan uzuv alttan hafif desteklenirken uzvu aşağı doğru bastırmak, içe doğru hareket ettirmek, düz bir şekilde yana doğru hareket ettirilmelidir.

Oturma dengesi sağlanmalıdır.

Tekerlekli sandalyeye geçiş öğretilmelidir.

Vücudun üst kısmındaki ampütasyonlar için: Omuz ve kürek kemiği çevresi kaslarına ve kalan uzvun kaslarına yönelik egzersizler, düzgün duruş egzersizleri ve solunum egzersizleri yapılmalıdır.  Dirsek altından olan operasyonlarda ise dirsek çevresi kaslar kuvvetlendirilmelidir. Dirsek üstünden olan operasyonlarda omuz çevresi kaslar kuvvetlendirilmelidir.

Pozisyonlama çok önemlidir dirsek üstü operasyonlarda kalan uzvun yukarı yana ve içe hareketi önlenmelidir. Dirsek altından operasyonlarda uzvun yukarı hareketi önlenmelidir.

Yemek yeme, kendine bakım, giyinme, soyunma gibi günlük yaşam aktiviteleri değerlendirilmeli ve kolaylaştırıcı yöntemler öğretilmelidir.

Protez kullanılacaksa; Protez eğitimi, protezi takıp çıkarma, protezi kontrol hareketleri öğretilmeli. Kişi protezle günlük yaşama alıştırılmalı, uzuv ve protezin bakımı öğretilmelidir.

Kendine bakım aktiviteleri, yemek yeme aktiviteleri, masa başı aktiviteleri, ev aktiviteleri, serbest yürüyüş, ayakta dik duruşta protez kontrolü, ayakta durma ve denge eğitimi, vücut ağırlığını sağa sola aktarma, yere oturup kalkma, engel geçme, yerden bir şey alma, arabaya binme inme gibi aktiviteler rehabilitasyon programında yer almalı ve fizyoterapist tarafından hastaya öğretilmelidir.

AMPUTASYON BİR KAYIP DEĞİLDİR, DOĞRU BİR REHABİLİTASYON SÜRECİ SİZİN EKSİK PARÇANIZ OLUR.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

PES PLANUS & PES KAVUS

Ayağın en önemli görevi vücuda destek yüzeyi sağlamak, hareket sırasında bacaklara binecek yükleri dengelemek ve yürüme esnasında vücudun öne doğru hareketine bir başlangıç hızı kazandırmaktır. Bu amaca hizmet için ayakta bulunan kemikler birbirleri ile çeşitli yarı oynar eklemler yapmıştır. Bu kemikler harekete ve yüklenmelere karşın özel bir takım şekillenmelere uğramıştır. Bu sayede ayak, vücudun yer ile temas eden tek uzvu olarak sabitlik sağlama, yerin tepki kuvvetini dengeleyip emme ve hareketlerimizi başlatıp sürdürme görevlerini üstlenecek şekilde organize olmuştur. Bu organizasyon oluşurken ayağın görevine yardımcı olacak bazı kavisler meydana gelmiştir.

Bu Kavisler (Ark’lar) :

Medial Longitidunal Ark    (Ayağın İç Kısmındaki Kavis)

Lateral Longitidunal Ark    (Ayağın Dış Kısmındaki Kavis)

Transvers Ark                      (Ayağın Ortasındaki Enine Kavis)

Bu kavislerden medial longitidunal arkın (ayağın iç kısmındaki) belli sebeplere bağlı olarak yüksekliğindeki değişim ile pes planus (düz taban) ve pes kavus (çukur ayak) adı verilen patolojik durumlar ortaya çıkar.

PES PLANUS

Pes planus halk arasında bilinen karşılığı ile düz tabanlılık ayak tabanında normalde bulunması gereken iç (medial) kavisin değişik derecelerde azalması ya da tamamı ile kaybolması durumudur. Günümüzde sıkılıkla çocukluk çağında karşılaşılan bir durum olsa da yetişkinlerde de görülebilen ve kişinin tüm normal yaşantsını günlük fiziki koşullarda da dahil çeşitli sorunlara yol açarak etkileyen bir sorundur. Bu nedenle yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir ayak hastalığı olarak kabul edilmektedir. Pes planus ayaktaki kemiklerin ve ayağın stabilizasyonunu sağlayan esnek bağ yapılarına yüklenmelerden dolayı meydana gelir. Ayak ve alt bacak grubu kasları bu durumu dengelemeye çalışsa da başaramaz. Bu nedenle normalde ayakta bulunması gereken yapı ve bu yapıların katıldığı hareketler beklenilen gibi olmaz ve değişik sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Bu hastalığın çeşitlerini normalde iç kavisin bulunduğu ancak yürüme sırasında kavisin kaybolduğu esnek pes planus, normalde de yürüme sırasında da kavisin bulunmadığı rijit (sert) pes planus, belirli bir dönemde olan ve sonradan kendiliğinden ortadan kalkan fizyolojik pes planus şeklinde ifade edebiliriz.

Normalde bir yürüme esnasında önce topuk vuruşu devamında ayakta meydana gelen yuvarlanmalar ile beraber parmak ucu yükselişi olur ve vücut ağırlığı da topuktan öne doğru iletilir. Ancak pes planuslu kişi yürüme esnasında vücut ağırlığını topuktan öne doğru dengeli bir şekilde iletemez. Bu durum vücut biomekanik dengesinde bozulmaya neden olur ve bunun sonucu olarak da kişilerde ayak ağrıları, bel ağrısı, içe basma, dizlerin içe bakması, kalça seviye farkları gibi farklı patolojiler meydana gelir. Bunlara ek olarak pes planuslu bazı kişilerde özellikle ayak- ayak bileği ve diz yaralanmalarına daha yatkın oldukları yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Bunlardan yola çıkılırsa sürekli ayak ağrıları hisseden özellikle de ağrının uzun süreli yürüme ya da ayakta durma sonucu meydana gelme gibi bir özelliği söz konusu ise kişi bir uzman tarafından pes planus durumu değerlendirilmelidir.

Klinikte pes planus tanısı için fizik muayene yöntemleri, radyolojik görüntülemeler, ayak izi görüntüleri gibi yöntemler kullanılır. Tedaviye karar verilirken hasta yaşı, hastanın durumu, pes planusun derecesi, pes planusun çeşidi gibi durumlar değerlendirilir.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Fizik tedavi ve ilaç tedavisinin uygulanacağı hasta gruplarında hastaya özgü ayağı destekleme adına özel ayakkabılar, tabanlıklar ve ortezler tasarlanabilir. Hastanın ağrısını azaltma amaçlı soğuk uygulamalar yapılabilir. Ayağa binen yükü hafifletme adına bandajlamalar uygulanabilir. Tedavinin en önemli kısmı ise hastaya özgü egzersiz programlarıdır. Parmak ucunda ve topuk ucunda yükselme, ayak parmaklarıyla bir cismi tutmaya çalışma, çarşaf toplama gibi egzersizler planlanır. Ayrıca egzersiz programına germe egzersizleri de eklenir. Bu durum tedavide alınan başarılı sonuçların artmasına yardımcı olur.

Konservatif tedavinin yetersiz geleceğine karar verilen ileri durumlarda cerrahi tedavi seçeneğine başvurulur. Cerrahi tedavi de ayak kemiklerinde ve bağlarda hastanın durumuna uygun şekilde gerekli işlemlerin uygulandığı düzeltme ameliyatları yapılır.

PES KAVUS

Çukur ayak olarak da bilinen pes kavus, ayak iç kavis yüksekliğinin normalden daha fazla bir yüksekliğe sahip olmasıdır. Oluşmasında birçok neden rol oynar. Genetik nedenler sonucu, sinirleri etkileyen birtakım olaylar sonucunda ya da geçirilen bir kaza veya alınan bir travma sonrası gelişmesi söz konusu olabilir. Meydana gelen pes kavus yürüme problemleri, ayakkabı giyiminde zorluk, ayak parmaklarında pençe görünümü ya da yük dengesizliğinin yol açtığı nasırlaşmalar ve ağrılara neden olur. Bu tarz sorunlarla karşılaşıldığında uzman değerlendirmesi sonucu pes kavus tanısı ortaya çıkabilir. Tanı için fizik muayene bulguları incelenir ve radyolojik tetkikler yapılır.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Tedaviye karar verilen hasta grubunda amaç ayak iç kaslarını güçlendirmektir. Bu sayede deformite sebebiyle artan ayak taban basıncı dağıtılmaya çalışılır. Buna yönelik hastaya uygun egzersiz programı oluşturulur. Oluşturulan bu egzersiz programına başparmak germe egzersizleri gibi germe egzersizleri de eklenir. Ayrıca ayağın normalden fazla olan kavsini destekleme ve yükü dengeleme adına özel tabanlıklar kullanılabilir. Zayıf kasların germe ve güçlendirilmesinin yanında hastaya denge eğitimi de verilir.

Ciddi şekil bozuklukları ve sorunlar mevcut ise tedavi seçeneği cerrahi olur. Cerrahide hastanın sorununa uygun kemik düzeltmeleri ve bağ transferleri yapılır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

KARDİYAK REHABİLİTASYON

Günümüzde kalp hastalıkları en önemli sağlık sorunudur. Dünya genelinde bütün ölümlerin yaklaşık %50’sini kalp hastalıkları oluşturmaktadır. Medikal tedavilere ek olarak, Kardiyak Rehabilitasyon (KR) uygulamaları Dünya Sağlık Örgütü tarafından kalp hastalıklarının tedavisinde ana bileşenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

Kardiyak rehabilitasyon, kalp hastalarının mümkün olan en iyi fiziksel, zihinsel ve sosyal koşulları sağlayarak bireyin tekrar topluma kazandırılmasını amaçlayan multidisipliner tedavi yaklaşımıdır. Erken ve geç dönem kalp hastalarının mümkün olan en erken sürede kardiyak rehabilitasyona başlaması gerekmektedir.

Kardiyak Rehabilitasyonun Amaçları:

  • Kalp hastalıklarının etkilerini önlemek
  • Ani ölüm risklerini ortadan kaldırmak
  • Damar tıkanıklığının ilerlemesini önlemek
  • Fonksiyonel kapasiteyi geliştirmek
  • İşe geri dönüşü sağlamak
  • Psikososyal durumu iyileştirmektedir.

Kardiyak rehabilitasyon uygulamaları: Hasta değerlendirilmesi, egzersiz eğitimi, kilo kontrolü, beslenme danışmanlığı, tütün kullanımının önlenmesi, psikolojik destek tedavilerinden oluşmaktadır.

Kardiyak Rehabilitasyon Kimlere Uygulanır?

Kardiyak Rehabilitasyon uygulamaları,

  • Egzersiz sırasında oluşan göğüs ağrısında,
  • Kalp krizi sonrası,
  • Koroner arter hastalığı olanlarda,
  • Koroner Arter Bypass Grefti (KABG) ameliyatı olanlar,
  • Kalp kapağı tamiri veya değişimi ameliyatı olanlar,
  • Perkütan Koroner Anjiyoplasti girişimlerinden sonra
  • Konjestif Kalp Yetmezliği
  • Periferik Damar Hastalığı
  • Kalp Pili takılan hastalarda
  • Hipertansiyonlu hastalarda
  • Aritmili hastalarda
  • Metabolik Sendromlu hastalarda güvenle uygulanmaktadır.

Kardiyak Rehabilitasyon Kimlere Uygulanmamalıdır?

Kardiyak Rehabilitasyon uygulamaları,

  • Kararsız göğüs ağrısında
  • Dinlenim esnasında Büyük Kan basıncının 200mmHg olması
  • Dekompanse Kalp yetmezliğinde
  • Kalp zarı iltihabı,
  • Tam kalp bloğu
  • Kontrolsüz sinüs ve ventriküler aritmiler
  • Egzersizler artan ventriküler aritmiler
  • Akut ateşli hastalıklar
  • Ciddi aort darlığı olan hastalarda uygulanmamalıdır.

Kardiyak Rehabilitasyonun Faydaları

  • Mortalite azalır
  • Hastaneye yatış riski azalır
  • Yaşam kalitesini artar
  • Fonksiyonel kapasite artar
  • Anjina (Göğüs Ağrısı) eşiği artar
  • Kardiyak hastalık risk faktörlerini azalır
  • İstirahat kalp hızı azalır
  • İşe geri dönüşü sağlar
  • Depresyon ve kaygı azalır
  • Topluma adaptasyon sağlanır

Kardiyak Rehabilitasyon 4 Fazdan oluşmaktadır.

  • Faz 1, Hasta İçi Dönem (1-10 gün)
  • Faz 2, Taburculuk Sonrası Erken Dönem (2 –12 Hafta)
  • Faz 3, Egzersiz Eğitimi Dönemi (3–9 ay)
  • Faz 4, İdame Dönemi (Yaşam Boyu)

Faz 1 Hastane İçi Dönem

Kalp krizi, CABG (By-pass) ameliyatı, Kalp kapak ameliyatları, Anjiyoplasti, Kalp nakli, Koroner arter hastalıkları, Anjina Pektoralis (Göğüs Ağrısı) gibi kalp hastaları nedeniyle hastaneye yatışı yapılan hastalarda uygulanmaktadır.  Hastaneye yatışın birinci gününden itibaren başlar ve hasta taburcu olana kadar ki dönemi kapsar. Faz 1 dönemi kendine bakım aktiviteleri, pasif ve aktif eklem hareketleri, mobilizasyon ve hasta eğitimlerini içerir.

Faz 1 Programın Amacı:

  • Hastanın, hastalığı doğrultusunda en kısa sürede mobilize ederek fonksiyonel kapasite kaybını engellemek
  • Egzersiz kapasitesini düzeltmek
  • Kendine bakım aktivitelerini nasıl yapacağının öğretilmesi
  • Hastanın psikolojik olarak kendini iyi hissetmesini sağlamak
  • Risk faktörleri hakkında bilgi vermek
  • Hastanın taburculuğa hazırlanmasıdır. (Faz 2’ye geçiş)

Faz 2 Taburculuk Sonrası Erken Dönem

Hasta taburcu olduktan sonra başlayan bu evrede yaşam tarzı değişiklikleri, risk faktörlerinin ortadan kaldırılması ve düzenli medikal takibin yapılması gerekmektedir. Hastalar belli sıklıklarda hastanede monitörize bir şekilde fizyoterapist eşliğinde egzersizlere başlayabilirler. Hastaların risk düzeylerine göre kademeli olarak artan egzersiz programları planlanır. Hastanın durumuna göre günlük 30 dakikalık yürüyüş yapması önerilir ve egzersizlerin 4 MET’ten fazla olmaması istenir. Hastaların, hastaneye gelmesi mümkün değilse ev temelli egzersiz programları oluşturulmalıdır.

Faz 3 Egzersiz Eğitimi Dönemi

Bu evre fiziksel dayanıklılığı geliştirmek için yoğun aerobik egzersiz eğitiminin verildiği dönemdir. Hastaneden çıktıktan sonra 3-9 aylık dönemi kapsamaktadır. Hastaların maksimum egzersiz kapasitesi belirlendikten sonra egzersiz programı oluşturulmaktadır. Yoğun aerobik egzersizler, güçlendirme egzersizleri, denge ve koordinasyon egzersizleri ve gevşeme egzersizleri verilir.

Aerobik egzersizler büyük kas gruplarını içerecek şekilde (yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans) olmadır. Egzersizin şiddeti maksimum oksijen tüketiminin %40-85’i, maksimum kalp hızının %55-85’i ya da BORG ölçeğine göre düzenlenir. Egzersiz süresi 20-60 dakika olmalıdır. Egzersizler haftada 3-5 kez tekrarlanmalıdır. Hastanın bireysel gelişimine göre kademeli olarak egzersizler süresi, sıklığı ve şiddetti arttırılır.

Faz 4 İdame Dönemi  

İdame döneminde daha önceki fazlardan elde edilen olumlu alışkanlıkların ve fiziksel dayanıklılığın hastalar tarafından korunduğu ve yaşam boyu devam eden dönemdir. Hastane ziyaretleri azalmıştır. Hastalar haftada 3 kez minimum 30 dakika düzenli spor yaparak, egzersiz eğitimi döneminde elde ettikleri kazanımları koruyabilirler.

Sonuç olarak kardiyak rehabilitasyon, kalp hastalıklarında hastaneye yatış itibariyle başlayıp ömür boyu devam eden bir tedavi yöntemidir. Kardiyak rehabilitasyon ile hastaların ölüm riski azalır, hastaneye yatış riski azalır, yaşam kalitesi ve fonksiyonel kapasitesi artar. Ülkemizde kardiyak rehabilitasyon programlarına katılım maalesef yeterli düzeyde değildir. Kalp hastalarının topluma kazandırılması ve yaşam kalitesinin artması için kardiyak rehabilitasyon programlarına katılımın arttırılması gerekmektedir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

ORGAN TRANSPLANTASYONU (ORGAN NAKLİ)

Organ nakli; doğumsal, bir hastalık sonrası veya travma sebebiyle zarar görmüş, artık işlevini yerine getiremeyen veya getirmekte zorlanan organın çıkarılıp, canlı ya da ölü bir kişiden alınan hala fizyolojik görevini yerine getirebilen, sağlıklı bir organın onun yerine cerrahi bir operasyon ile aktarılması işlemine denmektedir.

Kalp hastalıkları, diyabet, hepatit, kistik fibrozis, siroz, travma, yaralanma, metabolik problemler, doğum gibi birçok olay organ yetmezliğine sebep olabilir.

Nakli Sık Gerçekleşen Organlar

Karaciğer, bağırsak, böbrek, pankreas, böbrek-pankreas, kalp, akciğer, kalp-akciğer gibi iç organların yanı sıra; kornea, orta kulak, deri, kemik, kemik iliği, kalp kapakları, konnektif doku, deri-kemik-kas-kan damarları-sinirler-bağ dokusunu içerebilen birkaç yapının nakli (vaskülarize kompozit allogreftler) yapılabilmektedir.

Bu organlar ne zaman yetmezliğe uğrar ve nakil işlemi gerçekleşir?

  1. Karaciğer: Siroz, Hepatit B-C, metabolik hastalıklar, tümörler, kistik fibrosiz ve diğerleri.
  2. Bağırsak: Kısa gut sendromu, bağırsak hareketlerinde düzensizlik, transplantasyon veya greft hataları.
  3. Böbrek: Glomerüler hastalık (Orak hücre, Lupus, Goodpasture’s, Wegeners Granulomatosis), diabet, hipertansyion, renovasküler veya diğer vasküler rahatsızlıklar, doğuştan olabilir (Konjenital), tübüler ve interstisyel hastalık, neoplam, transplantasyon veya greft hataları,Transplantasyon ilaçları.
  4. Pankreas: Diyabet, pankreas kanseri, safra kesesi kanseri, tranplantasyon veya greft hataları.
  5. Kalp: Kardiomyopati, koroner arter rahatsızlıkları, konjenital (doğuştan) kalp rahatsızlıkları, kalp kapak hastalıkları, tranplantasyon veya greft hataları, kanser.
  6. Akciğer: Konjenital rahatsızlıklar (Eisenmenger’s Sendromu), amfizem, bronşektazi, kistik fibrozis, pulmoner fibrozis, pulmoner hipertansiyon, transplantasyon veya greft hataları (Bronchiolitis Obliterans BO), mesleki, travma, diğer: Sarkoidoz, Lenfanjiyoleyomiyomatozis (LAM), Romatoid Artrit.

 

Organ nakli gerçekleşecek kişilerde, nakil öncesi bazı sistemik rahatsızlıklar ortaya çıkabilir:

Kas zayıflıkları,

Uzun süre yatağa bağımlı kalma durumu,

Yorgunluk, anksiyete ve depresyon,

Öz bakım becerilerinin giderek azalması,

Solunum kapasitesinde azalma.

Hastaneye yatış aşamasında cerrahi öncesi fizik tedavinin amaçları şöyle sıralanabilir:

Akciğer kapasitesini optimal düzeyde tutmak.

Kas kuvveti ve enduransı optimum düzeyde korumak.

Solunum fonksiyonlarını ve kapasitesini geliştirmek.

Hastanın fonksiyonel bağımsızlığını en yüksek seviyede tutmak.

Ameliyat sonrası egzersiz eğitimi hakkında bilgilendirmek.

Hastaya yapılan bilgilendirme ve verilen eğitim sayesinde kaygılarını azaltmak.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Hasta organ yetmezliği durumunda, nakil işlemine girecek olsa bile kas kuvveti programları mutlaka çalışılmalıdır.

Yatak mobiliteleri ve hastanın transferi (taşınması), hastanın bağımsızlığının arttırılması için gerekli fonksiyonel egzersizler yapılmalıdır.

Postural denge ve duruşun iyi olabilmesi vücut stabilizasyonu sağlanmalıdır. Özellikle gövde kaslarını kuvvetlendiren kaslara yönelik egzersizler yapılmalıdır.

Hastanın kuvvet, endurans ve fonksiyonel bağımsızlığının bir arada sağlanabilmesi için yürüme egzersizleri çalışılmalıdır. Gerekirse önce yardımcı alet kullanılmalıdır.

Solunum kontrolünü sağlayabilmek için solunum rehabilitasyon programlarından faydalanmalıdır.

Hastanede cerrahi sonrası (post-operatif) dönemde fizik tedavi amaçları şöyle sıralanabilir:

Kas kuvveti ve endurans arttırılmalıdır.

Egzersiz kapasitesi yürüyüş gibi aerobik egzersizlerle geliştirilmelidir.

Yaşam kalitesi maksimum seviyeye ulaştırılmalıdır.

Hasta eğitimi:

-Nakil sonrası oluşabilecek semptomlar anlatılmalıdır.

-Osteoporoza karşı önlem alınmalıdır.

Fizik Tedavi Programı Nasıl Olmalıdır?

Hastanın cerrahi sonrası oluşabilecek solunum problemlerine karşı solunum çalıştırılmalıdır.

Yatak içi yaraların oluşmasını engellemek, solunum fonksiyonlarını korumak ve yatak içi konforunu sağlamak için hasta pozisyonlanması oldukça önemlidir.

Eski bağımsızlık seviyesine en kısa sürede ulaşabilmesi için yürüme ve transfer egzersizlerine en kısa sürede başlanmalıdır

Büyük kas gruplarını çalıştıran egzersizler oluşabilecek kas kütle kaybını önlemek amacıyla uygulamada unutulmamalıdır.

Eklem hareket açıklığına yönelik egzersizler, kan dolaşımını arttırarak gün boyu oluşan hareketsizliğin negatif etkilerini ortadan kaldırmış olur.

  1. Gün: Solunum egzersizleri,

Yatak kenarında oturup kalkma,

Kol ve bacaklara eklem hareket açıklığı egzersizleri,

Olduğun yerde adım alma.

  1. Gün: Solunum egzersizleri,

Yatak kenarında oturup kalkma,

Kalça ve bacak grubu kaslara ağırlıksız kuvvetlendirme çalışma,

Kısa mesafeli yürüyüşler.

  1. Gün: Solunum egzersizleri,

Koridorda 30 metre yürüme,

Kol ve bacaklara fonksiyonel germeler

Kalça ve bacak çevresi kas grupları için kuvvetlendirmeler,

  1. Gün: 3. Gün egzersizlerine devam. Ek olarak alt ekstremite için 5 dakika bisiklet ergometresi
  2. Gün: Aynı egzersizlere devam edilir ve bisiklet ergometresinin süresi 7 dakikaya uzatılabilir. Fonksiyonel kapasite arttırılır.

TABURCULUK SONRASI REHABİLİTASYON SÜRECİ

  • Genel kas kütlesi ve kuvvetini artıran egzersizler (Hafif tempolu doğa yürüyüşleri)
  • Kısıtlanan solunum ile postürde değişikliklere yönelik postür egzersizleri yapılmalı.
  • Hareketsizliğe bağlı oluşabilecek eklem sertliklerine yönelik esnekliğe yönelik egzersizler yapılmalıdır.
  • Kalp ve akciğer nakli olan hastalar, özellikle kolları yukarı kaldırma gibi solunumu kısıtlayıcı ya da ameliyat yerine zarar verecek hareketlere özellikle dikkat etmelidir.
  • Denge egzersizleri özellikle iyi bir postürün elde edilebilmesi için oldukça önemlidir.
  • Hastayı günlük hayata adapte edecek kendi uğraş ve mesleğine yönelik fonksiyonel egzersizler rehabilitasyon programına mutlaka dahil edilmelidir.

Organ nakil ameliyatları bütün vücudu sistemik olarak etkileyen bir süreçtir. Cerrahi süreç öncesinde ve sonrasında uzaman fizyoterapistler eşliğinde görülecek rehabilitasyon programı ile kişilerin hayat kaliteleri en kısa sürede istenilen düzeye getirilebilir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

GUİLLAİN BARRE SENDROMU

Guillain Barre Sendromu (GBS), yaygın görülen bağışıklığın bozulmasıyla karakterize, periferik sinir sistemini etkileyen akut başlangıçlı kuvvet ve his kaybıdır. Çoğu hastada ayaklardan başlayıp yukarı doğru (asendan) hızlıca ilerleyip harabiyetin derecesine bağlı olarak bağımlılığa neden olan bir hastalıktır. Görülme sıklığı 100.000 kişide 0,8- 1,9 aralığındadır ve erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmekle birlikle her yaş grubunda görülebilen ve yaş arttıkça görülme sıklığı artan bir hastalıktır. Hastaların %80’inde 6 ay içerisinde yürüyüş fonksiyonları düzelir ve yardımcı cihaz olmadan yürüme sağlanır. GBS’nin iyileşme süresi 1-3 yıl arasında değişkenlik göstermektedir.
Hastaların %60-70 ‘inde hastalığın semptomlarının başlangıcından 1-4 hafta önce geçirilmiş olan üst solunum yolu enfeksiyonu, aşılanma veya cerrahi uygulama vardır.
Hastalığın tanısının koyulması için klinik bulgular ile laboratuvar bulguları gereklidir. Laboratuvar bulguları olarak sinir iletim çalışmaları, elektromiyografi (EMG) ve ek olarak Beyin Omurilik Sıvısı Değerlendirmesi (BOSD) yapılması tanı koyulması için gereklidir.
Hastalığın klinik bulguları arasında,
• Kas güçsüzlüğü,
• Reflekslerdeki değişiklikler,
• Duyusal bozukluklar,
• Kranial sinirlerin tutulumu,
• Ağrı, solunum problemleri,
• Otonom sinir sistemi işlev bozuklukları vardır.
Bulgular genelde çift taraflı olarak ortaya çıkmaktadır. Kas güçsüzlüğü çift taraflı ayak parmaklarından başlayıp bacaklara, kollara, yüze ve solunum kaslarına doğru ilerler. Kas güçsüzlüğü 1-3 hafta içerisinde ilerleyişini tamamlar ve 3. Haftadan sonraki 2-4 hafta sonra yavaş iyileşme dönemine girer. Hastaların %70’lik kısmında derin tendon reflekslerinde azalma ve kayıp meydana gelir. Bunu takiben yürüme ve merdiven çıkmada güçlükler başlar. Hastalarda motor kayıplar duyusal kayıplara göre ön plandadır, titreşim ve pozisyon duyularında belirgin kayıplar görülür. Hastalarda ağrı şikayetleri sıklıkla kalça, sırt, ayaklarda ve ellerde görülür. Diyafram tutulumu sonucunda solunumda bozukluklar meydana gelir. Kranial sinir tutulumlarına bağlı olarak göz hareketlerinin kaybı, yutma güçlüğü ve bilateral fasial paralizi görülebilmektedir. Görülen otonom sistem bozuklukları da en yaygın olarak taşikardi, bradikardi, kalp problemleri, hipertansiyon gibi bozukluklardır.
Tedavi
1- Medikal tedavi
2- Fizik tedavi ve rehabilitasyon

1- Medikal Tedavi
GBS’nin tedavisinde Plazmaferez (FE) altın standart olarak kabul edilmektedir. Hastalığın tedavisinde ilk kullanılan yöntemdir. Hastalığın başlangıcından 7. Güne kadar kullanılmaya başlandığında yüksek fayda sağlanırken, bir ay içerisinde de uygulanması büyük ölçüde fayda sağlamaktadır. Plazmaferez tedavisinden sonra ve intravenöz immünglobülin uygulaması da tedavi yöntemleri arasındadır. Bu iki tedavinin birlikte uygulanması hastanın yardımsız yürüyebilmesi, solunum fonksiyonlarının düzeltilmesi ve 6 ayda hastanın fonksiyonel durumunun en iyi şekilde düzeltilmesini sağlar. GBS tedavisinde kortikosteroidler genellikle etkisizdir.

Guillain Barre Sendromu Rehabilitasyonu
Bu sendrom genellikle fonksiyonel kayıplara neden olmaktadır. Hastanın kas kuvveti, eklem hareket açıklığı, kas gerginliği, solunum fonksiyonları, ağrı, oturma ve ayakta durma dengesi, tuvalet ve günlük yaşam aktivitelerini yapabilme yeteneği değerlendirilir. Bu doğrultuda fizyoterapi de temel amaçlar:
• Öncelikli olarak var olan kas gücü korunmaya çalışmak,
• Solunum problemlerini önlemek,
• Hareketsizliğe bağlı deformite gelişimini önlemek,
• Ağrıyı ve kas kramplarını azaltmak,
• Kas zayıflığını önlemek,
• Kardiyopulmoner fonksiyonelliği korumak,
• Hastanın fonksiyonelliğini koruyarak günlük yaşamında bağımsız hareket etmesini sağlayarak hayat kalitesinin arttırmak ve bunun için aile eğitimini vermek.
Bu hastalarda rehabilitasyon interdisipliner yaklaşımla gerçekleştirilmelidir (Fizyoterapist, ergoterapist, hemşire, sosyal hizmet uzmanı gibi) ve erkenden fizyoterapiye başlanması çok büyük önem taşır.
Guillain Barre Sendromunda hastalar için olası komplikasyonları önlemek amacıyla bir rehabilitasyon süreci oluşturulur.
Bu doğrultuda solunum egzersizleri, yardımcı cihaz kullanımı eğitimi, yatan hastalar için yatakta hareketliliği arttırıcı egzersizler, kalp problemleri gibi komplikasyonlarda personel ve hasta/aile eğitimi ve farkındalığı, erken dönemde oluşabilecek bağırsak ve mesane problemleri için eğitim, ağrı ve yorgunluk için elektroterapi ajanları ve hasta için oluşturulacak egzersiz programının hastada yorgunluk oluşturmayacak şekilde düzenlenmesi gereklidir. Uzun süredir yatan hastalarda immobilizasyondan (hareketsizlik) dolayı oluşacak problemleri önlemede postür egzersizleri, akut dönemde eklem kontraktürlerinden korunmak için eklem hareket açıklığı korunması ve splintleme, güçsüzlüğün miktarına göre aktif, aktif yardımlı ve dirençli egzersizler, yürüme eğitimi, yatak içi ve yatak dışı mobilite eğitiminin verilmesi gereklidir. Duyu da oluşabilecek problemler atlanmamalı ve programın içine duyu terapisi de eklenmelidir.
Özellikle yatan hastalarda oluşabilecek bası yaralarının önlenmesi için pozisyonlama ve bunun için hasta/aile eğitimi gereklidir.
Bilindiği üzere Guilain Barre hastalığının seyri iyi ancak iyileşme süreci zaman almaktadır. Bu sürecin kısaltılması doğrultusunda fizyoterapinin yeri büyük önem taşımaktadır. Bu durumda önemli olan durum hastanın durumuna ve hastalığının şiddetine göre kişiye özel tedavi programının oluşturulması gerektiğidir.

DİZ BAĞ YARALANMALARI

Diz eklemi; uyluk, diz kapağı ve kaval kemiklerini birbirine bağlayan bağ, kas, kıkırdak ve yumuşak dokulardan meydana gelmektedir. İnsan vücudunun en büyük eklemi olan diz; yürüyebilmeyi, koşabilmeyi, eğilip kalkabilmeyi sağlamak için hem yeterli harekete izin vermeli hem de aşırı hareketlere karşı koyabilmelidir.
Diz eklemini saran 4 bağ (Ön Çapraz Bağ, Arka Çapraz Bağ, İç Yan Bağ ve Dış Yan Bağ) dizin hareketlerini normal sınırda tutmak için birlikte çalışan temel yapılardır. Bu bağ dokuları zorlandıklarında, normalden fazla uzayarak, kısmi ya da tam olarak yırtılabilirler. Bağ yaralanmaları genellikle spor sırasında çarpmalar ve ani dönmeler sonucu oluşur. Çarpma ne kadar kuvvetli ya da dönme ne kadar hızlı ise bağda meydana gelen yaralanma o kadar fazla olur ve birden fazla bağ birlikte hasarlanarak tedavi sürecini zorlaştırır. Bağlarda oluşan problemler ağrı, şişlik, yürümede zorluk ve güvensizliğe yol açarak kişinin hareketlerini kısıtlar.
Diz hareketlerinin kontrolünde her bağın ayrı görevi olduğu gibi hepsinin yaralanma şekilleri, tedavileri ve iyileşme süreleri farklılık gösterir. Tedavi süreçlerindeki farklılıklardan dolayı bağ yaralanmalarının uzman bir ekip tarafından takip edilmesi, dizin normal fonksiyonlarına geri dönmesi için önemlidir. Tedavisi tamamlanmayan bağ yaralanmaları ileride kireçlenme gibi diz problemlerine sebep olabilmektedir.

Bağ yaralanmaları 3 grupta incelenir:
1. 1. Dereceden bağ yaralanmaları: Bağda minimal bir hasar ve kopma vardır. Bağın bütünlüğü bozulmamıştır. Bölgesel hassasiyet ve çok az kanama ve şişlik vardır. Diz stabil bir durumdadır.
2. 2. Dereceden bağ yaralanmaları: Bağdaki hasar belirgin düzeydedir. Eklem daha hassas bir durumda ve daha çok tepki verir. Hareket bütünlüğünde bozulma olmasına rağmen diz eklemi stabildir fakat stabilitenin bozulmasına eğilimi vardır.
3. 3. Dereceden bağ yaralanmaları: Bağın bütünlüğü bozulmuştur. Hareket bütünlüğünde bozulma ve stabilite kaybı vardır.

Ön Çapraz Bağ (Anterior Kruciate Ligaman) Yaralanmaları
Dizi önden çapraz olarak sarar. Kaval kemiğinin aşırı öne gitmesini engeller ve dönme hareketini kısıtlar. En sık karşılaşılan diz bağ yaralanmasıdır. Genellikle diz sabitken vücudun ani döndürülmesi, koşarken ani yavaşlama veya dışarıdan gelen çarpmalar sonucu meydana gelir. (Ön çapraz bağ yaralanmaları hakkında detaylı bilgi için tıklayınız.)

Arka Çapraz Bağ ( Posterior Kruciate Ligaman) Yaralanmaları
Uyluk ve kaval kemiklerini arkadan çapraz olarak birbirine bağlar. Temel görevi kaval kemiğinin arkaya kaymasını engellemektir.
Arka çapraz bağ yaralanmaları; genellikle futbol, motorlu araç kazaları, snowboard kazaları yüksekten düşme, direkt darbe ile dizin aşırı arkaya gitmesi gibi daha yüksek enerjili kazalar sonucu meydana gelir. Arka çapraz bağ ön çapraz bağdan daha geniş ve 2 kat daha kuvvetli olduğu için izole arka çapraz bağ yaralanmaları görülmesi nadirdir, daha kompleks yaralanmalardır.
Hasta diz arkasında ağrı, ödem, üzerine basamama, nadiren boşalma hissi ve yürümede zorluk gibi şikâyetlerle doktora başvurur.
Doktorun dizin stabilitesini değerlendiren fiziksel muayenesi sonrası, eklemi oluşturan kemiklerde çatlak veya kırık tespiti için röntgen ve bağ yaralanmasında kesin tanı için MR tetkikiyle yırtığın derecesi saptanır.

Kullanılan değerlendirme testi;

• Arka çekmece testi yapılarak kaval kemiğinin diz eklem yüzeyinden geriye doğru hareketine bakılarak muayene edilir
Genellikle konservatif tedavi sonrası hasta normal hayatına dönebilir. Cerrahi seçenek pek kullanılmamasına rağmen sporcularda ve arka çapraz bağ yaralanmalarına eşlik eden yaralanma varlığında (bağın kemiği koparması ya da menüsküs yaralanmaları eşlik ediyorsa) cerrahi tercih edilir.
Ameliyat sonrası süreçte buz eğitimi ve breys kullanımı sağlanmalıdır. Rehabilitasyon sürecine fizyoterapist eşliğinde kısmi yük vermelere ve egzersizlere başlanır. Kendine özgü izlenmesi gereken bir rehabilitasyon programı olduğundan terapistin yönlendirmeleri ile rehabilitasyon sürecine devam edilmeli. Doğru izlenmiş bir rehabilitasyon protokolü sonrası spora dönüş 6 ay- 1 yıl içinde sağlanmış olur.

İç Yan Bağ (Medial Kollateral Ligaman) Yaralanmaları
İç yan bağ; uyluk ve kaval kemiğini dizin iç tarafından birbirine bağlar, dizin iç kısmını destekleyerek içe doğru açılmasına engel olur ve dönme hareketlerinin kontrolü için çapraz bağlara yardım eder.
İç yan bağ yaralanmaları, genellikle ayak yerde sabitken dizin dış kısmına gelen darbe veya ani dönme sonucu dizin içe doğru açılması ile oluşur. İç yan bağ, iç menüsküsle bağlantılı olduğu için genellikle menüsküs ve ön çapraz bağ yaralanmaları ile birlikte görülmesine rağmen en fazla izole yaralanan bağ iç yan bağdır.
Hasta dizin iç kısmında ağrı, şişlik ve boşalma hissi ile doktora başvurur. Genellikle konservatif tedavi sonrası hasta normal hayatına geri döner. Eşlik eden yaralanma varlığında cerrahi tercih edilir.

Dış Yan Bağ (Lateral Kolateral Ligaman) Yaralanmaları
Dış yan bağ, kaslar ile birlikte dizin dış kısmını destekleyerek, eklemin dışa doğru açılmasını engeller ve dönme hareketlerinin kontrolü için diğer dokulara destek olur.
Dış yan bağ yaralanmaları, genellikle ayak yerde sabitken dizin iç kısmına gelen darbe veya ani dönme sonucu dizin dışa doğru açılması ile oluşur. Ön-arka çapraz bağ ve dış menüsküs yaralanmaları ile birlikte görülebilir. İyileşme süreci iç yan bağdan daha uzun sürmektedir.
Hasta genellikle dizin dış kısmında ağrı, şişlik ve dizin üzerine basamama ile doktora başvurur.

Tanı
Hastanın hikâyesi alındıktan sonra, dizde oluşan ödem, kızarıklık, ısı artışı değerlendirilir. Eklem hareketlerine bakılır ve özel testler (ön-arka çekmece testi, varus-valgus stress testi, kuadriseps aktivasyon testi gibi) ile bağlar değerlendirilir. Travma sonrası tanı için ödemin azalması beklenebilir. Çevre dokulardaki hasarların tespiti için gerek görüldüğünde röntgen, MR ya da artroskopi gibi yöntemlere başvurulur. Kesin tanı konulduktan sonra vakit kaybetmeden tedavi sürecine başlanmalıdır.

Tedavi
Kısmi bağ yaralanmalarında, genellikle konservatif tedavi yeterli olmaktadır. Yaralanma sonrası buz uygulaması, istirahat, elastik bandaj, yüksekte tutma ilk yapılması gereken şeylerdir. Ağrı ve ödem kontrolü için ilaç kullanımı önerilebilir. Hasar seviyesine göre koruyucu dizlik ve kısa süreli koltuk değneği kullanımı önerilir. Hastanın tolere edebileceği kadar yük vermesine izin verilir. Yaralanmanın durumuna göre eklem hareketleri dereceli olarak arttırılır, kas kuvvetinin kaybedilmemesi ve dengenin yeniden sağlanması için egzersiz önerilir.
Bağda tam kopma, çoklu bağ yaralanması ya da eşlik eden menüsküs yırtığı varsa cerrahi tercih edilir. Hastanın aktivite seviyesine ve yaralanmanın şekline göre ameliyat hemen ya da birkaç hafta sonra yapılabilir. İdeal olan tedavinin, cerrahi öncesi ve sonrası egzersiz ve rehabilitasyonla desteklenmesidir.
Cerrahi öncesi süreçte hasta eğitimi ile kişinin ameliyat sürecine hazırlanması, ağrı kontrolü, dokularda meydana gelebilecek yapışıklıkların azaltılması, kas kaybının önlenmesi hedeflenir.
Cerrahi; kopan bağın tamiri ya da kişinin kendi tendonlarından hazırlanan yapay bağ dokusunun bağın işlevini görecek şekilde yerleştirmesi ile gerçekleştirilir. Cerrahi sonrası hastanede fizik tedavi uygulamalarına (ağrı ve ödem kontrolü, yapışıklıkların engellenmesi, CPM makinesi ile dizin kontrollü hareket ettirilmesi ve kas kuvvetinin korunması için egzersizler) başlanır.
Ameliyat sonrası özel bir dizlik kullanılarak, dizin hareketleri kısıtlanır ve dokuların tekrar zarar görmesi engellenir. Hasta koltuk değnekleri yardımı ile hareket eder ve dize verilen ağırlık zamanla arttırılır. Eklem hareketlerinin tekrar kazanılması, kas kuvvetinin ve esnekliğinin sağlanması ve denge-koordinasyon eğitimi verildikten sonra hastanın normal hayata dönmesi sağlanır.
Spora dönüş ön çapraz bağ yaralanmalarında 4-6 ay arasında olurken çoklu bağ yaralanmalarında 12 aya kadar uzayabilmektedir

ÇOCUK FELCİ (POLİOMYELİTİS)

Çocuk felci, Polio virüsünün sinir hücrelerini (beyin ya da omurilik) etkileyerek kişinin felç kalmasına sebep olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Çocuk felci %90 oranında 5 yaş altında görülürken ileri yaşlarda görülme ihtimali de mevcuttur.
1988 yılında Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Küresel Çocuk Felcini Yok Etme Girişimi (GPEI) gibi öncü kuruluşlar; “Dünya üzerinde tek bir çocuk kalıncaya kadar” sloganı ile yapılan aşılama kampanyası ile Polio virüsünün yok edilerek bir daha çocuk felci vakasının görülmemesini hedeflemişlerdir. 1988’den beri çocuk felci sayısı %99 azalarak 350,000’den; 2018 yılında 33 vakaya inmiştir. 2019 yılı itibari ile sadece Nijerya, Pakistan ve Afganistan’da görülmektedir.
Avrupa bölgesinin son çocuk felci vakası 1998’de Türkiye’de görülmüştür. Son yıllarda Suriye gibi riskli bölgelerden alınan göçler sebebi ile tekrardan gündeme alınmıştır. Dünya üzerinde tek bir çocuğun polio virüsü taşıması, bütün çocuklar için tehdit oluşturmaktadır. Bu yüzden Polio virüsü, dünyadan tamamen temizlenene kadar aşılama kampanyalarına ara verilmeden devam edilmelidir.
Polio virüsü sadece insanlarda hastalığa sebep olur. Bulaşıcılığı fazladır. İnsandan insana fekal-oral yol dediğimiz; dışkı da bulunan virüs ile kirlenmiş su içildiğinde ya da yiyecek yendiğinde (dışkı ile kirlenmiş el ya da oyuncak ağza götürülmesi ile) bulaşır. Nadiren oral-oral yol (nefes, öksürme gibi) ile de bulaşabilir.
Virüs ağız yolu ile vücuda girdikten sonra, boğaz ve bağırsaklarda yaşar ve farklı bölgelere (lenfatik sistem, kan dolaşımı, sinir sitemi) giderek yayılabilir. Virüs etkilediği bölgeye göre farklı etkiler gösterir. Örneğin virüs bağırsak bölgesini etkilediğinde mide bulantısı, kusma, ishal gibi şeylere sebep olurken; omuriliğin ön boynuz dediğimiz kasların hareketinden sorumlu bölgeyi etkilediğinde kişinin kaslarında etkilenim (kuvvet kaybı ya da felç) olur.
Virüs yaklaşık 1-2 hafta kadar insan vücudunda barınır ve bu sürede dışkı yoluyla (su ve çevreyi kirletir) başkalarına bulaştırılabilir.
Akut çocuk felcinin tanısı hasta hikâyesi alındıktan sonra doktor tarafından yapılan muayene (refleks kayıpları, yutma ve nefes problemleri, kuvvet kaybı) sonrası hastanın dışkı örneği veya boğazdan alınan sıvı da virüs varlığına bakılarak koyulur. Nadiren kan testi, EMG ya da omurilikten alınan sıvı ile virüsün hangi bölgeleri etkilediği araştırılır.
SEMPTOMLAR
• Virüs bulaşan kişilerin %70 inde herhangi bir belirti oluşturmaz.
• Virüs bulaşan kişilerin %25 inde grip benzeri belirtiler (boğaz ağrısı, ateş, yorgunluk, baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma gibi) oluşur ve 2-5 gün sonunda tam iyileşme gerçekleşir.
• Çocuk felci, virüs bulaşan kişilerin %5’inde görülen sinir hücrelerinin (beyin ya da omurilik) etkilenimi sonucu daha ciddi belirtiler oluşur. Bu grupta kendi içinde 3’e ayrılır:
o Parestezi; ayaklarda karıncalanma ve iğnelenme hissi
o Menenjit; ense sertliği, baş-boyun ağrısı ve kas spazmları
o Paralize; grip benzeri belirtilerle başlar, zamanla refleksler kaybolur ve virüsün etkilediği bölgeye göre farklı belirtilere sebep olur
▪ Spinal bölge etkilenimi; genellikle el ya da ayaklarda kuvvet kaybı
▪ Bulbar bölge etkilenimi; solunum ve yutma kaslarında kuvvet kaybı
▪ Bulbospinal bölge etkilenimi; hem el- ayak hem de solunum ve yutma kaslarında kuvvet kaybı

Kas kuvvetsizlikleri etkilediği kasa göre çocuğun ayağa kalkmasına, yürümesine, yemek yemesine engel olur ve zamanla vücutta şekil ve işlev bozukluklarına (eklemlerde deformite, skolyoz, bacaklarda uzunluk farkı gibi) sebep olarak kişinin hareketlerini kısıtlar. Genellikle 18 ay içerisinde kas kuvveti yerine gelir ve çocuk normal hayatına geri döner.
Çocuk felci tek bir kasta görülebildiği gibi el- ayak ve solunum-yutma kaslarının hepsinin birlikte etkilendiği (bulbospinal etkilenim) halde de görülebilir. Ayak tutulumu ellere göre daha sık görülür. Genellikle asimetrik tutulum gösterir (sağ kol-sol bacak gibi). Duyu kaybı görülmez. Sadece paralize vakalara çocuk felci tanısı koyulur. Nadiren solunum ve yutma kasları etkilendiğinde; solunum yetmezliğine ve ölüme sebep olabilir.
Çocuk felcinin tedavisi yoktur; en etkili yol aşılama ile çocuk felcinin engellenmesidir. OPV (damla şeklinde, ucuz, uygulanması kolay ve eleman ihtiyacı olmayan) ve IPV (kasa uygulanan, pahalı ve deneyimli eleman ihtiyacı olan) şeklide iki çeşidi vardır. 2. ay, 4. ay, 6. ay 8-18. ay ve 4-6 yaş okul çağında yapılır. Riskli bölge seyahatlerinden 4-6 hafta önce ek doz yapılması tavsiye edilir.
TEDAVİ
Kaslarda zayıflığa sebep olmayan çeşitlerinde hasta dinlendirilir, kas spazmları ve ağrılarını azaltmak için ilaç, sıcak uygulaması ve egzersiz uygulanır.
Akut çocuk felci vakalarında ilaç tedavisine ek olarak fizik tedaviye başlanmadır. Kas ve eklem problemlerini önlemek için hastanın ihtiyacına göre pozisyonlama, aktif-pasif eklem açıklığı ve germe hareketleri önerilir. Sıcak uygulama yapılmalıdır. Solunum ve yutma kasları etkilenmişse; mekanik solunum cihazları, trakeostami ve solunum fizyoterapisi gerekebilir.
Kronik çocuk felci vakalarında ise hayat boyu fizik tedavi ve egzersiz gerekmektedir. Hastanın ihtiyacına göre eklemlerin ve kasların korunması için germe ve kas kuvvetlendirme hareketleri uygulanır. Yardımcı cihazlarla (yürüme yardımcıları, splint ve braceler) eklemlerin normal şeklinin korunması ve normal hareketlerin devam ettirilmesi sağlanır. Denge ve koordinasyon ve yürüme çalışmaları yapılır. Solunum ve yutma kaslarında zayıflık varsa hayat boyu solunum desteği alması gerekir. Havuz içerisinde yapılan egzersizler ve sıcak su banyoları önerilir. Ev içinde düzenlemeler yapması için ergoterapistten destek alınabilir.
İleri dönemde oluşan şekil bozukluklarında (bacak boy uzunluğu farklılıkları, eklem deformiteleri) ve hastanın fonksiyonelliğini arttırmak için (yürümesini kolaylaştırmak gibi) tendon transferi, botoks, osteotomi, boy uzatma ameliyatı gibi birçok yöntem uygulanabilir.
POST-POLİO SENDROMU(PPS)
Çocuk felci geçirmiş kişilerde 15-40 yıl sonra; kaslarda hareketle artan güçsüzlük ve ağrı, kas spazmları, kas fasikülasyonları, kramplar, solunum ve yutma problemleri, bağırsak problemleri, uyku problemleri, genel yorgunluk, soğuğa karşı hassasiyet, hafıza problemleri, depresyon gibi birçok farklı belirti açığa çıkabilir. Post Polio Sendromu denilen bu durumun kesin sebepleri bilinmese de; normal yaşlanma ile birlikte, sinir hücrelerinde oluşan harabiyete bağlı olarak oluştuğu düşünülmektedir. Çocukken ağır polio geçirenlerde, yaşam kalitesi düşük olanlarda, aşırı fiziksel harekete maruz kalanlarda, kilo problemi olanlarda ve kadınlarda daha sık ortaya çıktığı görülmektedir. Post polio tanısı, geçirilmiş olan çocuk felci sorgulandıktan ve diğer hastalıklar elendikten sonra konulur.
Kişilerin yorgunluğu engellemek için enerji tüketimini azaltması, daha az hareket, dinlenme araları verme, aktivitelerin zamana bölünmesi, ev ortamının düzenlenmesi gibi modifikasyonlar önerilmektedir. Hastanın kilo almamaya ve sıcak tutan kıyafetler giymeye dikkat etmesi gerekir. Ağrı denetimi için soğuk uygulama ve TENS; uyku kalitesi için gevşeme egzersizleri önerilmektedir.
Uzman bir fizyoterapist ile kişiye özel hazırlanan egzersizler, kişinin enerjisini koruyarak daha az yorulmasına ve kaslarına zarar vermeden kas kuvvetini korumasını sağlayacaktır. Solunum kasları etkilendi ise yardımcı solunum cihazları ve solunum fizyoterapisi gereklidir. İhtiyaca göre yardımcı cihaz (koltuk değneği, tekerlekli sandalye gibi) kullanımı önerilebilir.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

SPONDİLOLİZİS VE SPONDİLOLİSTEZİS

Spondilolizis, omurgayı oluşturan omurlardan birinde oluşan çatlak veya stres kırıklarıdır. En sık yaralanma, jimnastik, futbol gibi sporlarda ve ağırlık kaldırma gibi belde tekrar tekrar stres gerektiren sporlara katılan çocuklarda ve ergenlerde meydana gelir.
Spondilolizis (omurga artriti), elli yaşını geçtikten sonra en sık görülen omurga ağrısı nedenlerinden biridir. Spondilolizis, oluştuğu omurganın bölgesine bağlı olarak kategorize edilir:
1. Servikal Spondilolizis (Boyun artriti)
2. Torasik Spondilolizis (Üst sırt artriti)
3. Lumbar Spondilolizis (Bel artriti)

Her an hareket etmenizle omurlarınızda oluşan yıpranma ve aşınma, omurga eklemlerinize zarar verir. İleri evrelerde, oluşabilecek spinal artrit oldukça ağrılı olabilir ve sinirlerin sıkışmaya başlamasıyla vücudunuzun diğer yapılarına zarar verebilir.
Spondilolizis herhangi bir semptoma bağlı olmayabilir. Fakat herhangi bir belirti varsa;
• Ağrının başlangıcı aşamalı olarak gerçekleşebilir veya akut durumdadır (Yoğun bir spor aktivitenin ardından gerçekleşebilir.)
• Olası bir travma öyküsü (Travmanın gerçekleştiği zaman önemlidir.)
• Yoğun ağrı, günlük yaşam veya spor performansı aktivitelerini kısıtlar
• Semptomlar stresli bir olaydan sonra şiddetlenir.
• Dinlenme ile belirtiler genelde azalır.
• Spesifik semptomlar, omurganın etkilenen bölgesine bağlıdır. (Lumbar spondilolizis, torasik veya servikal spondilolizisten farklı semptomlar gösterecektir.)
➔ Lumbar spondilolizis semptomları:
Bel ağırısı,
Ayakta durunca artan ağrı,
Öne doğru oturunca ağrı azalır,
Beli geriye doru büktüğümüzde (ekstansiyonda) ağrı artar,
Çocuklarda postural bozukluklar veya anormal yürüyüş şekli görülebilir,
Sinire bası varsa; idrar kaçırma, uyuşma, kas zayıflığı gibi nörolojik bulgular eşlik edebilir.

Spondilolizis Risk Faktörleri Nelerdir?
➢ Yaş,
➢ Travma,
➢ Uzun süreli kötü postür,
➢ Eklemlerin aşırı kullanımı,
➢ Aşırı kilo,

Bazı durumlarda, spondilolizis ile oluşan çatlak ya da stres kırıkları kemiği o kadar zayıflatır ki omurga uygun pozisyonunu koruyamaz, omurlar yer değiştirmeye ve kaymaya başlar. Bu duruma da spondilolistezis denir.
Spondilolistezis de kırılan ya da hasar gören kısım (pars interartricularis), hemen altındaki omurun öne doğru kaymasına veya yer değiştirmesine neden olur. Çocuklarda ve ergenlerde, bu kayma en sık, hızlı büyüme dönemlerinde meydana gelir.
Doktorlar genellikle spondilolistezisi kayma miktarına bağlı olarak düşük dereceli veya yüksek dereceli olarak tanımlarlar. Kırılan omur genişliğinin yüzde 50’sinden fazlası, altındaki omur üzerinde öne kaydığında yüksek dereceli bir kayma meydana gelir. Yüksek dereceli kaymalara sahip hastaların sinir hasarı dolayısıyla ciddi ağrı yaşamamaları ve semptomlarını hafifletmek için ameliyat olmaları önerilir.

Spondilolistezis daha sık olarak L5-S1 vertebralarında (omurlarında) daha sık görülür. Daha çok kadınlarda görülür. Bunun sebebi ise eklem laksitesine sebep olan “östrojen hormonu” ile ilgilidir. Ağrı genellikle bir yaralanmadan sonra başlar ve ergenlikten önce belirtiler nadirdir.
Spondilolisteziste oluşan omurlardaki kayma, omuriliğe veya sinir köklerine baskı yapabilir ve bu da her iki bacakta da bel ağrısı ve uyuşukluk ve halsizliklere neden olabilir. Ancak, tüm belirtiler hemen kendini göstermez. Bazen, hastanın omurları yıllar önce kayabilir ve hasta yıllar sonra bile herhangi bir acı veya uyuşukluk hissetmez. Bununla birlikte, yıllar sonra oluşan ek patolojilerle birlikte bel veya kalçada ağrı olarak kendini gösterebilir. Ek olarak, bacaklardaki kaslar zayıflayabilir ve bu da hastaların topallayarak dolaşmasına neden olabilir.
Spondilolistezisin derecesi, vücudun öne kayma miktarı ile ölçülür. Meyerding bunu 4 sınıfa ayırdı:
Grade 1 – % 0-25 den 1/4 uzunluğa kadar kayma
Grade 2 – % 25-50’den 1/2 uzunluğa kadar kayma
Grade 3 – % 50-75’ten 3/4 uzunluğa kadar kayma
Grade 4 – % 75’ten fazla kayma

​Spondilolisteziste Risk Faktörleri Nelerdir?
➢ Omurganızı aşırı geriye ittiğiniz ve dönme aktivitelerinin sık kullanıldığı sporlar
➢ Genetik faktörler: Eğer anne veya babanızda da bu teşhis varsa sizde de %26 ihtimalle görülebilir.
➢ Spondilolistezis kadınlarda daha sık görülür.
➢ Hipermobilite.
➢ Spina bifida occulta
➢ Kişiye özgü eklem ve kemik yapıları
➢ Hamile kadınlarda yaygındır.
KONSERVATİF TEDAVİ
Spondiloliz ve düşük dereceli spondilolistezisi olan hastaların çoğu cerrahi gerekmeden iyileşir:
Dinlenme: Belli bir süre için sırt ve bele aşırı stres uygulayan sporlardan ve diğer aktivitelerden kaçınmak, bel ağrısını ve diğer semptomları iyileştirmeye yardımcı olacaktır.
Steroidal olmayan antienflamatuar ilaçlar (Ağrı kesiciler): Antienflamatuar ilaçlar şişliği azaltmaya ve sırt ağrısını hafifletmeye yardımcı olacaktır.
Fizik Tedavi: Kişiye özgü egzersizler esnekliği artırmaya, gergin bacak kaslarını esnetmeye, sırt ve karın kaslarını güçlendirmeye yardımcı olabilir.
Brace (Ortotik destek): Bazı hastaların omurga hareketini sınırlamak, yeni oluşan pars articularis kırığının iyileşmesini sağlamak için bir süre boyunca sırt desteği takması gerekebilir.
Tedavi süresince, doktorunuz omurun pozisyonunun değişip değişmediğini belirlemek için periyodik olarak röntgen çekecektir.
CERRAHİ TEDAVİ
Aşağıdaki özelliklere sahip spondilolistezis hastalarına cerrahi önerilebilir:
• Hayat kalitesini olumsuz yönde etkileyecek ve en az 3 aylık konservatif tedaviye yanıt, vermeyen ısrarcı, tekrarlayan bel, bacak ağrısı veya nörolojik kladikasyonun varlığı,
• İlerleyen nörolojik defisitler,
• İnkontinans (idrar kaçırma).

L5 ve sakrum arasındaki spinal füzyon, spondilolistezisi olan hastaları tedavi etmek için en sık kullanılan cerrahi prosedürdür.
Spinal füzyonun amaçları:
• Kaymanın daha fazla ilerlemesini önlemek.
• Omurgayı sabitlemek.
• İleri düzeydeki sırt ağrısını hafifletmek.
​Spinal füzyon, cerrahi bir prosedürdür. Esasen bir “kaynak” işlemidir. Temel amaç: Etkilenen omurları bir araya getirerek tek bir sert kemik üzerinde iyileşmelerini sağlamaktır. Füzyon, hasarlı omurlar arasındaki hareketi ortadan kaldırır. Ameliyattan sonra, ağrılı omurga segmenti hareket etmezse, o bölgenin acımaması gerekir.
​İşlem sırasında, doktor önce bel omurgasındaki omurları yeniden hizalar. Kemik grefti adı verilen küçük kemik parçaları daha sonra kaynaştırılacak vertebralar (omurlar) arasındaki boşluklara yerleştirilir. Zamanla, kemikler birlikte büyür ve kaynar.
​Kemik greftini yerleştirmeden önce doktorunuz, omurgayı daha da stabilize etmek ve başarılı bir füzyon gerçekleştirmek için metal vidalar ve çubuklar kullanabilir. Bazı durumlarda, yüksek dereceli kayması olan hastalarda da spinal sinir köklerde sıkışma olabilir. Bu durumda doktorunuz ilk olarak spinal kanalı açmak ve spinal füzyonu yapmadan önce sinirler üzerindeki basıncı azaltmak için bir prosedür uygulayabilir.
FİZİK TEDAVİ
➢ Derin doku masajı à Bu teknik ile oluşan spazmların ve kas gerginliğinin azaltılması hedeflenir.
➢ Sıcak ve soğuk uygulamalar à Ağrıyı azaltmada önemlidir.
➢ Elektroterapi ajanları à TENS, Ultrason ağrıyı azaltmada etkilidir.
➢ Hastaya özgü bir egzersiz programı oluşturulmalıdır.
​Egzersiz tedavisi şu şekilde uygulanabilir:
✓ Kasların gevşemesine yönelik esneklik egzersizleri verilir. (özellikle üst bacak ve kalça kaslarına yönelik)
✓ Daha iyi bir postür sağlayabilmek için karın kaslarını kuvvetlendirmek gerekir. Bu yüzden karın kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik egzersizler yapılır.
✓ Omurga hareketini destekleyici fonksiyonel egzersizler yapılabilir: Sırt dayanağı olan bir sandalyede oturmak ve sonra yavaş yavaş bel bölgesinden öne doğru eğilmek
✓ Artmış bel lordozunu (artan bel çukuru) düzeltebilmek için aktif postür egzersizleri
✓ Göğüs ve sırt stabilizasyon egzersizleri
✓ Yürüyüş eğitimleri
✓ Denge ve koordinasyon egzersizleri
✓ Uygun oturma ve yatma şekilleri hastaya gösterilir ve anlatılır.
✓ Bel duruşunu destekleyici ortezler önerilebilir.
Cerrahi süreç öncesinde görülen fizik tedavi süreçlerinin yanı sıra cerrahi sonrası hekim ve alanında uzman fizyoterapist eşliğinde planlanan bir rehabilitasyon programı ile günlük yaşam dönüşün daha kaliteli ve kolay olacağı unutulmamalıdır.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

WhatsApp chat