MENENJİT ve ENSEFALİT

Beynimiz ve omuriliğimizi saran ‘meninks’ adında bir zar vardır ve bu yapının iltihabi durumuna ‘menenjit’ denir. Ensefalitse beynin iltihaplanması durumudur. Ancak her iki hastalığın belirtileri ve seyri oldukça benzerdir. Bu hastalıklarda genel olarak ortaya çıkan belirtiler baş ağrısı, yüksek ateş ve ensede sertliktir. Bu hastalıklara sebep olarak virüsler, bakteriler ve parazitler gösterilebilir. Hastalığın seyri neden olan enfeksiyonun tipine göre değişiklik gösterir ama bazıları kendiliğinden iyileşebileceği derecede hafif bazıları da ölümle sonuçlanacak kadar şiddetli olabilir.

Diyabet varlığı, alkol ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımı ve AIDS gibi bulaşıcı hastalık varlığı menenjit görülme riskini arttırır. Menenjitin kışlalarda, kreşlerde ve yurtlarda görülme olasılığı daha fazladır ve yayılma şekli genellikle kişisel bakım eşyalarının ortak kullanılması, hapşırma, öksürme veya öpüşmedir. Yaşlılarda görülme olasılığı daha fazla olsa da bir insan menenjite birden fazla kez yakalanabilir. Ensefalitteyse virüsler, bakteri ve parazitler, kimyasallar ve otoimmün reaksiyonlar sebep olabilir. En sık viral ensefalitle karşılaşırız ve belirtiler açısından çoğu zaman gribe benzer, 2-3 hafta sürer. Ancak teşhis ve tedavi edilmediği takdirde kalıcı hasara yol açabilir.

Titreme, solunumda hızlanma, kas ve eklemlerde ağrı, el ve ayaklarda soğuma, iştahsızlık, inleme (küçük çocuklarda), yüksek ateş, başı öne eğmede zorluk, ışığa karşı hassasiyet, havale geçirme, zihinde bulanıklık, konsantrasyon bozukluğu, uyku problemleri, kusma, boyun tutulması, halüsinasyonlar gibi semptomlar görülebilmektedir.

Öncelikle uzman bir doktor tarafından tıbbi öykü alınır, fizik muayene ve gerekli görülen testler yapılır, görüntüleme yöntemlerinin sonuçları istenir. Yeterli olmaz ise hekim tarafından belden sıvı (beyin omurilik sıvısı) alınması ve laboratuvar incelemesi yapılması istenebilir.

Hastalığın seyri spesifik neden ve şiddet derecesine, kişinin bağışıklık düzeyi ve sağlık durumuna, hastalığın ne kadar erken fark edilip tedaviye başlanıldığına göre değişir. Hafif diyebileceğimiz seyirlerde kişi kendini birkaç haftada toplayabilir ancak ağır diyebileceğimiz durumlarda kalıcı komplikasyonlarla karşılaşılabilir.

Bakterilerin sebep olduğu menenjitli yenidoğanların %15-25’i, diğer hastaların %15’i kadarı uygun ve hızlı tedaviye rağmen yenik düşüp ölmektedir. Sağ kalan hastalarınsa %15-25 civarı sinir sistemiyle ilişkili olarak işitme kaybı, görme kaybı, hidrosefali, nöbet geçirme gibi durumlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu komplikasyonlar yediden yetmişe her yaşta karşımıza çıkabilmekte olsa bile yenidoğanlar henüz tam gelişmemiş bağışıklık sistemleri yüzünden herkesten fazla risk altındadır.

Menenjit ve Ensefalitten Korunma Yolları Nelerdir?

Bu hastalıklardan korunmak için yapmamız gereken bir takım eylemler vardır. Örneğin kişisel temizliğimi sağlamak, bir başkasıyla kişisel eşyalarımızı veya çatal-kaşık gibi bize ait araç gereçleri paylaşmamak, yiyeceklerimizin temizliğine özen göstermek (meyve-sebzeleri yıkamadan tüketmemek gibi), bağışıklık sistemimizi destekleyecek besinler tüketmek (vitamini bol meyve sebzeler), özellikle yaşadığımız ortamı temiz tutmak ve bilhassa sokak hayvanlarıyla temas ettikten sonra ellerimizi güzelce yıkamak bizi bu hastalıklardan korumaya yardımcı olacaktır.

Bütün bunlara ek olarak bu hastalıklara sebep olan canlılara karşı aşılar da mevcuttur. Bu aşılar genellikle çocukların takvimine göre karma aşılarla birlikte yapılır. Bu aşılar bağışıklık sistemi henüz tam olarak gelişmemiş olması nedeniyle hastalıklara en açık olan bebeklere dahi yapılabilmektedir. Aşının olası yan etkileri arasında uygulama yapılan noktada hassasiyet ve kızarıklık, iştahta azalma ve halsizlik vardır.

Nadir de olsa enfeksiyon dışı sebeplerden kaynaklanabilir. Bu nedenleri saymak gerekirse; sinir sistemimizin bileşenlerini etkileyen otoimmun bir bozukluk, kullanılan ilaçlara karşı oluşan bir kimyasal reaksiyon ve bazı kanser hücreleri olabilir.

Menenjit ve Ensefalit Sonrası Kalıcı Hasarlar Nelerdir?

Birçok hasta bu durumu tamamen atlatarak birkaç ay içerisinde normal günlük hayatına geri dönebilmektedir. Ancak tedavi edilmediği ya da tedaviye geç kalındığı durumlarda bazı kişilerde kalıcı hasarlara sebep olabilir. Bunlardan bazıları; işitme kaybı, davranış bozukluğu, konsantrasyon ve koordinasyonda bozukluklar, yorgunluk ve hareket kaybıdır. Bunların da bazıları zamanla düzelebilir yahut kalıcı hal alabilir. Eğer bu hastalıkların kendinizde var olduğundan şüpheleniyorsanız bütün bu süreci yaşamamak ya da en kolay şekilde atlatmak için derhal bir uzmana başvurun.

Beyinde oluşan apseler, beyin lezyonları, travma kaynaklı sorunlar ve hatta ağır geçirilen grip de bu belirtileri verebilir. Önlem almak amaçlı bu belirtilerle uzmana başvurmak gerekir.

Kandaki bir enfeksiyon, ya da beynin yakınındaki mikropların beyin-omurilik sıvısına geçişine yol açan bir enfeksyion ya da bakterilerin kan-beyin bariyerini geçerek boşluklara dolmasına izin veren kafa travmaları da menenjit-ensefalite neden olabilmektedir.

Bir kısmı temasla-solunumla bulaşırken diğer kısmı da bulaşıcı değildir.

Bağışıklık sistemimiz tehdit altındaysa, mikroplara karşı savaşmak için yeterli güçte değilse bu hastalıklar nüks edebilir. Önlemek için antimikrobiyal tedaviye başlanması ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek gerekir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Nöromuskuler Kavşak Hastalıkları

Nöromuskuler Kavşak Hastalıkları Nedir?

Nöromuskuler kavşak hastalıkları; sinir iletimi ve kas kasılma arasındaki ilişkinin bozulması sonucu ilerleyici kas zayıflığının görüldüğü, kronik ve bağışıklık sisteminin yanlışlıkla vücudun sağlıklı dokulara saldırdığı (otoimmün) bir hastalıktır. Myastenia Gravis,Lambert-Eaton sendromu, Konjenital Myastenik Sendrom hastalıklar bu başlık altında incelenmektedir.

Myastenia Gravis

Vücudumuzda kaslarımız çalışabilmesi, kasılabilmesi için kalsiyuma ihtiyacımız vardır. Sinir hücrelerine kalsiyumu taşıyan, oradan da kaslarla bağlantı kurup kasların kasılmasını çalışmasını sağlayan reseptörler bulunmaktadır. Myastenia gravis hastalığında vücut sağlıklı olan bu reseptörlere (asetilkolin) karşı bir savaş başlatır ve bu reseptörleri yok etmeye başlar.                   

Hastalık her yaşta karşımıza çıkabilir. Sıklıkla genç erişkin yaşta başlar ancak hayatın ilk yıllarında ya da geç yaşlarda da olabilir. En önemli özellik kas güçsüzlüğüdür. Kas gücündeki zayıflama oküler, bulber ve taraf kaslarını ilgilendirebilir. Hastaların göz kapaklarında düşme, çift görme, yutma ve çiğneme güçlüğü, kol ve bacaklarında kuvvetsizlik gibi yakınmaları vardır. Myastenia gravis hastalığından şüphe ettirtecek en önemli öz nitelik kaslardaki bu zaafın dalgalanan vasfıdır. Başka bir deyişle hastalar kimi kez tümüyle normal kimi kez de çok güçsüzdürler. Tipik olanı dinlenmek ile güçsüzlüğün düzelmesi, o kas grubunu kullanmakla zaafın belirginleşmesidir. Bu nedenle hastalar sabah uyandıklarında daha zinde ve güçlü iken gün içerisinde ilerleyen saatlerde giderek artan zaaftan yakınırlar. Televizyon seyrederken, kitap okurken göz kapakları düşer, çift görür olurlar. Yemek yerken giderek çiğneyemez ve yutamaz olurlar. Konuşurken seslerinin şiddeti azalır ve genizden konuşur gibi olurlar. Tıpkı bunlar gibi, kol ve bacaklarını kullandıkları hareketlerde giderek yorulur, dinlenme ihtiyacı duyarlar. Ağrı ve duysal belirti – bulgu yoktur. Akıl ve fikir muayenesi normaldir. Sfinkter kusuru da olmaz. Bu hastalara tanı anamnez ve muayene bulguları ışığında elektrofizyolojik incelemeler ile konur.

 Myastenia gravis hastalarında korkulan bir durum “miyastenik kriz” denilen ve hastalığın tüm bulgularının şiddetle sahne aldığı ataklardır. Bu ataklar sırasında hastanın solunum kasları da tutulup hastanın kaybedilmesine varacak kadar zor durumlar yaşanabilir. Bu gibi durumlarda hastalar yoğun bakım servislerinde uygun destek tedavisi verilerek izlenirler. Bazı ilaçların myastenia gravis hastalarında NMK iletimini daha da bozabileceği de akılda tutulmalıdır (birtakım antibiyotikler ve iyotlu kontrast maddeler gibi.)

Lambert Eaton Sendromu

Myastenia Gravis hastalığının hafif seyredeni şeklindedir. Asetilkolin sinirler ve kaslar arasındaki iletimi sağlayan bir taşıyıcıdır. Lambert-Eaton hastalığında asetilkolin azalması durumu görülmektedir.

Bu hastaların büyük bir kısmında altta yatan malign bir hastalık söz konusudur ve çoklukla da bu durum küçük hücreli akciğer kanseridir. Kanser hücrelerine yönelik vücudun oluşturduğu bağışıklık yanıtı moleküler benzerlik yüzünden hedefini şaşar ve kalsiyum kanallarını tahrip eder. Bu hastalar myastenis gravis hastalarında olduğu gibi yine dalgalanan nitelikte bir zaaftan yakınırlar ancak bu kez patern tersinedir. Yani, LEMS hastaları istirahat sonrası hareket etmek istediklerinde kendilerini güçsüz bulurlar. Ardı sıra hareketler ile kuvvetleri yerine gelir (fasilitasyon). LEMS hastalarında başlıca tutulan kas grubu alt ekstremitenin proksimal yani kalça kavşak kaslarıdır. Bunlara ılımlı derecede göz kapak düşüklüğü, hafif genizden konuşma ve bir takım otonom semptomlar da eşlik edebilir. Tanı altta yatan malinitenin gösterilmesi, sorumlu antikorların kanda saptanması ve elektrofizyolojik incelemeler ile konur.

Konjenital Myastenik Sendrom

Konjenital myastenik sendromlar çoklu veya tekli protein kusurlarından dolayı kaslara anormal sinyal iletimi ile karakterize bir çeşit hastalıktır. Genellikle çocukluk çağında kas zayıflığı ile ortaya çıkar. Göz kapaklarını kontrol eden kaslar, gözleri hareket ettiren kaslar ve çiğnemek ve yutmak için kullanılan kaslar dahil olmak üzere yüz kasları en çok etkilenir. Kas zayıflığı nedeniyle, etkilenen bebekler beslenme güçlüğü çekebilir. Sürünme veya yürüme gibi motor becerilerin gelişmesi gecikebilir. Bazı bireylerde ateş veya enfeksiyonun tetikleyebileceği solunum problemleri vardır. Ciddi derecede etkilenen bireyler ayrıca nefes almada kısa duraklamalar yaşayabilir. Bu durum ciltte veya dudaklarda mavimsi bir görünüme neden olabilir (siyanoz).Eğer ki ailede daha önceden görülmüş konjenital myastenik sendrom varsa çok daha dikkatli olunmalı ve yenidoğanda hemen testlere başlanmalı.

Nöromuskuler Kavşak Hastalıklarının Ortak Özellikleri

Hastalığın en önemli özelliği yorgunluktur. Bu yorgunluk etkilenen kasların kullanılmasıyla ortaya çıkarken dinlenmeyle azalan özelliğe sahiptir. Hastalar özellikle sabahları dinlenme sonucu azalan gün içinde ise hareketle artan yorgunluktan bahsederler. Hastalar tarafından bu durum, hastalık ortaya çıkmadan öncekinden farklı anormal ve aşırı bir yorgunluk hissi olarak tanımlanmaktadır. Yorgunluk hastayı sadece fiziksel performans açısından değil psikolojik olarak etkilemektedir. Hastalarda dikkat kaybı ve yüksek seviye motivasyon kaybı görülmektedir.

Hastalıkta görülen en büyük problemlerden bir diğeri de ilerleyici kas zayıflığıdır. Alt ekstremite kasları (bacak,uyluk,ayak), üst ekstremite kaslarına (el,kol,omuz) göre daha çok etkilenmektedir. Alt ekstremite kaslarında daha yüksek seviye kuvvet kaybı beklenmektedir. Kasın kasılabilmesi için gereken uyarı azalmıştır veya kasa sinirin ulaşması için gereken yollar etkilenmiştir. Bu durumda kasta zayıflamaya neden olmaktadır. Aynı zamanda hastada oluşan yorgunluk veya geçirdiği bir cerrahiden sonra uzun süre hareketsiz kalması da kas kuvvetini iyice zayıflatmaktadır. Bu hastalık grubunda kramp, ağrı ve kas sertliği hemen hemen her hastada mutlaka var olan yakınmalardır.

Hastalarda düzgün duruşu sağlayan kasların zayıflığına bağlı olarak kifoz (kamburluk), omurga eğriliği (skolyoz) gibi problemler görülebilir.

Üst solunum yolları kasları (ağız ve dil kasları), diyafram ve abdominal kaslar olarak adlandırılan solunum kaslarında oluşan zayıflamadan dolayı hastalarda solunum problemleri de görülebilmektedir.

Kafa sinirleri dediğimiz sinirlerin etkilenmesi sonucu hastalarda göz kapağı düşüklüğü (pitozis), çift görme (diplopi), yutma güçlüğü (disfaji) ve konuşma bozukluğu (dizartri) gibi problemler görülebilir.

Hastalığın çocuk yaşta başlayan vakalarında ise zekâ geriliği (mental reterdasyon) görülebilir.

Nöromuskuler Kavşak Hastalıklarında Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Bu hastalığın tam ve kesin bir medikal tedavi seçeneği yoktur. Bu nedenle hastaların kas kuvvetinin korunmasına ve güçlendirilmesine yardım eden, günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık seviyelerini ve yaşam kalitelerini koruyan, arttıran fizyoterapi ve rehabilitasyon programları yapılmalıdır. Aynı zamanda uygulanan fizik tedavi programlarıyla ek olarak oluşabilecek ikincil sağlık problemleri en alt düzeye indirilebilir, fiziksel şekil bozuklukları (deformiteler) azaltılabilir hatta önlenebilir. Uygulanan fizik tedavi programları hastayı aynı zamanda sosyal tutup psikolojik açıdan da destekler. Uygulanan program mutlaka kişiye özel değerlendirilmeler sonucu oluşturulmalıdır. 

Nöromuskuler kavşak hastalığına sahip bireylerde; kaslardaki kuvvet kaybı nedeniyle eklemin yetersiz mobilizasyonu veya uzun süreli hareketsizlik durumu, eklemi çevreleyen derinin, kasların, bağların ve eklem kapsülünün kısalması sonucu kontraktürler meydana gelebilir. Kontraktürleri önlemek için tam hareket açıklığı sağlayacak şekilde yapılacak aktif/aktif yardımlı/pasif egzersizler önemlidir. Eğer kontraktür gelişimi söz konusu ise kontraktür oluşan eklemlere germe egzersizleri uygulanmalıdır. Aynı zamanda germe egzersizlerine ek olarak el bileği, ayak bileğini nötral pozisyonda tutmak için uyku süresince kullanılan istirahat splintleri kullanılabilir.

Kas liflerinin azalması, kas kütlesinin azalması, oluşan kas güçsüzlüğü ve kas zayıflığı durumlarından dolayı kuvvetlendirme egzersizleri yapılmalıdır. Fakat bu hastalığa sahip bireylerde öncelikli amaç kas kuvvetlendirmesi değil de var olan kas kütlemizi ve kas gücümüzü korumak, kas zayıflıklarının ilerlemesini engellemektir. Hastanın durumuna göre kuvvetlendirme egzersizleri dirençsiz veya çok az dirençle düşük tekrar sayısı ile başlamalıdır. Yapılan çalışmalarda hastaya uygun olmayan çok yüksek dirençli egzersizlerin hastaya zarar verdiğine dair sonuçlar bulunmuştur. Uygulanan egzersiz programı sonrası ağrı, aşırı yorgunluk, spazm artışı varsa program gözden geçirilmeli ve yeniden düzenlenmelidir.

Hastalarda kas kuvvetlendirmesi için uygulanabilecek güvenilir, eğlenceli ve etkili bir diğer yöntem de su içi egzersizlerdir. Su içinde hem kaslara maksimum destek sağlanır hem de hastanın aerobik kapasitesinde artış meydana gelir.

Kas kuvvetini arttırmak için kullandığımız bir diğer yöntem de elektrik stimülasyonudur. Elektrik stimülasyonu ile kas liflerinin hepsi aynı anda kasılır.

Nöromuskuler hasta tedavisinde mutlaka solunum problemleri üzerinde durulmalıdır. Diyafram ve solunum kaslarının zayıflığı solunum problemlerine, öksürüğün zayıflamasına ve sekresyon atılımının azalmasına neden olur. Solunum egzersizleri hastalara öğretilmeli ve hasta tarafından da mutlaka evde yapılmalıdır. Öksürmesi zayıf olan hastalarda sekresyonları temizlemek için göğüs fizyoterapisi, manuel ve mekanik yardımlı öksürme gibi havayolu temizleme teknikleri uygulanabilir.

Nöromuskuler hastalıklarda ilerleyici kas zayıflığı denge ve yürüyüş problemlerine neden olur. Hastaların birçoğunda düşme ve düşme korkusu şikayetleri vardır. Hastalarda oluşan değişik yürüyüş paternleri hem hastada çok fazla enerji harcayıp aşırı yorgunluğa hem de denge bozuklarına sebep olmaktadır. Yürüme eğitimi sonucu aerobik kapasite ve zayıf kaslar kuvvetlendirilir. Hastaya yürüyüş için uygun yardımcı cihaz seçimi yapılır. Eğer hastalık başlangıç aşamasında ise veya hafif bir etkilenim söz konusu ise aeorobik egzersizler yürüyüş süresini ve enerji tüketimini olumlu etkileyebilir. Zayıflık geliştikten sonra ise yardımcı araç veya ortez kullanımı enerjinin verimli kullanılmasını, yürüyüş paterninin düzgünlüğünü ve güvenliği sağlayabilir. Yürüyüş eğitimindeki ilk amaçlarımızdan biri hastanın günlük yaşam aktivitelerini ve yürüme fonksiyonlarını sürdürmeye devam etmektir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

   .

The Data Room: the bare minimum effort and maximum efficiency

Modern industry requires any experienced method as well as large productivity, visibility so that you can unique partners and mobility. Data Room Providers can be a progress in which, in the first place, is suitable for the business regarding industries, in addition to secondly, it all guarantees complying with present day standards. The product quickly gained its set up the world wide market. Subsequently after all, some secure impair storage together with great efficiency – and this is what simplifies the effort, increases productivity and positively affects the company’s profits.

Electronic Data Room were involving practitioners, i. e., by simply people who be aware of wants with companies plus know the tricky aspects connected with current merchandise. Than ever before, the particular development is characterized by convenience and even functional performance.

The easiest way to share archives

At this time, revealing information and facts is the most common as well as inseparable component of typically the productivity. Plus data room happen to be the simplest and a good number of well-performing means to substitute data.

1st, in order to adapt the best virtual data room you require only around fifteen minutes. So much would be the registration and creation on the personal account. After which you can easily start working.

Furthermore, you can, you do not need extra exercising, for the reason that the improvement interface is not hard and user-friendly. You is going to easily amount out the best way to upload documents, talk about them, correct access guidelines.

dataroom

Safety this meets foreign standards

Everyone seems to be well conscious that business banking solutions happen to be very trustworthy in the field of information safeguard. Best Virtual Data Room secure data room promise a similar large level of protection for the information.

The information you have will always be reliably shielded out of legal employ. It is you who will probably open up entry to a specific user plus configure easy access parameters. You could activate a lot of restrictions and also enable particular protected processes. In inclusion, you will often obtain in depth survey on the using files. Not only does this helps in order to display safety, but in addition to be able to understand which will pages desire the partner the nearly all; it is better that will prepare for the final discussions.

During often the data, the particular newest and most reliable data protocols are recommended, and often the whole practice began throughout accordance together with global protection criteria. This type of concurrence appeared to be affirmed by way of many distinct audits and also audits.

It again is moreover seriously worth indicating your facts can also be extremely safely kept. You are not in a position to shed them, because you will often get copy copies. Support centers associated with due diligence data room are dependably protected possibly from healthy disasters. Trouble-free access so that you can your archives is actually guaranteed.

Test out with regard to free

It is possible to talk a good lot pertaining to data rooms. You could try every thing yourself, and as well for absolutely free. Power up the particular test form and appreciate all the convenient options. Download and install, share, perform with docs as the whole set, use extraordinary chat rooms, view statistics about the use involving records and also job efficacy. Consider a absolutely new technique of organizing industry processes. Help your business progressive right at this point!

PRP

PRP Tedavisi Nedir?

Kişinin vücudundan bir miktar kan alınır, ardından bu kan santrifüj gibi bir takım özel işlemlerden geçerek plazmasından ayrılır. Oluşan bu plazma bol miktarda hücre büyüme faktörlerini ve trombosit denilen kan hücrelerini içerir. Bu plazma enjeksiyon yoluyla tekrardan kişinin vücuduna verilir. Bu işleme PRP (Platelet Rich Plasma) yani trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazma denilmektedir ve bu yönteme temelde iyileşmeyi uyarmak amacıyla oldukça sık başvurulmaktadır. Ayrıca bünyesinde büyüme faktörü içerdiği için doku onarımında da görevlidir. PRP tedavisi günümüzde oldukça popülerdir çünkü bireyin kendi kanındaki plazma ayrıştırılarak hiçbir ilaç ya da kimyasal işlem olmadan olduğu gibi bireyin vücuduna geri verilir ve doku iyileşmesi sağlanır. Ayrıca PRP’yi bu kadar etkili kılan birkaç özelliği daha vardır: etkisi uzun sürer, kısa süreli bir çözüm değildir. Deriyi canlandırır hem de en doğal şekilde, kendi kanımızla. Uygulaması kolay ayrıca oldukça güvenlidir.

PRP uygulamasının güvenle kullanılabileceği birçok alan vardır:

Osteoartritte (kireçlenme),

Bağ yaralanmalarında (dizde, ayak bileğinde vb.),

Kas yaralanmalarında,

Kıkırdak lezyonlarında,

Kronik tendinopatilerde (tenisçi dirseği, topuk dikeni vb.),

Cerrahi esnasında yardımcı olarak,

Saç tedavisinde yardımcı olarak,

Eklem ağrılarında,

Medikal estetikte,

Cilt gençleştirmelerde,

Diyabet veya varise bağlı gelişen ayak yaralarında,

Aşil tendonu zarar gördüğünde uygulanabilir ve doğru teşhis doğru uygulama ikilisiyle çok güzel sonuçlar elde edilebilir. Genel olarak bu tedavi kan damarlarımızdaki iyileştirici hücrelerimizin kâfi gelmediği zamanlarda kullanılır.

PRP Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Öncelikle bu işi kimin yaptığı oldukça önemli, çünkü uygulamayı uzman bir hekimin yapması olası aksiliklerin önüne geçecektir. Hekimin onayıyla sizden bir miktar kan alınır (bir çay bardağının yaklaşık 1/10’u kadar) ve steril şartlar altında özel bir tüpün içine konulur. Bu tüp 6-8 dakika boyunca santrifüjde kalır ve kanın plazması ayrışır. Elde edilen zengin plazma enjeksiyon ile ilgili alana verilir ve doktorun görüşüne göre yılda 1-2 kez tekrarlanabilir.

PRP Tedavisinin Etkilerini Şu Şekilde Sıralayabiliriz

Cildimizi yeniden canlandırmaya yardımcı olur.

Deriye esneklik kazandırır.

Saçların dökülmesini önler veya azaltır.

Ciltteki kırışıklık ve çatlakları gidermeye yardımcı olur.

Derinin hızla yapılanmasını sağlar.

Kişinin tamamen kendi kanı geri verildiği için net bir yan etkisi vardır denilemez. Fakat enjeksiyon sırasında ciltte ufak şişlikler, morarmalar ya da ağrı olabilir. Ancak alerjik bir reaksiyona sebep vermez.

PRP Tedavisinin Uygulanamadığı Durumlar Nelerdir?

Kanser öyküsüne sahip bireyler, kan hastalığı mevcut olanlar, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaç kullananlar, hamile veya emziren bayanlar ve uygulama bölgesinde enfeksiyon ya da iltihap olan bireyler için PRP tedavisi uygun değildir.

Branşında uzman bir hekim ve imkanları yeterli, steril bir çalışma ortamı olan hastane seçmelisiniz. Ayrıca aynı gün tedavi sonrası sıcak duş alınmaması ve güneşten korunması alınması gereken tedbirler arasındadır.

Uygulama doktorun tercihine göre 2-4 hafta aralıklarda ya da yılda 1-2 kez şeklinde yapılabilir. Uygulanan bölgeye göre 1-2 dakika ya da 25-30 dakika şeklinde değişiklik gösterebilir. Bu tedavinin esası hücrelerin çoğalmasına ve dokunun yenilenmesine dayandığı için tedavi sonrası hemen bir etki beklemek doğru olmaz. Genellikle beklenilen etkiler 2. veya 3. seans sonrası ortaya çıkar.

Bir çalışmada ağrıyı azaltmada, sertlik oluşumunu engellemede ve yaşam kalitesini iyileştirmede terapötik egzersizlerin etkisi yalnız ve ek olarak eklem içi PRP uygulaması ile karşılaştırılmış. Egzersizlere ek olarak eklem içi PRP uygulamasının daha başarılı olduğu bulunmuş

** PRP bir ilaç değildir. Örneğin menisküs yaralanmasında ya da osteoartritte tam çözüm beklemek doğru değildir, sonuçta dejenere olmuş bir bağı tamamen onarmasını bekleyemeyiz. Ayrıca PRP tedavisi uygulanan tedavilere ilaveten yardımcı olarak kullanılır. Başlı başına temel bir tedavi seçeceği değildir.

** Santrifüj edilen kan bir başka kişiye uygulanamaz. Böylelikle AIDS, hepatit gibi hastalıkların bulaşma riski ortadan kalkar.

** PRP hazır hale geldiğinde hemen kullanılmalıdır; her geçen saniye etkisini yitirecektir.

** Uygulamadan sonra ağrı oluşursa lokal olarak buz uygulaması ve ağrı kesici ilaç kullanımı uygundur.

** Bu tedavinin en etkili parçalarından biri istirahattir. Uygulama sonrası zorlayıcı hareketlerden ve ağır egzersizlerden kaçınmak gerekir.

** PRP bir kök hücre tedavisi değildir, bunu iddia eden kurumlardan uzak durun.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

TEMPORAMANDİBULAR EKLEM DİSFONKSİYONU

Temporamandibular eklem veya diğer adıyla çene eklemi; konuşma, yutma, çiğneme gibi ağız fonksiyonlarını yerine getirmesi nedeniyle vücudun en fonksiyonel eklemlerinden biridir. Bu bölge alt ve üst çenenin birleştiği yerde bulunur ve çene kemiği, çiğneme kasları, ligamentler baş ve boyun çevresi kaslar, diş, yanak, dudak ve tükürük bezlerinden etkilenen karmaşık bir yapıdır.

Yerini elimizi kulak kepçesinin önündeki üçgen şeklinde yapının üzerine koyarak bulabilirsiniz. Parmağınızı bir miktar ön tarafa doğru kaydırıp bastırarak ağzınızı açıp kapattığınızda da bu ekleminiz hissedebilirsiniz.

Günde ortalama 1500-2000 kere kullanılır. (50-100 kere yutkunmada, dakikada 6-8 kere nefes almada)

3 ana düzlemde hareketi vardır:

1) Çenenin yukarı-aşağı (elevasyon-depresyon) hareketi.

2) Çenenin öne-arkaya (protrüzyon-retrüzyon) hareketi.

3) Çenenin sağa sola (deviasyonları) hareketi.

Yapısal olarak kişiden kişiye değişebildiği gibi aynı kişide sağ sol eklem hareketi olarak birbirlerine göre değişkenlik gösterebilen bileşik bir eklemdir.

Birincil Semptomları:

Çiğneme hareketinde ve ağzın açılıp kapanmasında hareket kısıtlılığı: Normal bireylerde 4,5 cm ağız açıklığı varken, eklem problemi olan kişilerde bu azalmıştır. 4 el parmağımızın dikey bir biçimde ağız boşluğumuzdan içeri girebiliyor olması gerekmektedir.

Ağrı problemleri: Ağrının hangi durumda ne şekilde ne zaman oluştuğu, hangi durumlarda artıp azaldığı sorgulanmalıdır. Çene eklemi dışında yüze, başa, boyuna yayılan ağrılar olabilir.

Hareketler sırasında krepitasyon sesi duyulmaktadır.

Kulağa yansıyan basınç hissi, çınlama ya da ağrı görülebilir.

Temporomandibular eklem bozukluğu çiğneme kasları, temporomandibular eklem veya her ikisinde birden ortaya çıkan problemleri kapsayan bir terimdir. Genel nüfusun %30-50’sinde temporomandibular eklem bozukluğu bulunur. Çene eklemine ilişkin bozukluklarda kimi zaman eklem içi (kapsül içi) kimi zaman eklem dışı yapılardan kaynaklanan sebepler görülebilir.

Eklem Dışı Yapılardan Kaynaklananlar

Hipomobilite (Hareket Azlığı): Kişinin ağzını yeterli fonksiyonellikte açıp kapatamamasıdır.

Osteoartrit: Temporomandibular eklemin en yaygın artrit tipi dejeneratif artrittir. Ağırlık taşıyan bir eklem değildir ancak aktiviteler sırasındaki stres bazı hastalarda benzer dejeneratif değişikliklerin olmasına katkıda bulunur. 20-40 yaşlarda olabilir ve ağrılıdır. Fonksiyonlar ile artan TME ağrısı, eklemde gerginlik, ağız açılımında kısıtlılık, sıklıkla klik işitilir. Daha ileri evrelerde krepitasyon duyulur.

Romatoid Artrit: Romatoid artritli hastaların %50 sinde temporomandibular eklem etkilenir. Kadınların erkeklere oranı 3/1 dir. TME’ in etkilenimi ileri evre, ciddi vakalarda olur ve genellikle çift taraflıdır.

Psoriatik Artrit: Temporamandibular eklem tutulumu hastaların küçük bir kısmında olur. Ani başlangıçlıdır ve hastaların çoğunda deri lezyonları mevcuttur. Genellikle aşırı eklem aralığı daralması ile ilişkilidir.

Hiperürisemi (GUT): Bazen diyetteki değişiklikler kanda aşırı ürik asit veya ürat bulunmasına yol açar ve bu durum gut olarak isimlendirilir. Serumdaki yüksek ürik asit seviyesi, ürat birikimine ve eklemde hiperürisemiye neden olur. Eklemin tutulumu çift taraflı olup, el ve ayaklardaki bir veya daha fazla eklemin tutulumu ile birliktedir. Atak ani gelişir. Eklem şiş, ağrılı, kırmızı ve gergin bir hal alır. İyileşme birkaç günde olur ve düzelme aylar yıllar içindedir. Başlangıçta tedavi yaklaşımı medikaldir. Eğer semptomlar kontrol altına alınmazsa cerrahi işlem uygulanır.

Kronik Mandibular Hipomobilite: Temporomandibular eklemin kapsül içi yüzeylerinde meydana gelen adezyon nedeni ile çene hareketlerinin kısıtlanmasıdır. En sık sebep makrotravmalardır. Travma eklemde kanamaya neden olur.

Neoplaziler (Tümor): Temporomandibular eklemin en yaygın iyi huylutümörü osteokondrom, kötü huylu tümörü ise osteosarkom veya kondrosarkomdur.

Çevre dokulardaki hastalıklar veya patolojiler: Bunların içinde çene tümörleri, tükürük bezi tümörleri, nörolojik bozukluklar, baş boyun bölgesini etkileyen sistemik bozukluklar, boyunu kapsayan ağrılar sayılabilir.

Hipermobilite (Artmış Hareket): Mandibulanın erken ve aşırı öne hareketidir. Kapsül ve ligamentlerdeki gevşekliklere bağlı olarak oluşabilmektedir.

TEDAVİ

Kişiye özel tedavi yöntemleri ile tedavi edilmektedir. Hastanın ihtiyacına göre belirlenir.

Cerrahi Tedaviler:

  • Oklüzyon düzeltme: TME bozukluğunun nedeni dişlerin birbiriyle ilişkisinden kaynaklanıyorsa ve bunun kaynağı da alt ve üst çene arasındaki uyumsuzluksa ortognatik cerrahi işlemler yani çene kemiklerinin operasyon ile yeniden konumlandırılmaları gerekebilir. Böylece stabil bir oklüzyona kavuşulabilir.
  • TME cerrahisi: Yukarda bahsedilen yöntemlerin yetersiz olması durumunda başvurulur. Bazı durumlarda altta yatan nedenler nedeniyle eklem sorunlarının cerrahisiz giderilmesi mümkün olamayabilir.
  • Lizis ve lavaj: Eklemin steril tuzlu su veya eklem mobilizasyonunu arttıracak bir ilaçla yıkanmasıdır.
  • Artroskopik artroplastik cerrahi: Diz ve diğer eklemlere yapılan artroskopi ile aynı prosedürdür. Genel anestezi altında, hastane koşullarında yapılır ve hasta aynı gün taburcu olabilir. Eğer cerrahi dışı tedaviler başarısız olmuşsa ve tanı koyulamamışsa artroskopi tanı aracı olarak kullanılabilir.
  • Açık teknik: Artroskopinin uygun olmadığı veya başarısız olduğu olgularda bazen tercih edilir. Eklem yüzeyi düzleştirme, disk anormalliğini giderme ve hastalıklı dokuyu uzaklaştırmada kullanılır.
  • Kondilotomi (Kondil başının kesilmesi): dişlerin arasındaki teması değiştirme, eklem baskısını azaltma, kondil pozisyonunu değiştirmede kullanılır. Çeneler 7-14 gün birbirine bağlanır.

 

Cerrahi olmayan tedavi yöntemleri şu ana başlıklar altında toplanabilir:

Diyet (Çeneyi dinlendirmek)

Yumuşak yiyecekler diyete eklenerek bu çiğneme kaslarına binen yük azaltır.

Hastaya yiyecekleri küçük parçalara keserek veya bölerek yemeleri öğütlenmelidir.

Aynı zamanda hastalara çok sert yiyecekleri ısırmamaları, sürekli sakız çiğnememeleri ve yemek sırasında ağızlarını çok açmamaları konusunda uyarılar verilir.

Fizik Tedavi

Çene ekleminde fizyoterapi, egzersiz veya manuel terapi uygulamalarına karar vermeden önce diş hekiminiz tarafından, çene eklemi rahatsızlığınızın altında yatan herhangi bir başka problem olmadığına dair karar verilmelidir.

Ayrıca çene eklemi problemi olduğuna dair tanı konmuş olması gerekmektedir.

Öncelikle amaç hastayı semptomlar hakkında bilinçlendirmek, egzersizler ile çene çevresinde ve etrafında inflamasyon, ağrı ve kas spazmını azaltmak, kasılmış halde bulunan kasları gevşetmek, hareket yeteneğini kaybetmiş veya azaltmış kasları kuvvetlendirerek tekrardan çene eklemi çevresindeki kassal dengenin oluşturulmasınıı sağlamaktadır.

Boyun bölgesine uygulanacak her türlü manuel terapi ve egzersizler, fizyoterapistler tarafından uygulanması gerekmektedir.

Çene eklemi probleminde uygulanma süresi ve sıklığı genellikle maksimum 4 seans olarak uygulanmakla birlikte hastaların durumuna göre yaklaşık 1 saat sürmektedir.

Bu yöntemde her uygulama sonrası mutlaka rahatlama, hareket miktarında değişiklik ve ağrıda azalma beklenmektedir.

Çene Eklemi Egzersizleri:

Mandibulaya aktif, pasif veya izometrik egzersizler yaptırılır.

Aktif germe egzersizleri hastanın kendi kas gücüyle yapılır. (izometrik egzersizlerde ise, hareket olmaksızın kaslarda kasılma oluşturulur.)

Pasif germe egzersizinde, başparmak ve işaret parmaklar yardımıyla alt ve üst çene açılmaya çalışılır.

Egzersizlerden önce ve sonra kaslara masaj, sıcak veya soğuk kompres uygulaması yapılabilir.

Uygulama şeklimiz çoğunlukla günde 5-10 defa 5 saniye germe, 5 saniye gevşeme toplam 2-3 dakikalık seanslar şeklindedir. Eğer ağrının birincil nedeni kas ağrısı ise bu durumda fizik tedavi oldukça etkili olur.

Eğer kapsül içi bir eklem hasarı varsa egzersiz programı sırasında hasta yakından takip edilmeli ve eğer ağrı artarsa egzersiz uygulamasına son verilmelidir.

Bölgesel Enjeksiyonlar

Fizik tedavi faydalı olmadığı, ağrının fazla olduğu durumlarda masseter kası içine yapılan enjeksiyonlarda spazmın ve ağrının azaldığı gözlenmiştir.

Splint Tedavisi

Şeffaf plastik bir apareydir.

Dişlerin üzerine gelen ve eklem ile kas hareketleri arasındaki uyum sağlanır.

Bruksizmi ve diş gıcırdatmayı önler. Tedavisi 1-3 ay veya daha fazla sürer.

Bruksizm için olan geceleri kullanılmaktadır.

Ortopedik stabilizasyonla doğru pozisyonda doğru ısırmaya izin verir ve ekleme gelen baskıyı azaltır.

Farmakolojik Tedavi

a) Antiinflamatuar-Analjezik ilaçlar.

b) Kas gevşeticiler.

c) Anksiyolitikler.

d) Antidepresanlar.

e) Antiinflamatuar ajanlar.

Antiinflamatuar etkisi daha fazla olmasına rağmen yan etkileri dolayısıyla kortikosteroidleri TME disfonksiyonunda kullanılmasını tavsiye edilmez.

Ev Egzersizleri

Tedavi en önemli kısımlarından birini kendi kendinize evde yapacağınız egzersizler oluşturmaktadır. Uzman fizyoterapistler tarafından gerekli kaslar gevşetildikten sonra ve eklem hareketleri doğru şekilde sağlanmaya başladıktan sonra gerekli baş, boyun, diş ve dil pozisyonlarının tam olarak yerleşmesi için mutlaka ev egzersizleri yapılmalı ve yasak olan hareketlerden kaçınmak gerekmektedir.

Uygulamalar süresi boyunca sert cisimler yenmemelidir.

Mutlaka hareketler ağrısız pozisyonda uygulanmalıdır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

BEYİN TÜMÖRLERİ

Vücutta olmaması gereken bir dokunun oluşması ya da o dokunun kontrolsüz büyümesi tümör oluşumu olarak tanımlanmaktadır. Her tümör öldürücü değildir ancak iyi huylu tümörler bile öldürücü olabileceğinden hepsinin kontrol altında tutulması ve müdahale edilmesi gerekir.

Tümörler birincil ve ikincil beyin tümörleri olarak ikiye ayrılır. Birincil beyin tümörleri beyinde başlarlar ve beyin kaynaklıdır, ikincil olanlar ise vücudun diğer bölümlerinde başlar ve ardından beyne yayılır. Ve bu tümörlerin büyüme hızı bireyden bireye, tümörün büyüklüğüne ve konumuna göre değişiklik gösterebilir. Beyin tümörleri bulaşıcı değildir.

Beyin tümörleri diğer kanserlerle kıyasladığımızda daha az görülür. Fakat yerleşimleri ve agresif yapılarından dolayı daha tehlikelidirler. Ayrıca beyin tümörü tanısı almış hastalarının, tedavi yöntemlerinin gelişmesiyle hayatta kalma süreleri artar. Bu nedenle, metastatik beyin tümörlerinin insidansı da her geçen gün artmaktadır.

Tümörler 2 çeşittir: İyi huylu (benign) ve kötü huylu (malign).

İyi huylu olanlar oldukça yavaş çoğalırlar ayrıca beyin dokusundan kolayca ayrılabildikleri için büyük bir kısmı çıkarılabilir. Ameliyat sonrası sonuçlar da olumlu seyretmektedir. Cerrahi müdahale sonrası benign tümörlerin tekrarlama ve yayılma olasılığı çok düşüktür. İyi huylu da olsa bu tümörler belirli bir büyüklüğe ulaştığında beyne baskı yapar ve ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca bu tümörler zaman içerisinde kanserli tümörlere dönüşebilirler. Ameliyat sonrası bazen kemoterapi-radyoterapiye gerek olmayabilir.

Kötü huylu olan malign tümörler ise iyi huylulara göre daha hızlı şekilde çoğalırlar ve beyindeki dokuya daha fazla zarar verirler. Bu sebepten tamamen temizlenmesi oldukça zordur. Cerrahi olarak alınan her tümörlü doku fonksiyon kaybı demektir. Ameliyat sonrası tekrarlama riski mevcuttur. Bu riski azaltmak için kemoterapi-radyoterapi denenmelidir.

Bu tümörler sıklıkla normal beyin dokusuna saldırır veya basınca sebep olur, belirtiler de bu basınçtan kaynaklanarak ortaya çıkar. Bu belirtiler beyin tümörü teşhisinde oldukça önemlidir. Bu tümörler oldukça yaygındır ve başarılı bir sonuç için tam donanımlı bir merkez, ekip çalışması ve multidisipliner yaklaşım hayati önem arz etmektedir. Beyin tümörünün çok fazla belirtisi vardır ancak birinin bile varlığı teşhis için yeterli değildir.

Beyin tümörleri her yaşta görülebilir ancak iki yaş grubunda daha çok görülmektedir: 3-12 yaş grubu ve 40-70 yaş grubunda görülür.

Beyin tümörleri, mikroskop altında hücrelerin durumuna göre evrelendirilir.

Beyin tümörleri 1-4 ‘grad’ arasında değer alırlar.

Beyin Tümörü Belirtileri Nelerdir?

Şiddetli baş ağrısı,

Kol ve bacaklarda güçsüzlük, uyuşma,

Bulantı-kusma,

Epilepsi nöbetleri,

Hafızayla ilgili yaşanan sorunlar,

Yürüme güçlüğü,

Uykusuzluk,

Kişilik değişiklikleri,

Kaslarda seğirme, kasılma ya da spazm,

Uykuda artış,

Konuşmada sorunlar,

Ayakta dururken ya da yürürken denge problemleri,

Bulanık veya çift görme,

Duyu kaybına bağlı sakarlık,

Düşüncede veya bellekte değişiklikler,

Zihinsel beceri kayıpları (hafıza kaybı, hesap yapma becerisinde bozulma, yargılamada bozulma gibi),

Dil problemleri,

Yutma bozuklukları,

Koordinasyonda azalmalar,

Menopozdan önce âdet kanamasının kesilmesi

Yüz felci

Hormonal bozukluklar (erken puberte, el ve ayaklarda büyüme, menstrual siklus bozuklukları, hipertiroidi…)

Beyin tümörü belirtilerine sahip olan kişiler beyin cerrahisi ya da nöroloji uzmanına başvurmalıdır.

Beyin tümörü toplumda yaklaşık 3/100.000 oranında görülmektedir ve ayrıca sarı ırkta ve erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir. Ancak iyi huylu tümörler de kadınlarda daha sık görülmektedir. Bu tümörler her yaş aralığında görülebilir ancak kötü huylu olan tümörlerin çocuklarda ve yaşlılarda iyi huylu olanların ise genç-orta yaş grubunda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz.

Beyin tümörünün nedenleri kesin olarak bilinmese de beyaz ırk, aile öyküsü, erkek cinsiyet ve radyasyona maruziyet bilinen önemli risk faktörlerinden. Ayrıca uzmanlar henüz kanıtlanmasa da cep telefonu kullanımının da etkilediğini savunuyorlar.

Bunların dışında da risk faktörü olabilir örneğin beyin tümörlerinin %5’i genetik doğa kaynaklıdır. Eğer çekirdek ailenizden biri BT tanısı aldıysa sizin de bu riski taşıyor olma ihtimaliniz diğer insanlardan 2 kat fazladır. Ayrıca bağışıklık sisteminiz ne kadar zayıfsa bu konuda o kadar dikkatli olmanız gerekebilir.

Ana tümör vardır, kanser hücreleri bu ana tümörden koparlar ve kan dolaşımı ile vücudumuzda seyahat ederler, beynimize yerleşir ve burada daha büyük sorunlar yaratabilirler. Erken teşhis ve doğru müdahale bu tümörlerin yayılmasını engellemek/durdurmak için hayati önem taşır.

İlk olarak doğru tanı ve ardından doğru müdahale için tam donanımlı bir hastane tercih edilmelidir. BT tanısında altın standart olan kullanılan yöntem MR’dır (Manyetik Rezonans) ve ardından yapılan patoloji testleriyle desteklenir. Tümörün detaylı olarak görülmesi ve tanınması için ileri teknoloji görüntüleme yöntemleri kullanılır. Standart MR görüntülemelerde beynin sadece yapısal ve anatomik durumunu görebilirken ileri teknoloji görüntülemelerde beynin biyokimyasal, metabolik ve hemodinamik yapısı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Tam donanımlı hastane tercihinin önemini burada görmekteyiz.

Beyin Tümörleri Tanı Yöntemleri

  • Fizik Muayene
  • Nörolojik Muayene
  • Bilgisayarlı Tomografi (BT)
  • MR Tetkiki (MR)
  • Anjiyografi
  • Biyopsi.

Beyin Tümörleri Tedavisi 

Bu tümörlerin en etkin tedavisi 4 aşamadan oluşmaktadır; ameliyat öncesi özenli bir planlama, cerrahi operasyon, ameliyat sonrası bakım ve fizyoterapi ve rehabilitasyon. Tedavi bu şekilde gerçekleştiğinde çoğu hastada yüz güldürücü sonuçlar alınabiliyor. Her hastanın tümöre verdiği yanıt ve gösterdiği direnç farklıdır bu yüzden bu tedaviler hastaya özel olmalıdır. Bu tedavilerin asıl amacı da hastanın yaşam kalitesini bozmadan tümörle savaşmak ve yaşam süresini olabildiğince uzatmaktır. Bu ameliyatlar yapılmadan önce dikkat edilen birkaç nokta vardır; tümörün tipi, konumu, büyüklüğü, hastanın genel sağlık durumu, yaşı ve ameliyatı etkileyebilecek diğer sorunların varlığı. Bu sebeplerden dolayı hastaya özel tedavi uygulanır ve bu da başarı oranını arttırır. Ameliyatlara ek olarak radyoterapi ya da kemoterapi veyahut ikisi bir arada uygulanabilir.

Bu ameliyat ciddi bir operasyon olduğu için hastada ameliyat öncesinde veya sonrasında fonksiyon kayıpları gözlenebilir. Bu ameliyatlardan sonra hastanın muhakkak fizik tedavi ve rehabilitasyon görmesi gerekir. Ayrıca bu süreçte psikolojik yardım da hayati öneme sahip. Ameliyattan sonra hastanın ve yakınlarının bu hastalığa yaklaşımı ve inançları da en az ameliyat kadar önemlidir.

Her ameliyattan sonra oluşabileceği gibi BT ameliyatlarından sonra da bazı komplikasyonlar oluşabilir. Bunlar yine tümörün cinsine, büyüklüğüne, konumuna, hastanın bağışıklığına göre değişebilir. Yukarıda saydığımız belirtilerin çoğu ameliyattan sonrası tıbbi bakımla düzelse de bazıları kalıcı olabilir.

Eğer var olan tümör benign (iyi huylu) ise ve tamamı temizlenmişse genellikle ilk ve altıncı aydaki kontrollerden sonra kontroller yılda bire düşürülür. Malign (kötü) huylu tümörlerdeyse bir takım çalışması gözlenir, beyin cerrahı, onkolog, radyasyon onkoloğu ve fizyoterapistler birlikte takip ederler süreci. Bütün uzmanların görüşleri göz önünde bulundurularak kontrol zamanı ve sıklığı kararlaştırılır. Bu kontrolleri doktorunun bulunduğu hastanenin aciline ya da beyin cerrahisi bölümüne başvurarak yaptırılabilir.

Beyin Tümörü Cerrahilerinden Sonra Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Rehabilitasyon, bireyin yaralanma veya hastalık sonrası azalan/kaybolan fonksiyonlarını yeniden kazanmasına, normal günlük hayatına bağımsız bir şekilde yeniden adapte olmasına yarayan, tıbbi ve bilimsel temellere dayanan bir programdır. Bu program hastanın bir uzman tarafından değerlendirilmesinin ardından bireye özel bir şekilde tıbbi, sosyal ve çevresel faktörlere göre düzenlenmektedir. Fizik tedaviye olabildiğince en erken süreçte başlanmalıdır. Çünkü geç başlanılırsa kaybedilen-azalan fonksiyonların kazanımı zorlaşır veya imkansızlaşabilir.

Beyin tümörü cerrahilerinden sonra hastaların kas kuvvetlerinde kayıp, koordinasyon ve dengelerinde bozulmalar, yürüyüşlerinde zorlanmalar görülmektedir. Erken dönemde başlayan fizyoterapi programlarının sonuçları hastaların da onların sıhhati için uğraşan biz sağlık personellerinin de yüzlerini güldürmektedir.

Hastalarımızın fizik tedavi programlarını belirlerken onların mevcut sağlık ve sosyoekonomik durumlarını, fiziksel ihtiyaç ve yeterliliklerini göz önünde bulunduruyoruz. Bu zaman diliminde elektrik akımları, ses ve ışık dalgası, kompleks boşaltım teknikleri, manyetik akımlar, nörofizyolojik yaklaşım teknikleri, hidroterapi, manuel veya özel cihazlarla yapılan uygulamaları kullanabilmekteyiz. Bunların dışında gerekli görülen kasları kuvvetlendirme, denge ve koordinasyonu geliştirmeye yönelik ve solunumu rahatlatacak egzersizler, germe ve gevşeme hareketleri, klasik masaj, aerobik egzersizler, mobilizasyon teknikleri en sık kullandığımız yöntemlerdir. Saydıklarımızdan farklı olarak günlük hayatta hastanın bağımsızlığını arttıracak ve güvenliğini sağlayacak öneriler ve modifikasyonlar yapılır, ardından hastalar takip sürecine girerler.

Birçok durumda olduğu gibi beyin tümörü cerrahilerinden sonra da hastanın bütüncül tedavisi hayati derecede önemlidir. Fizik tedavinin içerdiği yürüme ve düşmeyi önlemeye yönelik eğitim, el-kol ve ince motor beceri eğitiminin yanı sıra iş uğraşı terapisi, konuşma ve yutma terapisi, spastisite gelişimini önlemek amacıyla botoks enjeksiyon tedavisi, kognitif terapi, pulmoner terapi, yardımcı teknoloji teknikleri (robotik cihazlar, ortez-protez uygulamaları), akuatik terapi ve psikoterapi de uygulanabilmektedir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

AMPÜTE REHABİLİTASYONU

Ampütasyon herhangi bir nedenle bir uzvun belli bir seviyeden kaybedilmesi ya da cerrahi bir işlemle kesilip vücuttan uzaklaştırılması işlemidir. Ampütasyon sonrasında uzuvda kalan kısma güdük denir.

Yaşa eşlik eden birçok rahatsızlık ve hastalık bulunduğu için ampüteli popülasyonun çoğu yaşlı insanlardır.

Var olmayan ya da sonradan kayıp olan vücut kısmının yerini alarak kişiye hareketlerinde ve günlük yaşamda bağımsızlık kazandıran ek cihaza protez denir. Ampütasyon sonrası ihtiyaca ve isteğe bağlı olarak protez kullanımı tercih edilebilir.

Ampütasyon Nedenleri

Kanın vücutta dolaşımındaki problemler (en sık neden), trafik kazaları, iş kazaları, silahlı yaralanmalar, mayın, tümörler, fazla antibiyotik kullanımı sonrası karaciğer ve böbreğin hasara uğraması sonucu gelişen uzun süredir devam eden enfeksiyonlar, doğuştan var olan problemler, vücuttaki eşitsizlikler (bir kol veya bacağın uzun olması) gibi nedenlerden kaynaklanır.

Ampütasyon hiçbir zaman cerrahi başarısızlık olarak değil, hastayı daha fonksiyonel duruma getirmek için yapılan bir uygulama olarak kabul edilmektedir. Ampütasyon cerrahisinde dikkat edilmesi gereken konu seviye seçiminin doğru yapılmasıdır. Genel yaklaşım mümkün olduğu kadar uzunluk sağlamaktır fakat protezin fonksiyonel durumu da mutlaka dikkate alınmalıdır.

Ampütasyon Sonrası Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Ampütasyon öncesi dönemde başlayıp kişinin protezini başarı ile kullanarak toplumla yeniden bütünleşmesine ve mesleğine geri dönmesine kadar devam eden bir süreci içine alan rehabilitasyon çalışmalarının tümüne ampüte rehabilitasyonu denir.

Rehabilitasyon başarısı uygun cerrahi girişime, rehabilitasyonun hemen başlatılmasına, ampütasyon uygulanan kişiyle iletişim ve kişinin motivasyonunun sağlanmasına, kullanışlı ve estetik bir protez yapılmasına bağlıdır.

Cerrahi işlemden önceki dönem: Örneğin vücutta bacak, ayak gibi bölgelere cerrahi girişim yapılacaksa kol, gövde, sırt, karın kasları gibi vücudun üst bölümleri kuvvetlendirilir. Vücudun üst bölgelerine cerrahi girişim yapılacaksa omuz kasları, kürek kemiği çevresi kaslar, sırt kasları, boyun kasları kuvvetlendirilir.

Cerrahi işlem uygulanmayan sağlam taraf kasları kuvvetlendirilir. Solunum egzersizleri öğretilir. Cerrahi sonrası dönem hakkında kişi bilgilendirilir.

Cerrahi işlemden sonraki dönem: Cerrahi sonrası yapılan egzersizlerle normal eklem hareketini devam ettirmek, eklemde sertlikleri önlemek, kesilen uzuvdan kalan kısımların kan dolaşımını arttırmak, kalan kısımların şekil almasını sağlamak, kullanmamaya bağlı kas güçsüzlüklerini ve kas kayıplarını önlemek, kişinin dayanıklılığını ve motivasyonunu arttırmak, günlük yaşamda mümkün olan en iyi bağımsızlık, ev içi düzenlemeler ve evde fonksiyonel olabilme, sosyal çevreye adaptasyon amaçlanır.

Ampütasyon sonrası ağrı: Güdükte ödeme, hematoma ve enfeksiyona bağlı, erken yürüme araçlarının kullanımı ve aktif egzersizlere bağlı veya fantom ağrısı şeklinde gelişebilmektedir. Kontrol altına alınması için pek medikal tedavi, cerrahi tedavi, fizik tedavi ve psikolojik tedavi uygulanmaktadır. Fizik tedavi ajanlarının yanı sıra solunum ve gevşeme egzersizlerinin de ağrıyı azalttığı bilinmektedir.

 Ampütasyon sonrası ödem: Operasyon sonrası kalan vücut kısmındaki ödem azaltılmalıdır böylece daha iyi yara iyileşmesi sağlanır, ağrı azalır, kalan uzvun duruşu ve hareketliliği korunur. Güdük ödeminin azaltılmasında yara iyileşmesini takiben zıt banyolar, yüksekte tutma ve fizik tedavi ajanları kullanılmaktadır.

Ampütasyon sonrası pozisyon verme: ampütasyon sonrası kalan kasların hakimiyetine bağlı olarak ekstremitenin düzgün duruşu bozulur. Genelde dizin üstünden yapılan kesilerde uzuv yana ve dışa doğru bükülme eğilimindedir. Diz altından yapılan kesilerde de uzuv karına doğru bükülme eğilimindedir.

Ampütelerde kesilen uzuvdan kalan kısımdaki ödemi azaltmak, kalan kısmı şekillendirmek, kişiyi kullanılacaksa proteze hazırlamak amacıyla bandaj uygulamaları yapılır. Fizyoterapist bandaja dikişler alındıktan sonra başlar.

Cerrahi uygulanmayan bölgeler günlük yaşamı daha kolaylaştırmak için kuvvetlendirilmelidir. Koltuk değneği ile hareket eğitimi verilmelidir. Protez kullanılacaksa proteze uyum sağlanmalıdır. Duyu eğitimi verilmelidir.

Vücudun alt kısmındaki ampütasyonlar için; Kişiye uygun pozisyonlama verilmelidir. Eklemde oluşabilecek sertlikleri önlemek için uzvun kalan kısmı nötral pozisyonda kum torbaları ile desteklenmelidir kalan uzuv yana ve dışa dönme eğilimindeyse hafif içe doğru pozisyonlanabilir.

Günde en az 3 defa yarım saat yüzüstü yatırılmalı, oturmaya başladıktan sonra ise tekerlekli sandalyede bir defada iki saatten fazla oturmamalıdır.

Ameliyatı takiben 48 saat içinde kalan uzuva aktif hareket egzersizleri, hareketin açığa çıkmadığı ama kaslarını kasacağı egzersizler verilir.

Diz üstünden olan kesilerde kalçayı arkaya, içe hareket ettiren kaslar; diz altından olan kesilerde diz çevresi kasları kuvvetlendirilmelidir.

Kişiye sırtüstü, yan yatarken, yüzüstü egzersizler verilmelidir.

Kalan uzuv alttan hafif desteklenirken uzvu aşağı doğru bastırmak, içe doğru hareket ettirmek, düz bir şekilde yana doğru hareket ettirilmelidir.

Oturma dengesi sağlanmalıdır.

Tekerlekli sandalyeye geçiş öğretilmelidir.

Vücudun üst kısmındaki ampütasyonlar için: Omuz ve kürek kemiği çevresi kaslarına ve kalan uzvun kaslarına yönelik egzersizler, düzgün duruş egzersizleri ve solunum egzersizleri yapılmalıdır.  Dirsek altından olan operasyonlarda ise dirsek çevresi kaslar kuvvetlendirilmelidir. Dirsek üstünden olan operasyonlarda omuz çevresi kaslar kuvvetlendirilmelidir.

Pozisyonlama çok önemlidir dirsek üstü operasyonlarda kalan uzvun yukarı yana ve içe hareketi önlenmelidir. Dirsek altından operasyonlarda uzvun yukarı hareketi önlenmelidir.

Yemek yeme, kendine bakım, giyinme, soyunma gibi günlük yaşam aktiviteleri değerlendirilmeli ve kolaylaştırıcı yöntemler öğretilmelidir.

Protez kullanılacaksa; Protez eğitimi, protezi takıp çıkarma, protezi kontrol hareketleri öğretilmeli. Kişi protezle günlük yaşama alıştırılmalı, uzuv ve protezin bakımı öğretilmelidir.

Kendine bakım aktiviteleri, yemek yeme aktiviteleri, masa başı aktiviteleri, ev aktiviteleri, serbest yürüyüş, ayakta dik duruşta protez kontrolü, ayakta durma ve denge eğitimi, vücut ağırlığını sağa sola aktarma, yere oturup kalkma, engel geçme, yerden bir şey alma, arabaya binme inme gibi aktiviteler rehabilitasyon programında yer almalı ve fizyoterapist tarafından hastaya öğretilmelidir.

AMPUTASYON BİR KAYIP DEĞİLDİR, DOĞRU BİR REHABİLİTASYON SÜRECİ SİZİN EKSİK PARÇANIZ OLUR.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

PES PLANUS & PES KAVUS

Ayağın en önemli görevi vücuda destek yüzeyi sağlamak, hareket sırasında bacaklara binecek yükleri dengelemek ve yürüme esnasında vücudun öne doğru hareketine bir başlangıç hızı kazandırmaktır. Bu amaca hizmet için ayakta bulunan kemikler birbirleri ile çeşitli yarı oynar eklemler yapmıştır. Bu kemikler harekete ve yüklenmelere karşın özel bir takım şekillenmelere uğramıştır. Bu sayede ayak, vücudun yer ile temas eden tek uzvu olarak sabitlik sağlama, yerin tepki kuvvetini dengeleyip emme ve hareketlerimizi başlatıp sürdürme görevlerini üstlenecek şekilde organize olmuştur. Bu organizasyon oluşurken ayağın görevine yardımcı olacak bazı kavisler meydana gelmiştir.

Bu Kavisler (Ark’lar) :

Medial Longitidunal Ark    (Ayağın İç Kısmındaki Kavis)

Lateral Longitidunal Ark    (Ayağın Dış Kısmındaki Kavis)

Transvers Ark                      (Ayağın Ortasındaki Enine Kavis)

Bu kavislerden medial longitidunal arkın (ayağın iç kısmındaki) belli sebeplere bağlı olarak yüksekliğindeki değişim ile pes planus (düz taban) ve pes kavus (çukur ayak) adı verilen patolojik durumlar ortaya çıkar.

PES PLANUS

Pes planus halk arasında bilinen karşılığı ile düz tabanlılık ayak tabanında normalde bulunması gereken iç (medial) kavisin değişik derecelerde azalması ya da tamamı ile kaybolması durumudur. Günümüzde sıkılıkla çocukluk çağında karşılaşılan bir durum olsa da yetişkinlerde de görülebilen ve kişinin tüm normal yaşantsını günlük fiziki koşullarda da dahil çeşitli sorunlara yol açarak etkileyen bir sorundur. Bu nedenle yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir ayak hastalığı olarak kabul edilmektedir. Pes planus ayaktaki kemiklerin ve ayağın stabilizasyonunu sağlayan esnek bağ yapılarına yüklenmelerden dolayı meydana gelir. Ayak ve alt bacak grubu kasları bu durumu dengelemeye çalışsa da başaramaz. Bu nedenle normalde ayakta bulunması gereken yapı ve bu yapıların katıldığı hareketler beklenilen gibi olmaz ve değişik sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Bu hastalığın çeşitlerini normalde iç kavisin bulunduğu ancak yürüme sırasında kavisin kaybolduğu esnek pes planus, normalde de yürüme sırasında da kavisin bulunmadığı rijit (sert) pes planus, belirli bir dönemde olan ve sonradan kendiliğinden ortadan kalkan fizyolojik pes planus şeklinde ifade edebiliriz.

Normalde bir yürüme esnasında önce topuk vuruşu devamında ayakta meydana gelen yuvarlanmalar ile beraber parmak ucu yükselişi olur ve vücut ağırlığı da topuktan öne doğru iletilir. Ancak pes planuslu kişi yürüme esnasında vücut ağırlığını topuktan öne doğru dengeli bir şekilde iletemez. Bu durum vücut biomekanik dengesinde bozulmaya neden olur ve bunun sonucu olarak da kişilerde ayak ağrıları, bel ağrısı, içe basma, dizlerin içe bakması, kalça seviye farkları gibi farklı patolojiler meydana gelir. Bunlara ek olarak pes planuslu bazı kişilerde özellikle ayak- ayak bileği ve diz yaralanmalarına daha yatkın oldukları yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Bunlardan yola çıkılırsa sürekli ayak ağrıları hisseden özellikle de ağrının uzun süreli yürüme ya da ayakta durma sonucu meydana gelme gibi bir özelliği söz konusu ise kişi bir uzman tarafından pes planus durumu değerlendirilmelidir.

Klinikte pes planus tanısı için fizik muayene yöntemleri, radyolojik görüntülemeler, ayak izi görüntüleri gibi yöntemler kullanılır. Tedaviye karar verilirken hasta yaşı, hastanın durumu, pes planusun derecesi, pes planusun çeşidi gibi durumlar değerlendirilir.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Fizik tedavi ve ilaç tedavisinin uygulanacağı hasta gruplarında hastaya özgü ayağı destekleme adına özel ayakkabılar, tabanlıklar ve ortezler tasarlanabilir. Hastanın ağrısını azaltma amaçlı soğuk uygulamalar yapılabilir. Ayağa binen yükü hafifletme adına bandajlamalar uygulanabilir. Tedavinin en önemli kısmı ise hastaya özgü egzersiz programlarıdır. Parmak ucunda ve topuk ucunda yükselme, ayak parmaklarıyla bir cismi tutmaya çalışma, çarşaf toplama gibi egzersizler planlanır. Ayrıca egzersiz programına germe egzersizleri de eklenir. Bu durum tedavide alınan başarılı sonuçların artmasına yardımcı olur.

Konservatif tedavinin yetersiz geleceğine karar verilen ileri durumlarda cerrahi tedavi seçeneğine başvurulur. Cerrahi tedavi de ayak kemiklerinde ve bağlarda hastanın durumuna uygun şekilde gerekli işlemlerin uygulandığı düzeltme ameliyatları yapılır.

PES KAVUS

Çukur ayak olarak da bilinen pes kavus, ayak iç kavis yüksekliğinin normalden daha fazla bir yüksekliğe sahip olmasıdır. Oluşmasında birçok neden rol oynar. Genetik nedenler sonucu, sinirleri etkileyen birtakım olaylar sonucunda ya da geçirilen bir kaza veya alınan bir travma sonrası gelişmesi söz konusu olabilir. Meydana gelen pes kavus yürüme problemleri, ayakkabı giyiminde zorluk, ayak parmaklarında pençe görünümü ya da yük dengesizliğinin yol açtığı nasırlaşmalar ve ağrılara neden olur. Bu tarz sorunlarla karşılaşıldığında uzman değerlendirmesi sonucu pes kavus tanısı ortaya çıkabilir. Tanı için fizik muayene bulguları incelenir ve radyolojik tetkikler yapılır.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Tedaviye karar verilen hasta grubunda amaç ayak iç kaslarını güçlendirmektir. Bu sayede deformite sebebiyle artan ayak taban basıncı dağıtılmaya çalışılır. Buna yönelik hastaya uygun egzersiz programı oluşturulur. Oluşturulan bu egzersiz programına başparmak germe egzersizleri gibi germe egzersizleri de eklenir. Ayrıca ayağın normalden fazla olan kavsini destekleme ve yükü dengeleme adına özel tabanlıklar kullanılabilir. Zayıf kasların germe ve güçlendirilmesinin yanında hastaya denge eğitimi de verilir.

Ciddi şekil bozuklukları ve sorunlar mevcut ise tedavi seçeneği cerrahi olur. Cerrahide hastanın sorununa uygun kemik düzeltmeleri ve bağ transferleri yapılır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

KARDİYAK REHABİLİTASYON

Günümüzde kalp hastalıkları en önemli sağlık sorunudur. Dünya genelinde bütün ölümlerin yaklaşık %50’sini kalp hastalıkları oluşturmaktadır. Medikal tedavilere ek olarak, Kardiyak Rehabilitasyon (KR) uygulamaları Dünya Sağlık Örgütü tarafından kalp hastalıklarının tedavisinde ana bileşenlerden biri olarak kabul edilmektedir.

Kardiyak rehabilitasyon, kalp hastalarının mümkün olan en iyi fiziksel, zihinsel ve sosyal koşulları sağlayarak bireyin tekrar topluma kazandırılmasını amaçlayan multidisipliner tedavi yaklaşımıdır. Erken ve geç dönem kalp hastalarının mümkün olan en erken sürede kardiyak rehabilitasyona başlaması gerekmektedir.

Kardiyak Rehabilitasyonun Amaçları:

  • Kalp hastalıklarının etkilerini önlemek
  • Ani ölüm risklerini ortadan kaldırmak
  • Damar tıkanıklığının ilerlemesini önlemek
  • Fonksiyonel kapasiteyi geliştirmek
  • İşe geri dönüşü sağlamak
  • Psikososyal durumu iyileştirmektedir.

Kardiyak rehabilitasyon uygulamaları: Hasta değerlendirilmesi, egzersiz eğitimi, kilo kontrolü, beslenme danışmanlığı, tütün kullanımının önlenmesi, psikolojik destek tedavilerinden oluşmaktadır.

Kardiyak Rehabilitasyon Kimlere Uygulanır?

Kardiyak Rehabilitasyon uygulamaları,

  • Egzersiz sırasında oluşan göğüs ağrısında,
  • Kalp krizi sonrası,
  • Koroner arter hastalığı olanlarda,
  • Koroner Arter Bypass Grefti (KABG) ameliyatı olanlar,
  • Kalp kapağı tamiri veya değişimi ameliyatı olanlar,
  • Perkütan Koroner Anjiyoplasti girişimlerinden sonra
  • Konjestif Kalp Yetmezliği
  • Periferik Damar Hastalığı
  • Kalp Pili takılan hastalarda
  • Hipertansiyonlu hastalarda
  • Aritmili hastalarda
  • Metabolik Sendromlu hastalarda güvenle uygulanmaktadır.

Kardiyak Rehabilitasyon Kimlere Uygulanmamalıdır?

Kardiyak Rehabilitasyon uygulamaları,

  • Kararsız göğüs ağrısında
  • Dinlenim esnasında Büyük Kan basıncının 200mmHg olması
  • Dekompanse Kalp yetmezliğinde
  • Kalp zarı iltihabı,
  • Tam kalp bloğu
  • Kontrolsüz sinüs ve ventriküler aritmiler
  • Egzersizler artan ventriküler aritmiler
  • Akut ateşli hastalıklar
  • Ciddi aort darlığı olan hastalarda uygulanmamalıdır.

Kardiyak Rehabilitasyonun Faydaları

  • Mortalite azalır
  • Hastaneye yatış riski azalır
  • Yaşam kalitesini artar
  • Fonksiyonel kapasite artar
  • Anjina (Göğüs Ağrısı) eşiği artar
  • Kardiyak hastalık risk faktörlerini azalır
  • İstirahat kalp hızı azalır
  • İşe geri dönüşü sağlar
  • Depresyon ve kaygı azalır
  • Topluma adaptasyon sağlanır

Kardiyak Rehabilitasyon 4 Fazdan oluşmaktadır.

  • Faz 1, Hasta İçi Dönem (1-10 gün)
  • Faz 2, Taburculuk Sonrası Erken Dönem (2 –12 Hafta)
  • Faz 3, Egzersiz Eğitimi Dönemi (3–9 ay)
  • Faz 4, İdame Dönemi (Yaşam Boyu)

Faz 1 Hastane İçi Dönem

Kalp krizi, CABG (By-pass) ameliyatı, Kalp kapak ameliyatları, Anjiyoplasti, Kalp nakli, Koroner arter hastalıkları, Anjina Pektoralis (Göğüs Ağrısı) gibi kalp hastaları nedeniyle hastaneye yatışı yapılan hastalarda uygulanmaktadır.  Hastaneye yatışın birinci gününden itibaren başlar ve hasta taburcu olana kadar ki dönemi kapsar. Faz 1 dönemi kendine bakım aktiviteleri, pasif ve aktif eklem hareketleri, mobilizasyon ve hasta eğitimlerini içerir.

Faz 1 Programın Amacı:

  • Hastanın, hastalığı doğrultusunda en kısa sürede mobilize ederek fonksiyonel kapasite kaybını engellemek
  • Egzersiz kapasitesini düzeltmek
  • Kendine bakım aktivitelerini nasıl yapacağının öğretilmesi
  • Hastanın psikolojik olarak kendini iyi hissetmesini sağlamak
  • Risk faktörleri hakkında bilgi vermek
  • Hastanın taburculuğa hazırlanmasıdır. (Faz 2’ye geçiş)

Faz 2 Taburculuk Sonrası Erken Dönem

Hasta taburcu olduktan sonra başlayan bu evrede yaşam tarzı değişiklikleri, risk faktörlerinin ortadan kaldırılması ve düzenli medikal takibin yapılması gerekmektedir. Hastalar belli sıklıklarda hastanede monitörize bir şekilde fizyoterapist eşliğinde egzersizlere başlayabilirler. Hastaların risk düzeylerine göre kademeli olarak artan egzersiz programları planlanır. Hastanın durumuna göre günlük 30 dakikalık yürüyüş yapması önerilir ve egzersizlerin 4 MET’ten fazla olmaması istenir. Hastaların, hastaneye gelmesi mümkün değilse ev temelli egzersiz programları oluşturulmalıdır.

Faz 3 Egzersiz Eğitimi Dönemi

Bu evre fiziksel dayanıklılığı geliştirmek için yoğun aerobik egzersiz eğitiminin verildiği dönemdir. Hastaneden çıktıktan sonra 3-9 aylık dönemi kapsamaktadır. Hastaların maksimum egzersiz kapasitesi belirlendikten sonra egzersiz programı oluşturulmaktadır. Yoğun aerobik egzersizler, güçlendirme egzersizleri, denge ve koordinasyon egzersizleri ve gevşeme egzersizleri verilir.

Aerobik egzersizler büyük kas gruplarını içerecek şekilde (yürüyüş, yüzme, bisiklet, dans) olmadır. Egzersizin şiddeti maksimum oksijen tüketiminin %40-85’i, maksimum kalp hızının %55-85’i ya da BORG ölçeğine göre düzenlenir. Egzersiz süresi 20-60 dakika olmalıdır. Egzersizler haftada 3-5 kez tekrarlanmalıdır. Hastanın bireysel gelişimine göre kademeli olarak egzersizler süresi, sıklığı ve şiddetti arttırılır.

Faz 4 İdame Dönemi  

İdame döneminde daha önceki fazlardan elde edilen olumlu alışkanlıkların ve fiziksel dayanıklılığın hastalar tarafından korunduğu ve yaşam boyu devam eden dönemdir. Hastane ziyaretleri azalmıştır. Hastalar haftada 3 kez minimum 30 dakika düzenli spor yaparak, egzersiz eğitimi döneminde elde ettikleri kazanımları koruyabilirler.

Sonuç olarak kardiyak rehabilitasyon, kalp hastalıklarında hastaneye yatış itibariyle başlayıp ömür boyu devam eden bir tedavi yöntemidir. Kardiyak rehabilitasyon ile hastaların ölüm riski azalır, hastaneye yatış riski azalır, yaşam kalitesi ve fonksiyonel kapasitesi artar. Ülkemizde kardiyak rehabilitasyon programlarına katılım maalesef yeterli düzeyde değildir. Kalp hastalarının topluma kazandırılması ve yaşam kalitesinin artması için kardiyak rehabilitasyon programlarına katılımın arttırılması gerekmektedir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.