Diz Protezi

TOTAL DİZ PROTEZİ NEDİR VE NE ZAMAN UYGULANIR

Diz vücudumuzun en büyük ve en hareketli eklemidir. İçinde bulundurduğu yapılar zamanla ve dış veya iç etkenler sonucunda yıpranabilir. Osteartrit (kireçlenme ve eklem dejenerasyonu), gonartroz, Romatoid Artrit (Ateşli romatizmal hastalık), kemik erimesi, travmatik durumlar diz ekleminde ve çevre yapılarda harabiyete yol açar. Bunun sonucunda hastalarda; istirahat durumunda ve geceleri diz ağrıları görülür, eklem hareketinde azalma olur, yürüme mesafesi kısalır ve hastaların yaşam kaliteleri düşer.

Total Diz Protezinde Tedavi Yöntemleri

Medikal, fizik tedavi ve cerrahi girişimler diz problemleri sonrası uygulanan tedavi yöntemleridir. Tedavide amaç; ağrıyı azaltmak, eklem deformitelerinin artmasını önlemek ve azaltmak, yaşam kalitesini artırmaktır. Medikal ve fizik tedavi gibi konservatif yaklaşımların yetersiz kaldığı durumlarda hastalara total diz protezleri takılabilmektedir. Son yıllarda teknolojinin gelişimi ve uzayan yaşam ömürleriyle birlikte takılan diz protez sayısı kayda değer şekilde artmıştır.

Total diz protezine karar verilirken;

* Hemen her zaman günlük aktivitelere engel olan, gece uykudan uyandıran, ağrı ve hareket kısıtlılığı var mı diye bakılır. Kişinin şikayetleri de göz önünde bulundurulur; hastanın dizim donuyor, sanki sertleşiyor, bazen merdiven çıkamıyorum diye yakınmaları vardır.

Eklem içi ve eklemi çevreleyen yapılardaki deformasyon (şekil değişikliği, biçimsizleşme) protezin tipini belirler. Bağ fonksiyonlarını tamamen üstlenecek bir protez kullanılması gerekiyorsa menteşe tipi protez kullanılır. Bağların korunup sadece eklem yüzeylerinin değiştirilmesi gerekiyorsa kondiler tip protez kullanılır.

İdeal bir protez, dizin normale yakın hareket açıklığına izin vermeli, eklem kinematiğini değiştirmemeli ve anatomik bütünlüğü sağlamalıdır.

Cerrahi sırasında bozulmuş eklem yüzeyleri değiştirilerek o yüzeyler için tasarlanmış özel parçalar yerleştirilerek eklem oluşturulur. Değiştirilen eklem yüzeyleri patella arka yüzü, femur yüzü ve tibia yüzüdür. Cerrahi sonrası en korkulan komplikasyon enfeksiyon oranı %2  en sık görülen komplikasyon olan derin ven trombozu %85 oranındadır. Total diz artroplastisi sonrası fonksyonel bir hareket açısı kazanmak hedeflenmektedir. İyileşme süreleri hastadan hastaya farklılık göstermekle beraber cerrahi sonrası hasta yürüteç yardımı ile yürümeye başlayabilir.

Total diz protezi dejeneratif bozuklukların neden olduğu ağrı ve hareket kısıtlılığının giderilmesinde kullanılan başarılı bir cerrahi işlemdir.

Ücretsiz Ortopedist Muayene Başvurusu

Total Diz Protezi Sonrası Fizik Tedavi

Uygun protez hastaların diz bölgelerine uygulandıktan sonra ağrı giderici uygulamaların yanında ameliyatı takip eden birinci gün -ayağa kalkmayı engelleyen bir komplikasyon gelişmemişse- hasta ayağa kaldırılır ve yürütülür.

Erken (Akut) dönemde Diz Protez Sonrası Fizik Tedavi ;

  • Dolaşım artırıcı (izometrik egzersizler vb.) egzersizler, ayak bileği pompalama egzersizleri, elevasyon ve buz uygulamaları,
  • Dolaşım artıcı, ağrı kesici ve kas kuvveti artırıcı fizik tedavi ajanları: TENS, Capilarizasyon, EMS (Elektrik Motor Stimülasyon), CPM: Devamlı pasif hareket sağlayan bir cihaz. Bu uygulama diz protezi sonrası için çok önemlidir. Çünkü protez sonrası diz ekleminde kısıtlılıklar meydana gelebilmektedir. Bu cihaz kısıtlılıkların önüne geçecektir. Fizyoterapistin belirlediği germe yöntemleri ile birlikte CPM cihazı kullanılan hastalarda diz kısıtlılık oranın oldukça azaldığı gözlemlenmiştir,
  • Dizin düz pozisyonu (diz ekstansiyonu) bozulmamalıdır. Hastalar bu dönemde çok ağrı çektikleri için dizlerinin altına yastık koymaktadırlar. Bu pozisyon dizin arka tarafındaki kasları kısalttığı için ileri dönemde sürekli ağrı oluşur ve hastaların yürüyüşleri bozulur. Bu yüzden dinlendirici pozisyon iki üç saatte bir 10 ila 15 dakika uygulanmalıdır.
  • Yatak yaralarında koruma yöntemleri
  • Hasta eğitimi (yatış şekilleri, tuvalete oturup kalkma, banyo vb.)
  • Yardımcı cihazla yürüme eğitimi (walker: yürüteç)
  • Ödem çorabı: Hastalar ameliyat sonrası -ortopedistin belirlediği- 10 gün boyunca kan sulandırıcı iğne vurulurlar. Bu dönemde hastalar hareketsiz olduğu için vücutta kan dolaşımı düzenli olmaz ve akciğere emboli atma riski oluşur. Hastalar günde 5-6 kere yürüyebilir duruma gelene kadar bu çorabın devamlı kullanılması gerekir. İlerleyen dönemde bir sürede daha geceleri kullanılması uygundur.
  • Oturma, yürüme ve denge eğitimi.

 

 İlerleyen Dönemde Diz Protez Sonrası Fizik Tedavi;

  • Germe Yöntemleri:
  • İlerleyici kuvvetlendirici egzersiz yöntemleri
  • Elektroterapi ajanları
  • Denge ve yürüme eğitimleri

Bahsedilen tüm yöntemler bütüncül bir biçimde hastaya göre kombine edilip uygulanır. Zamanında ve doğru uygulanan fizik tedavi ile diz kireçlenmesinden kaynaklı ağrılarda ciddi azalma gözlenebilir. Ancak operasyon gerekiyorsa cerrahi+fizik tedavi ile diz protez ameliyatı sonrası kişi günlük yaşamına kolaylıkla dönebilir, ameliyattan önce merdiven çıkamıyorum diye üzülseniz de operasyon sonrası protezinizle zorlanmadan merdiven çıkabilir, günlük işlerinizi yerine getirebilirsiniz.

Evde Fizik Tedavi İçin Bilgi ve Randevu

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

MENENJİT ve ENSEFALİT

Beynimiz ve omuriliğimizi saran ‘meninks’ adında bir zar vardır ve bu yapının iltihabi durumuna ‘menenjit’ denir. Ensefalitse beynin iltihaplanması durumudur. Ancak her iki hastalığın belirtileri ve seyri oldukça benzerdir. Bu hastalıklarda genel olarak ortaya çıkan belirtiler baş ağrısı, yüksek ateş ve ensede sertliktir. Bu hastalıklara sebep olarak virüsler, bakteriler ve parazitler gösterilebilir. Hastalığın seyri neden olan enfeksiyonun tipine göre değişiklik gösterir ama bazıları kendiliğinden iyileşebileceği derecede hafif bazıları da ölümle sonuçlanacak kadar şiddetli olabilir.

Diyabet varlığı, alkol ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımı ve AIDS gibi bulaşıcı hastalık varlığı menenjit görülme riskini arttırır. Menenjitin kışlalarda, kreşlerde ve yurtlarda görülme olasılığı daha fazladır ve yayılma şekli genellikle kişisel bakım eşyalarının ortak kullanılması, hapşırma, öksürme veya öpüşmedir. Yaşlılarda görülme olasılığı daha fazla olsa da bir insan menenjite birden fazla kez yakalanabilir. Ensefalitteyse virüsler, bakteri ve parazitler, kimyasallar ve otoimmün reaksiyonlar sebep olabilir. En sık viral ensefalitle karşılaşırız ve belirtiler açısından çoğu zaman gribe benzer, 2-3 hafta sürer. Ancak teşhis ve tedavi edilmediği takdirde kalıcı hasara yol açabilir.

Titreme, solunumda hızlanma, kas ve eklemlerde ağrı, el ve ayaklarda soğuma, iştahsızlık, inleme (küçük çocuklarda), yüksek ateş, başı öne eğmede zorluk, ışığa karşı hassasiyet, havale geçirme, zihinde bulanıklık, konsantrasyon bozukluğu, uyku problemleri, kusma, boyun tutulması, halüsinasyonlar gibi semptomlar görülebilmektedir.

Öncelikle uzman bir doktor tarafından tıbbi öykü alınır, fizik muayene ve gerekli görülen testler yapılır, görüntüleme yöntemlerinin sonuçları istenir. Yeterli olmaz ise hekim tarafından belden sıvı (beyin omurilik sıvısı) alınması ve laboratuvar incelemesi yapılması istenebilir.

Hastalığın seyri spesifik neden ve şiddet derecesine, kişinin bağışıklık düzeyi ve sağlık durumuna, hastalığın ne kadar erken fark edilip tedaviye başlanıldığına göre değişir. Hafif diyebileceğimiz seyirlerde kişi kendini birkaç haftada toplayabilir ancak ağır diyebileceğimiz durumlarda kalıcı komplikasyonlarla karşılaşılabilir.

Bakterilerin sebep olduğu menenjitli yenidoğanların %15-25’i, diğer hastaların %15’i kadarı uygun ve hızlı tedaviye rağmen yenik düşüp ölmektedir. Sağ kalan hastalarınsa %15-25 civarı sinir sistemiyle ilişkili olarak işitme kaybı, görme kaybı, hidrosefali, nöbet geçirme gibi durumlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu komplikasyonlar yediden yetmişe her yaşta karşımıza çıkabilmekte olsa bile yenidoğanlar henüz tam gelişmemiş bağışıklık sistemleri yüzünden herkesten fazla risk altındadır.

Menenjit ve Ensefalitten Korunma Yolları Nelerdir?

Bu hastalıklardan korunmak için yapmamız gereken bir takım eylemler vardır. Örneğin kişisel temizliğimi sağlamak, bir başkasıyla kişisel eşyalarımızı veya çatal-kaşık gibi bize ait araç gereçleri paylaşmamak, yiyeceklerimizin temizliğine özen göstermek (meyve-sebzeleri yıkamadan tüketmemek gibi), bağışıklık sistemimizi destekleyecek besinler tüketmek (vitamini bol meyve sebzeler), özellikle yaşadığımız ortamı temiz tutmak ve bilhassa sokak hayvanlarıyla temas ettikten sonra ellerimizi güzelce yıkamak bizi bu hastalıklardan korumaya yardımcı olacaktır.

Bütün bunlara ek olarak bu hastalıklara sebep olan canlılara karşı aşılar da mevcuttur. Bu aşılar genellikle çocukların takvimine göre karma aşılarla birlikte yapılır. Bu aşılar bağışıklık sistemi henüz tam olarak gelişmemiş olması nedeniyle hastalıklara en açık olan bebeklere dahi yapılabilmektedir. Aşının olası yan etkileri arasında uygulama yapılan noktada hassasiyet ve kızarıklık, iştahta azalma ve halsizlik vardır.

Nadir de olsa enfeksiyon dışı sebeplerden kaynaklanabilir. Bu nedenleri saymak gerekirse; sinir sistemimizin bileşenlerini etkileyen otoimmun bir bozukluk, kullanılan ilaçlara karşı oluşan bir kimyasal reaksiyon ve bazı kanser hücreleri olabilir.

Menenjit ve Ensefalit Sonrası Kalıcı Hasarlar Nelerdir?

Birçok hasta bu durumu tamamen atlatarak birkaç ay içerisinde normal günlük hayatına geri dönebilmektedir. Ancak tedavi edilmediği ya da tedaviye geç kalındığı durumlarda bazı kişilerde kalıcı hasarlara sebep olabilir. Bunlardan bazıları; işitme kaybı, davranış bozukluğu, konsantrasyon ve koordinasyonda bozukluklar, yorgunluk ve hareket kaybıdır. Bunların da bazıları zamanla düzelebilir yahut kalıcı hal alabilir. Eğer bu hastalıkların kendinizde var olduğundan şüpheleniyorsanız bütün bu süreci yaşamamak ya da en kolay şekilde atlatmak için derhal bir uzmana başvurun.

Beyinde oluşan apseler, beyin lezyonları, travma kaynaklı sorunlar ve hatta ağır geçirilen grip de bu belirtileri verebilir. Önlem almak amaçlı bu belirtilerle uzmana başvurmak gerekir.

Kandaki bir enfeksiyon, ya da beynin yakınındaki mikropların beyin-omurilik sıvısına geçişine yol açan bir enfeksyion ya da bakterilerin kan-beyin bariyerini geçerek boşluklara dolmasına izin veren kafa travmaları da menenjit-ensefalite neden olabilmektedir.

Bir kısmı temasla-solunumla bulaşırken diğer kısmı da bulaşıcı değildir.

Bağışıklık sistemimiz tehdit altındaysa, mikroplara karşı savaşmak için yeterli güçte değilse bu hastalıklar nüks edebilir. Önlemek için antimikrobiyal tedaviye başlanması ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek gerekir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

BOTOKS

Botulinum toksin yani halk arasında bilinen adıyla botoks Clostridium Botulinum adlı bakteriden laboratuvar koşullarında elde edilen bir protein türüdür. Tıpta kullanımı  oldukça yaygın olan bu uygulama estetik amaçla kullanılabildiği gibi bir çok alanda da kullanılmaktadır.

Sıklıkla serebral palsi, hemipleji (felç), tortikollis gibi hastalıklarda kullanılan botoks uygulamaları son zamanlarda karpal tünelde de denenmektedir.

Serebral palsili çocuklarda ve felçli bireylerde tedaviye engel olan spastisite, botoks uygulamaları sayesinde kaslarda gevşeme yaratarak daha kolay hareket açığa çıkarmakta ve tedaviyi kolaylaştırmaktadır.

Botoks sinir uçlarında iletim sağlayan maddelerin salgılanmasını engelleyerek; kasa gelen iletiyi kısa süreli olarak durdurur. Bu sayede kas geçici olarak gevşer. Bu gevşeme 3-6 ay arasında devam etmektedir. Önemli olan nokta bu süreçte uygun ve doğru fizik tedavi ile daha önce spastik kasın engel olduğu fonksiyonları hızlı bir şekilde geri kazandırmaktır. Aksi taktirde uygulanan botoks geçici bir iyileşme hali sağlayacaktır.

Botoks uygulamaları sadece enjekte edildiği kas grubunda gevşeme sağlar ve etkisi bölgeseldir. Uygulama yapılırken önemli olan noktalar kas başına düşen doz ve bölge başına düşen doz iyi hesaplanmalı doz miktarı aşılmamalı, tedavi edilecek kasların sayısı klinik ihtiyaca göre belirlenmeli, tedavinin yetersiz geleceği durumlar iyi belirlenip uygulama yapılmamalı, toplam doz dikkatli bir şekilde hesaplanmalıdır.  Böylelikle hasta ve terapist için konforlu bir tedavi sağlanır. 

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

SKAPULAR DİSKİNEZİ

Skapular disknezi, bir hastalıktan ziyade skapulanın normal pozisyonunun ve kinematiğinin değişmesine bağlı bir durumdur.

Skapula göğüs kafesimizin arkasında yer alan, 2. ve 7. kaburgalar arasına yerleşmiş simetrik iki kemiğimizden her biridir. Halk arasında kürek kemiği olarak bilinen skapulamız geniş kas örüntüleriyle düşenmiş ve hareketliliğini bu kas grupları sayesinde sağlamaktadır. Omuza doğru genişleyerek glenoid fossayı ve akromionu oluşturur. Böylece omuz eklemine doğrudan katılır. Omuz hareketliliği bir ritme sahiptir ve bu ritme bağlı kalarak omuz hareketlerinin 1/3 ünü üstlenir.

Skapulayı çevreleyen kaslar omuz hareketleri sırasında skapulayı göğüs kafesine sabitleme görevine sahiptirler. Hareketliliği bozulmuş skapulalarda kaslar görevlerini tam olarak yerine getiremezler ve omuz hareketleri sırasında kanatlaşan, göğüs kafesine sabitlenemeyen bir kürek kemiğiyle karşı karşıya kalırız.

Genel olarak omuzda ortaya çıkabilecek rotatof cuff problemleri, impingement, instabilite, klavikula kırıkları gibi hastalıkların seyrine eşlik edebileceği gibi, bunların haricinde sinir paralizileri, doğuştan yüksek skapula gibi sendromlarda da görebilmekteyiz.

Skapular diskinezi mutlak patolojik bir terim değildir. Baş üstü aktiviteleri içeren beyzbol, rugby, su topu, tenis, voleybol, yüzme ve badminton gibi sporlarla ilgilenen atletlerde de görülebilmektedir.

Skapula alata dediğimiz kürek kemiğindeki kanatlaşmalar, omuz hareketlerinde kürek kemiğinin eşlik etmemesi, hareketlerin ağrılı olması, boyna omuza yayılan kronik ağrılar skapular disknezinin klinikte en çok karşılaşılan semptomlarındandır. Omuz rehabilitasyonunda her ne kadar omzu ve omuz hareketliliğini baz alıyorsak da skapular hareketlilik en az omuz kadar önemlidir ve tedavi programının içerisine dahil edilmelidir. Aksi taktirde skapula hareketliliği bozulmuş hiçbir omuz eklemi fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremez ve ağrılı olur.

Başlangıçta etkilenen omzu içeren aktivitelerden kaçınmalı ve rehabilitasyona başlamalıdır. Rehabilitasyonun amacı, skapular kas kontrolünü ve dengeyi yeniden sağlamaktır. Tedavinin seyri için en önemli olan skapular disknezinin kaynağının ne olduğunu bulmak ve rehabilitasyon programını buna göre organize etmek olacaktır. Genel tedavi protokollerinde kürek kemiği stabilizatör kas gruplarının güçlendirilmesi, kinezyolojik bant destekleri, postüral çalışmalar yer almaktadır.

Semptomatik hale gelmeden önce risk altındaki sporcular ve kişiler değerlendirilmeli, tedavi edilmeli ve yaralanmalara karşı korunmalıdır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

MİYOFASYAL AĞRI SENDROMU

Miyofasyal Ağrı Sendromu Nedir?

Miyofasyal ağrı sendromu; kas dokusu üzerindeki gergin bölgeler, bu bölgeler üzerinde bulanan tetik noktalar (hassas noktalar) ve bu noktalardan başka bölgelere yansıyan ağrılar ile tanımlanan kronik bir ağrı bozukluğudur. Sebep olduğu uzun süreli ağrılar ile günlük hayatı kısıtlayarak, yaşam kalitesinin bozulmasına sebep olmaktadır.

Toplumda her 100 kişiden 12’sinde miyofasyal ağrı sendromu olduğu düşünülmektedir. Miyofasyal ağrı sendromunun kadın ve erkeklerde görülme sıklığı eşittir. 30-60’lı yaş arasında daha sık görülürken, yaş ilerledikçe görülme ihtimali azalır. Kronik (6 aydan daha uzun süre devam eden) ağrılı hastaların %30-50’inde miyofasyal ağrı sendromu olduğu tahmin edilmektedir.

Miyofasyal ağrı sendromunun sebebi bilinmemektedir. Birçok faktörün hastalığın oluşmasına sebep olduğu ve ağrıyı arttırdığı düşünülmektedir.

Miyofasyal Ağrı Sendromunun Sebepleri Nelerdir?

Ani kas yaralanmaları (trafik kazaları, çarpmalar),

Kasın aşırı ve tekrarlayıcı kullanımı (cam silmek, tornavida kullanmak, aşırı bilgisayar kullanılması),

Kas gerginliğine sebep olan alışkanlıklar (baş ve boyun arasına sıkıştırarak telefon kullanmak, yüksek yastık kullanmak gibi),

Duruş bozuklukları (skolyoz, kifoz, bacak uzunluk farkı),

Genetik faktörler,

Vitamin ve mineral eksiklikleri,

Bazı metabolik, romatizmal, nörolojik ve hormonal hastalıklar, kronik enfeksiyonlar,

Psikolojik ve sosyal problemler, yorgunluk, stress, depresyon,

Uyku bozuklukları.

Miyofasyal ağrı sendromu bütün iskelet kaslarında görülebildiği gibi daha çok omuz, boyun ve bel bölgesindeki kas dokularında kendisini gösterir. Belirti ve bulgular ise etkilenen bölgeye göre değişkenlik gösterir.

Miyofasyal ağrı sendromunda; bir veya birden fazla kas veya kası çevreleyen fasya dokusunda şerit halinde oluşmuş gergin bölgeler bulunur. Bu bölgelerin üzerinde tetik nokta dediğimiz aşırı hassas ve belirgin bölgeler vardır. Bu tetik noktalar ve gergin bölgeler boyun, sırt, omuz gibi bölgelerde dışardan hissedilebilir. Bir miyofasyal doku üzerinde bir ya da birden fazla tetik nokta olabilir. Bu bölgeler üzerinde ağrı ile birlikte hassasiyet, kas spazmı, tutukluk gibi belirtiler olabilir.

Ağrılar direk kas üzerinde olabildiği gibi genellikle etkilenen miyofasyal yapıdan daha farklı bir bölgede açığa çıkar. Bunlara yansıyan ağrı adı verilir. Örneğin; boyun kaslarında meydana gelen bir tetik nokta baş ağrısına ya da omuz ağrısına sebep olabilir. Her bir tetik noktanın yansıyan ağrısının yeri belli olmalı ve değişmemelidir. Ağrı genellikle sınırları belli bir bölge çerisinde oluşur. Gün içerisinde değişiklik gösterebilir. Genellikle hareketle artıp dinlenme halinde ise azalırken stres içeren durumlar olduğu zamanlarda ağrılar alevlenebilir ve sonra kendiliğinden azalabilir.

Bir diğer özellik ise tetik nokta üzerine baskı uygulandığında ağrı ve diğer problemlerin artması, sıçrama belirtisi ve kasta seğirme hareketi ortaya çıkmasıdır.

Miyofasyal yapılardaki bozukluklar zamanla hareket kısıtlılıklarına (eklem hareketlerinin tam olarak yapılamaması) ve ağrıya bağlı kas güçsüzlüklerine sebep olabilir.

Çene kaslarında (masseter kası) meydana gelen miyofasyal ağrı sendromları kişinin ağzını açıp kapamasını etkileyebilir ve baş ağrılarının gizli sebebi olabilir. Boyun bölgesinde(SCM kası) meydana gelen miyofasyal ağrı sendromları ise baş dönmesi (vertigo), denge problemleri, bulantı ve sersemlik gibi durumlara sebep olabilir.

Uzun süre tedavi edilmeyen miyofasyal ağrı ise kişilerde depresyon, duygu durum bozuklukları ve uyu bozukluklarına sebep olabilir. Kişinin gündelik hayatı ve iş hayatını etkileyebilir.

Miyofasyal Ağrı Sendromu Tedavisi

Tedavide amaç; tetik noktaların ortadan kaldırılması, gergin bantların normal haline döndürülmesi, hareketlerde meydana gelen kısıtlılıkların azaltılması, kas kuvvetinin yeniden sağlanması ve hastanın normal yaşam kalitesine dönmesinin sağlanmasıdır. Öncelikle miyofasyal ağrı sendromuna sebep olan faktörlerin (vitamin ve mineral eksiklikler, hormon bozuklukları gibi) tedavi edilerek kontrol altına alınması gerekir. Hastalık kaynağı psikolojik olduğunda psikiyatrik destek alınmalıdır.

Miyofasyal ağrı tedavisinde fizik tedavi, ilaç ve enjeksiyon tedavisi gibi birçok yöntem kullanılır. 

Miyofasyal Ağrı Sendromu Medikal Tedavisi

Medikal tedavide amaç ağrının azaltılması, hastanın uyku kalitesinin iyileşmesi ve günlük yaşam aktivitelerinin normale dönemsinin sağlanmasıdır.  İhtiyaca göre ağrı kesici, inflamasyon önleyiciler ve kas gevşeticiler kullanılabilir. Bunun yanında hastanın ihtiyacına göre vitamin takviyeleri ya da eksik olan diğer medikal tedaviler ile hastalığın sebebi ortadan kaldırılmalıdır.

Miyofasyal Ağrı Sendromu Enjeksiyon Tedavisi

Tetik nokta üzerine iğne ya da başka yöntemlerle uygulanan bölgesel ağrı kesici, kuru iğne, akapunktur ve botulinum toksin uygulamaları tedavide sıklıkla kullanılmaktadır. Enjeksiyonda genel amaç ağrıyı azaltmak ve bu bölgedeki kanlanmayı arttırarak vücudun kendini iyileştirmesini sağlamaktır.

Miyofasyal Ağrı Sendromunda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Fizik tedavi uygulamaları ve egzersiz tedavinin temelini oluşturmaktadır. Uygulanacak yöntemler tedavi edilecek bölgeye ve kişinin ihtiyacına göre özel olarak planlanır.

Fizik tedavide ilk hedef hastanın tetik noktalarının etkisizleştirilmesi ve ağrılarının azaltılmasıdır. Yapılan pasif ve aktif hareketler, hafif germeler, postür, gevşeme ve kas kuvvetlendirme egzersizleri ile ağrı ve gerginliklerin azaltılması, eklem hareketlerinin normal haline döndürülmesi ve sonrasında kas kuvvetinin iyileştirilmesi hedeflenir.

Tıbbi masaj uygulamaları, sıcak-soğuk uygulamaları ve TENS, lazer, ultrason gibi fizik tedavi ajanları; ağrı ve spazmların azaltılması, tetik noktaların etkisizleştirilmesi, derinde bulunan dokulardaki kanlanmanın arttırılması gibi amaçlarla kullanılır.  Kas üzerinde soğuk sprey ile birlikte uygulanan germe ve sonrasında sıcak uygulamaları da sıklıkla tercih edilmektedir.

Miyofasyal ağrı sendromu genellikle tedaviye iyi cevap vermektedir. Tedavi sonrasında hasta eğitimi ve aerobik egzersizler ile hastanın kendisini koruması ve tetik noktaların tekrardan oluşması engellenmelidir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

NÖROPATİ / PERİFERİK SİNİR HASTALIKLARI

Sinir sistemiz; beyin, omurilik ve çevresel (periferik) sinirlerden meydana gelir. Periferik sinirler; beyin ve omurilikten başlayarak yüz, el ve ayak parmak uçlarımıza kadar uzanır.

Periferik Sinirlerin Görevi Nelerdir?

Motor lifler ile beyin ve omurilikten aldığı emirleri (adım at, kavra vb.) ilgili kas ve eklemlere ileterek hareket etmemizi sağlamak,

Duysal lifler ile çevremizden aldığımız bilgileri (dokunma, ağrı, sıcak vb.) beyin ve omuriliğe ileterek hissetmemizi sağlamak,

Otonomik lifler aracılığı ile organlar ve beyin arasındaki iletişimi sağlayarak solunum, sindirim, terleme vb. fonksiyonları düzenlemektir.

Periferik sinirlerin; kesilmeleri, ezilmeleri, gerilmeleri, basınca maruz kalmaları, dolaşımlarının bozması ya da başka hastalıklar sonucu sinir içerisindeki iletimimin bozulmasına nöropati adı verilir. Sinirde meydana gelen bozukluklar; çevre ile beyin arasındaki iletişimin bozularak dışarıdan gelen bilgilerin anlaşılmasına ve gelen emirlerin uygulanmasına engel olur; sinirin etkilediği bölgeye göre hareket ve duyu bozukluklarına sebep olarak kişinin günlük yaşamını etkiler.

Periferik sinir hastalıkları; sinir ve çevresini saran dokuların hasar miktarına, sebebine ve yaralanmanın tam ya da kısmi olmasına göre farklı şekillerde sınıflandırılır.

Sinir hücresi iyileşmesi en zor dokudur; hasar çeşidine göre saatler içerisinde kendiliğinden iyileşebildiği gibi cerrahi tedavi ile iyileşmesi bir yılı bulabilir ya da iyileşme tamamlanmayabilir. Çevresel sinir sisteminde meydana gelen sinir hasarlarının iyileşme olasılığı, beyin ve omurilikteki sinirlerden daha yüksektir.

Periferik sinir yaralanmaları hasarın durumuna göre kendini tamir etme özelliğine sahiptir. Yaralanma sonrası sinir hücresi 4-21 gün içinde, bağlantı koptuğu için görevini yapamayan kısmını kendi kendine yok eder (dejenerasyon) ve daha sonra kendisini tamir etmeye (rejenerasyon) ve görev yerine doğru uzamaya başlar. Sonradan uzayan bu bölge eskisinden daha ince ve daha hassas olur. Bazen yanlış bölgelere uzayarak bozukluklara sebep olabilir.

Sinir yaralanmalarında tedavi vakit kaybetmeden sebebin ortadan kaldırılması ve meydana gelen hasarın onarılması ile olur. İhtiyaca göre konservatif tedavi ya da cerrahi ile en kısa sürede sinir fonksyonlarının geri döndürülmesi ve hastanın günlük yaşantısına dönmesi hedeflenir.

Yüzden fazla çeşit periferik sinir hastalığı vardır ve bunların her birinin sebebi, belirtisi, iyileşme süreci, tedavisi farklılık gösterir.

Periferik Sinir Hasarına Sebep Olan Başlıca Sebepler

Bıçak yaralanmaları, ateşli silah yaralanmaları, iş kazaları, trafik kazaları, travmalar,

Radyasyon yaralanmaları, elektrik çarpması,

Enjeksiyon yaralanmaları ,

Kırıklar, çıkıklar, yapısal bozukluklar, zor doğum,

Tuzak nöropatiler (uzun süre yanlış pozisyon kullanımı sonrası, sinirin geçtiği bölgede sıkışması),

Genetik hastalıklar (charcot-marie tooth vb.),

Metabolik hastalıklar (diyabet, börek hastalıkları vb.),

Enfeksiyona bağlı hastalıklar (Herpes Zoster, Lepra, HIV vb.),

Bağışıklık sistemi hastalıkları (Gullian Barre sendromu, kronik inflamatuar nöropatiler vb.),

Tümörler,

İlaçlar veya toksinler (kemoterapi, radyoterapi, ağır metaller),

Sebebi belli olmayan.

Yaralanma sonrası etkilenen liflere göre duysal, motor ve otonomik bulgular yalnız ya da birlikte ortaya çıkabilir.

Motor liflerde meydana gelen yaralanmalar; sinirin ilişkili olduğu kas veya kas gruplarında kuvvet kaybı (cisimleri elden düşürme, yürüyememe gibi), kas miktarında azalma(atrofi) gibi bulgulara sebep olur.

Duyusal liflerde meydana gelen yaralanmalar; etkilenen bölgede duyu kaybı, uyuşma, iğnelenme, karıncalanma, ağrı, aşırı duyarlılık ya da soğuğa karşı hassasiyet gibi bulgulara sebep olur.

Otonomik lifler etkilendiğinde ise etkilenen bölgeye el ya da ayaklarda dolaşım bozulur, terleme kaybolur, deri incelir ve elastikiyetini kaybeder, hassaslaşır, çabuk yaralanır ve iyileşmesi uzun sürer. Tırnaklar da incelip, hassaslaşır ve çabuk kırılır.

Duyu ve kaslarda meydana gelen değişiklikler zamanla eklemlerin aşırı hareketsiz kalması sonucu eklemlerin katılaşmasına ve çevre dokuların sertleşmesine sebep olarak çeşitli şekil ve fonksiyon bozukluklarına (pençe el, düşük ayak gibi) sebep olabilir. Kas kuvvetlerindeki dengesizlikler kemik erimesine, çıkık ve kırıklara sebep olabilir.

Belirtiler çift taraflı ya da tek taraflı olabilir. Belirtiler zaman içerisinde ortaya çıkabildiği gibi, kaza sonrası kesi sonucu ani olarak da meydana gelebilir. Periferik sinir yaralanmaları tek bir siniri etkileyebildiği gibi birden fazla siniride etkileyebilir.

NÖROPATİDE TANI

Sinir yaralanması sonrası hasta hikâyesi alınır, fiziksel ve nörolojik muayene ile kas kuvveti değerlendirilir, duyu muayenesi yapılır. Gerek görüldüğünde çevre dokulara bakmak ve sebebi araştırmak için röntgen ya da MRI gibi başka görüntüleme ve laboratuvar teknikleri kullanılabilir. İhtiyaca göre elektrofizyolojik testler (EMG, NCS VB.) ile sinir hasarının yeri belirlenir ve kesin tanısı konulur. Kesin tanı sonrası ihtiyaca göre cerrahi veya konservatif tedavi programı belirlenir.

NÖROPATİ TEDAVİSİ

Genetik, metabolik, bağışıklık, enfeksiyöz hastalıklar ve tümörler gibi sebeplerden meydana gelen periferik sinir hasarlarında tedavi yöntemi; hastalığa özel ilaç ve cerrahi tedavi ile sebebin ortadan kaldırılması ya da kontrol altına alınması ve rehabilitasyon ile sinirlerdeki fonksiyonların korunmasıdır.

Periferik sinirlerde travma sonrası meydana gelen yaralanmalarda ise; hasar derecesine göre fizik tedavi ve rehabilitasyon ile sinirin iyileşmesi desteklenir ya da cerrahi tedavi ile sinir bütünlüğünün tekrardan sağlanır.

NÖROPATİDE FİZYOTERAPİ VE REHABİLİTASYON

Sinir hasarının; kişinin günlük yaşamına etkisi de göz önüne alınarak etkilenen kas ve eklemlere yönelik sinir iletimini tekrar sağlanıncaya kadar kas, eklem ve çevre dokuların korunması sağlanır. Ödem ve ağrı kontrol altına alınır. Kas atrofileri (kasın küçülmesi) ve eklem donmaları engellenir.  Deformite oluşması engellenir. Hastaya duyu eğitimi verilir. Doğru pozisyonlamalarla sinir iyileşmesi sürecine yardımcı olunur. Gerek görüldüğünde ortezler ile desteklenmesi sağlanır. Kişiye günlük yaşamında yardımcı cihazların seçiminde ve kullanımında eğitim verilir. Kişinin fonksiyonel hale dönmesi için çalışılır.

Ağrı denetimi(TENS), kas kuvvetinin korunması (NMES) ve iyileşmeyi arttırmak için (kesikli ultrason, magneterapi) cihazlardan destek alınabilir.

Eğer periferik sinir hasarı sonucu kişi operasyon geçirmişse operasyonun neticesine göre en kısa zamanda rehabilitasyona başlanmalı, çevre kaslar ve eklemler güçlendirilerek hasar bölgesi korunmalıdır.

Periferik sinir yaralanmasının sebebi, yaralanma şekli, yaralanma meydana gelen sinir ve çevresindeki dokuların sağlamlığı, hastanın yaşı, ameliyat zamanı, genetik faktörler rehabilitasyon sürecini etkiler. Rehabilitasyonu hasarlanan sinir bölgesine ve hasar durumuna uygun olarak kişiye özel şekilde programlanmalıdır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Biseps Tendinopati

Biseps Tendinopati Nedir?

Biseps (pazu kası), 2 başlı olup ön kolumuzun en güçlü bükücü kaslarındandır ve bu kasın uzun başının tendonu omzumuzun önünde bulunan bisipital oluktan geçerek kürek kemiğimize yapışır. Bu tendonun ve tendon kılıfının bisipital oluk içerisinde sürekli sürtünmeye uğraması yapıda bozulmalara sebep olur. Bozulmalar uzun süre devam ettiğinde tendonda uzama meydana gelir, daha da ileri aşamada yırtıklar ve kopmalar olabilir.

Tendinopati, tendonun aşırı kullanmaya, zorlanmaya ya da travmaya bağlı olarak yaralanması anlamına gelmektedir. Yaralanma sonucunda şişlik, hassasiyet ve hareket kayıpları meydana gelir. Tendinopatide özellikle omzun önünde ağrı ve hassasiyetle karşılaşılır.

Yaş bizim için önemli bir risk faktörüdür. Çünkü bildiğiniz gibi belli bir yaştan sonra vücut bazı etkenlerden daha kolay etkilenir, tendon yapısında incelmeler olur ve kuvvet kayıpları ortaya çıkar. Bu durum yaralanma riskini arttırabilir. Özellikle otuzlu yaşlardan sonra tendinopatiye yakalanma riskimiz oldukça fazladır.

Yaptığımız meslek ve spor da oldukça önemli bir etkendir.

Omzumuzun ön tarafında bulunan bisipital oluğa bir travma aldıysak da muhtemelen artık omzumuzda kaçınılmaz bir ağrı oluşacaktır. Bunun sebebi alınan travma sonucu kaslarımızın ve tendonlarımızın etrafındaki yumuşak dokularda şişme meydana gelmesi ve oluğun sıkışmasıdır.

Sıkışma (impingement) sendromumuz varsa da dikkatli olmamız gerekir. Çünkü bu sendromlar (tendinit, kopmalar, yırtıklar) eklemlerimiz içinde yaralanmaya sebep olurlar ve biseps kasımızın tendon kılıfı bu oluktan geçerken oluşan yaralanmadan etkilenebilir.

Omzumuzdaki kas zayıflığı ve kuvvet orantısızlığı da sebepler arasındadır.

Diğer sebepler arasında yetersiz esneklik, anatomik bozukluk, yanlış antrenman ve sistemik hastalıklar (romatoid artrit gibi) sayılabilir.

Biseps Tendinopati Belirtileri Nelerdir?

Omuzda ve üst kolda ağrı ve hassasiyet varsa (özellikle gece ağrısı),

Kollar yukarı kaldırıldığında veya döndürdüğünüzde ağrı oluşuyorsa,

Omuzda genel bir zayıflık-güçsüzlük varsa,

Omuz hareketlerinizin aralığında daralma varsa,

Bir hareketi tam yapamıyorsanız,

Omzunuzda hareket esnasında sürtünme hissi oluşuyorsa bu durum ciddiye almalıdır.

Yukarıda saydığımız belirtilerden şüpheleniyorsanız derhal bir uzmana başvurun. Çünkü bu durumun ilerlemesi demek daha uzun bir tedavi ve rehabilitasyon süreci demektir. Uzmana daha önce deneyimlediğiniz omuz ağrınız olup olmadığından, ağrının ne zamanlarda ne şiddette ortaya çıktığından, ameliyat geçmişinizden, kullandığınız ilaçlardan bahsetmeniz gerekir. Gerekli soruları sorduktan sonra uzman bir fiziksel muayene yapacaktır. Omuz ekleminizin hareket açıklığını ve omuz çevresi kaslarınızın kuvvetini kontrol edecektir ve gerekli görürse farklı bir takım özel test de yapabilir. Ayırıcı tanı için görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. Özellikle MR ve ultrason yumuşak dokuları değerlendirmek için kullanılan değerli bir yöntemdir.

Biseps Tendinopatisinin Cerrahi Dışı Tedavisi

İlk olarak omuz ağrısına sebep olan etken tespit edilir ve ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bu tedavinin ilk ve en önemli basamağıdır.

İstirahat demek o omzu asla kullanmamak, yok saymak anlamına gelmez. Ağrı olan omzu korumak gerekir, ağrının ortaya çıktığı aktivitelerden uzak durmak, hareketlere dikkat etmek, ilk başlardaki akut ağrıda da omuz askısıyla bir müddet dinlendirmek gerekebilir. Vücudumuzu dinlememiz gerek, o size hangi hareketi ne kadar yapacağınıza izin verdiğini gösterecektir. Dikkatli olmalı, omzunuza iyi bakmalısınız.

Ağrı ve şişliği kontrol etmek amacıyla buz kompres yapılabilir. Ağrının yoğun olduğu bölgeye, 10’ar dakikadan günde 3-4 kez olmak şartıyla, ıslak bir havluya sarılmış buz ya da buz paketleri uygulanabilir. Burada dikkat edilmesi gereken şey buzun doğrudan tene temas etmesini engellemek olmalıdır. Buzla ten arasına mutlaka kağıt havlu veya el havlusu gibi bir materyal konmalıdır!

Biseps tendinopatisinde ilaç tedavisine de başvurulabilir. Genellikle ağrı ve inflamasyon için non-steroid antiinflamatuar (NSAID) ve analjezikler (ağrı kesici) tercih edilir. Deriye direk uygulanabilen lokal anestezikler ya da enjeksiyon kullanılabilir. İnflamasyonu azaltmak amacıyla steroid enjeksiyonu ya da botulinum toksin enjeksiyonu (botoks) yapılabilir. Bu sayılan tedavilerin hepsi doktor talebi ve reçetesi olmadan uygulanmaz!

Biseps Tendinopatisinde fizyoterapi, cerrahi tercih edilmediğinde ya da tercih edilirse de operasyon öncesinde ve sonrasında olmazsa olmaz bir tedavi yöntemidir. Bu tip yaralanmalarda fizyoterapinin birçok amacı vardır, ilk amacı ağrı protokolü uygulayarak ağrının ortadan kaldırılmasıdır. Normal hareketini kaybeden eklemleri eski hareket açıklığına kavuşturmak, kuvvetini kaybeden kasları kuvvetlendirmek ve egzersiz programı çizmek, tekrar yaralanma riskini en aza indirmek için eğitimin verilmesi, modifikasyonların yapılması da en önemli amaçları arasındadır. Egzersiz programının yeterli olması ve hastanın doğru şiddette doğru şekilde uygulaması can alıcı noktadır. Fizyoterapistiniz sizin ağrıyan dokularınızı ve kuvvetlendirmeniz gereken kasları bilir, ona göre bir program hazırlar. İyileşmek için tedavi programına sadık olmak size kalmıştır.

Biseps Tendinopati Cerrahisi

Yukarıda saydığımız konservatif (cerrahi dışı) tedavilerden 4-6 ay boyunca istediğimiz sonuçları alamazsak cerrahiye başvurmak gerekebilir. İlk olarak artroskopik cerrahi tercih edilebilir. Omuz ekleminin içine girilerek kamera yardımıyla eklemin içi kontrol edilir. Tendinopati dışında başka bir patoloji olup olmadığı kontrol edilir, var ise tedaviye eklenebilir.

Diğer müdaheleler arasında;

Primer Tamir: Genelde kasın kemiğe yapışma yerinde oluşan mikro yırtıklarda artroskopik olarak yapılan tamir işlemidir.

Tenodez: Daha büyük yırtık veya yapısı bozulmuş biseps yapışma yeri değiştirilir. Olduğu yerden alınıp kolda başka bir kemik yüzeyine adapte edilir.

Tenotomi: Yaşlı bireylerde ve yapısında bozulma oranı ciddi miktarda olanlarda tenodez cerrahisi yapılamıyorsa, tendon yapışma yerinden kesilir ve serbest bir hale getirilip bırakılır.

Uzun süreli ve tekrarlayıcı baş üzeri aktivitelerden sakınmalıyız. Bedenimizi dinlemeli ve onu zorlamamalıyız.  Ağrı hissettiğimizde ya da yukarıda saydığımız belirtilerden birinden şüpheleniyorsak derhal bir uzmana başvurmalıyız.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Sakroiliak Eklem Disfonksiyonu

Sakroiliak Eklem Disfonksiyonu Nedir?

Sakroiliak eklem omurgayı sacrum (kuyruk sokumu) aracılığıyla pelvise (leğen kemiğine) bağlayan bir eklemdir.  Sakroiliak eklem tipik olarak az harekete sahip olsada eklemdeki küçük hareketler şok emilimine ve ileri/geri eğilmeye yardımcı olur. Eklem, bazıları pelvisin arkasındaki eklem boyunca uzanan, etrafını saran güçlü bağlarla güçlendirilir. Bu yumuşak doku ağı destek sağlar, eklemdeki hareketi sınırlar ve emme basıncına yardımcı olur. Sakroiliak eklem fonksiyonunu destekleyen diğer kaslar arasında gluteus maximus ve piriformis kası bulunur.

Sıklıkla lumbal (bel) bölge ağrılarına neden olan sakroiliak eklem disfonksiyonunun sebebi tam olarak bilinmemekle beraber; eklemde herhangi bir anatomik bozukluğun olmadığı, ancak eklemin hareket kabiliyeti olarak yetersiz olduğu durumlara denir. Bugün sakroiliak eklemin bel ağrısı vakalarının %15 ila %30’undan sorumlu olduğu tahmin edilmektedir.

Hastalar sıklıkla tek taraflı kalçanın üst kısımlarımda ağrı hissederler. Bu ağrılar bazen kalçanın alt kısmında, kasıkta ve uylukta da hissedilebilir. Daha az sıklıkla da olsa ağrı bilateral (iki taraflı) hissedilebilir. Sakroiliak eklem üzerinde hassasiyet, alt sırt ağrısı, siyatik sinir kuşağı boyunca ağrı, bacağa yansıyan ağrılar, dışkılama sırasında ağrı, Sakriliak eklem bağlarında hassasiyet, pelvis ve sakrum arka kısımlarında ağrı ve çeşitli fonksiyonel aktiviteler sırasında (oturma, kalkma, yürüme, eğilme, dönme, sandalyede oturma sırasında, vb.) oluşan ağrılar genel semptomlar arasında sayılabilmektedir. Hastalar genelde yatakta dönerken, çoraplarını giyip çıkarırken, merdivenden inip çıkarken ve koşarken ağrı hissederler.

Sakroiliak Eklem Disfonksiyonunun Sebepleri Nelerdir?

Direkt kalça eklemi üzerine düşmeler,

Sporcularda stress kırıkları,

Kas kısalığına bağlı pelvik asimetri (kalça seviyelerinin eşit olmaması),

Postüral (şekilsel) bozukluklar ve zayıf kaslar,

Travma,

Gebeliğe bağlı eklem laksititesi (gevşekliği),

Herhangi bir yöne ani olarak eğilmek, bükülmek veya aniden hareket etmek,

Ankilozan Spondilit gibi eklemlerin inflamatuar (iltihap) hastalıkları,

Gebelik ve çok doğum yapmak,

Mesleki zorlanmalar gibi faktörler oluşması için zemin hazırlamaktadır.

Sakroiliak Eklem Tanı Yöntemleri

Sakroiliak eklem disfonksiyonunu teşhis edebilecek tek bir test yoktur. Bu nedenle, doğru bir tanı oluşturmak için tanı testi sonuçlarının bir kombinasyonunun birlikte dikkate alınması önemlidir.

Sakroiliak eklem disfonksiyonunun teşhisi zor olabilir, çünkü semptomlar bel fıtığı olan bir diskin bacak ağrısı veya faset eklem artritinin sırt ağrısı gibi diğer genel durumları taklit eder. Teşhis genellikle fizik muayene yoluyla yapılır. Teşhis süreci genellikle mevcut ağrı ve semptomlar hakkında bilgi içeren toplanmış bir tıbbi öykü ile başlar. Ek olarak, tıbbi öykü diyet, uyku ve egzersiz/aktivite alışkanlıklarının yanı sıra sakroiliak eklem ağrısının nedenine katkıda bulunabilecek yeni veya geçmiş yaralanmalarla ilgili bilgileri içerir.

Sakroiliak Disfonksiyonun Belirlemede Hangi Özel Testlerden Yararlanılır?

Faber Testi

Hastanın dizi bükülerek topuğu karşı dizinin üstüne konur. Muayene yapan fizyoterapist karşı taraftan pelvisi(leğen kemiğini) sabitlerken dize dışa doğru baskı uygular. Karşı tarafta ağrının olması sakroiliak eklem kaynaklı olur.

Sakroiliak Kompresyon Testi

Hasta sırtüstü yatar. Fizyoterapist SİAS’lar üzerinden aşağı doğru baskı uygular. Sakroiliak problem varsa ağrı meydana gelir.

Varkouf Testi

Hasta oturur pozisyonda iken öne doğru eğilmesi istenir. Fizyoterapistin başparmakları SİPS’lerin üzerindedir. SİPS’lerin yukarıya doğru simetrik hareket edip etmediklerine bakılır. Simetrik olmayan hareket tek taraflı olarak sakroiliak eklemde yapışıklığı gösterir. Eğer her iki SİPS normale göre daha az yukarı hareket ediyorsa bu da bilateral olarak sakroiliak eklemdeki yapışıklığı gösterir.

Sakroiliak Eklem Disfonksiyonda Cerrahi Tedavi

Sakroiliak eklem ağrısının çoğu vakası cerrahi olmayan tedaviler kullanılarak etkin bir şekilde yönetilir.

Sakroiliak eklem ağrısını gidermek için kullanılan standart cerrahi sakroiliak eklem füzyonudur. Bu prosedürün amacı, ilium ve sakrumun birleştirilmesi ile sakroiliak eklemdeki hareketi tamamen ortadan kaldırmaktır.

Sakroiliak füzyon, implante vida veya çubukların yanı sıra eklem boyunca olası bir kemik greftinin kullanımını içerir. Son yıllarda ağrı ve sakatlık sonuçlarını iyileştiren ve iyileşme süresini azaltan minimal invaziv prosedürler geliştirilmiştir.

Sakroiliak eklem füzyonu ancak cerrahi olmayan tedaviler en az 8 ila 12 hafta boyunca denendikten ve genellikle etkisiz kaldıklarında önerilir. Çoğu durumda cerrahi olmayan tedaviler birkaç ay boyunca ameliyat önerilmeden önce denenir.

Sakroiliak eklem füzyonu riski, ameliyatın ağrıyı hafifletme olasılığının ve/veya eklemin füzyonunun başarısız olması olasılığıdır. Kaynaşmış sakroiliak eklemin, tipik olarak pelvis içinde emilen basıncı alt omurgaya kaydırması, alt sırtta ağrı ve basınç oluşması (bitişik segment hastalığı olarak adlandırılır) olasılığı da vardır. Bu komplikasyon 6 ay içerisinde sakroiliak eklem füzyon hastalarının yaklaşık %5’inde bildirilmiştir.

Sakroiliak Eklem Disfonksiyonunda Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Ağrı ve inflamasyonu azaltmak, hareket problemleri belirlemek, eklemin normal çalışmasını sağlamak, eklem çevresi kasları kuvvetlendirmek amacıyla fizyoterapi prensipleri uygulanmaktadır.

Alt sırt bölgesi, kalça ve pelvis bölgesindeki ağrı ve spazmları azaltmak amacıyla priformis, gluteus maximus ve hamstring kasları dahil olmak üzere gerekli kaslara germe egzersizleri yapılabilir. Bu kaslarda gerilme, ağrının birincil nedenidir çoğu zaman. Sakroiliak eklem ve pelvis/alt sırtın daha iyi desteklenmesi için karın kaslarını, lateral gövde kaslarını ve bel kaslarını güçlendirmek gerekebilir. İyi düzenlenmiş bir aerobik egzersiz programı, kan akışını artıran ve iyileştirici süreci kolaylaştırabilen, dokulara besin ve oksijen getirmesi amacıyla düzenlenmelidir.

Sağlık profesyonelleri tarafından sağlanan manipülasyon sakroiliak eklem ağrısının çok az hareketten kaynaklanması durumunda oldukça etkili olabilir. Bu terapi, kalça sabitleme sakroiliak eklemine uygulanan fiziksel ayarlardan ve eklem fiksasyonunu ve kas gerginliğini azaltmak ve normal hareket aralığını geri kazandırmak amacıyla alt sırt bölgesini içerir.

Sakroiliak eklem çok gevşek olduğunda (hypermobile), pelvik bir destek bel çevresine sarılabilir ve alanı stabilize etmek için sıkıca çekilebilir.

Buz veya ısı uygulamak: Bel ve pelvise uygulanan buz, iltihaplanmayı azaltabilir ve ağrı ve rahatsızlığı azaltabilir. Eklem etrafına uygulanan ısı, kas gerginliğini veya spazmları azaltarak ağrıyı hafifletmeye yardımcı olabilir.

Kısa dinlenme süresi: 1 ila 2 günlük bir dinlenme süresi tavsiye edilebilir. Birkaç günden fazla dinlenmek tavsiye edilmez, çünkü sertliği artabilir ve ağrının artması ve genel şartların giderilmesine neden olabilir.

Uzman ekibimiz size yardım edebilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

PRP

PRP Tedavisi Nedir?

Kişinin vücudundan bir miktar kan alınır, ardından bu kan santrifüj gibi bir takım özel işlemlerden geçerek plazmasından ayrılır. Oluşan bu plazma bol miktarda hücre büyüme faktörlerini ve trombosit denilen kan hücrelerini içerir. Bu plazma enjeksiyon yoluyla tekrardan kişinin vücuduna verilir. Bu işleme PRP (Platelet Rich Plasma) yani trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazma denilmektedir ve bu yönteme temelde iyileşmeyi uyarmak amacıyla oldukça sık başvurulmaktadır. Ayrıca bünyesinde büyüme faktörü içerdiği için doku onarımında da görevlidir. PRP tedavisi günümüzde oldukça popülerdir çünkü bireyin kendi kanındaki plazma ayrıştırılarak hiçbir ilaç ya da kimyasal işlem olmadan olduğu gibi bireyin vücuduna geri verilir ve doku iyileşmesi sağlanır. Ayrıca PRP’yi bu kadar etkili kılan birkaç özelliği daha vardır: etkisi uzun sürer, kısa süreli bir çözüm değildir. Deriyi canlandırır hem de en doğal şekilde, kendi kanımızla. Uygulaması kolay ayrıca oldukça güvenlidir.

PRP uygulamasının güvenle kullanılabileceği birçok alan vardır:

Osteoartritte (kireçlenme),

Bağ yaralanmalarında (dizde, ayak bileğinde vb.),

Kas yaralanmalarında,

Kıkırdak lezyonlarında,

Kronik tendinopatilerde (tenisçi dirseği, topuk dikeni vb.),

Cerrahi esnasında yardımcı olarak,

Saç tedavisinde yardımcı olarak,

Eklem ağrılarında,

Medikal estetikte,

Cilt gençleştirmelerde,

Diyabet veya varise bağlı gelişen ayak yaralarında,

Aşil tendonu zarar gördüğünde uygulanabilir ve doğru teşhis doğru uygulama ikilisiyle çok güzel sonuçlar elde edilebilir. Genel olarak bu tedavi kan damarlarımızdaki iyileştirici hücrelerimizin kâfi gelmediği zamanlarda kullanılır.

PRP Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Öncelikle bu işi kimin yaptığı oldukça önemli, çünkü uygulamayı uzman bir hekimin yapması olası aksiliklerin önüne geçecektir. Hekimin onayıyla sizden bir miktar kan alınır (bir çay bardağının yaklaşık 1/10’u kadar) ve steril şartlar altında özel bir tüpün içine konulur. Bu tüp 6-8 dakika boyunca santrifüjde kalır ve kanın plazması ayrışır. Elde edilen zengin plazma enjeksiyon ile ilgili alana verilir ve doktorun görüşüne göre yılda 1-2 kez tekrarlanabilir.

PRP Tedavisinin Etkilerini Şu Şekilde Sıralayabiliriz

Cildimizi yeniden canlandırmaya yardımcı olur.

Deriye esneklik kazandırır.

Saçların dökülmesini önler veya azaltır.

Ciltteki kırışıklık ve çatlakları gidermeye yardımcı olur.

Derinin hızla yapılanmasını sağlar.

Kişinin tamamen kendi kanı geri verildiği için net bir yan etkisi vardır denilemez. Fakat enjeksiyon sırasında ciltte ufak şişlikler, morarmalar ya da ağrı olabilir. Ancak alerjik bir reaksiyona sebep vermez.

PRP Tedavisinin Uygulanamadığı Durumlar Nelerdir?

Kanser öyküsüne sahip bireyler, kan hastalığı mevcut olanlar, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaç kullananlar, hamile veya emziren bayanlar ve uygulama bölgesinde enfeksiyon ya da iltihap olan bireyler için PRP tedavisi uygun değildir.

Branşında uzman bir hekim ve imkanları yeterli, steril bir çalışma ortamı olan hastane seçmelisiniz. Ayrıca aynı gün tedavi sonrası sıcak duş alınmaması ve güneşten korunması alınması gereken tedbirler arasındadır.

Uygulama doktorun tercihine göre 2-4 hafta aralıklarda ya da yılda 1-2 kez şeklinde yapılabilir. Uygulanan bölgeye göre 1-2 dakika ya da 25-30 dakika şeklinde değişiklik gösterebilir. Bu tedavinin esası hücrelerin çoğalmasına ve dokunun yenilenmesine dayandığı için tedavi sonrası hemen bir etki beklemek doğru olmaz. Genellikle beklenilen etkiler 2. veya 3. seans sonrası ortaya çıkar.

Bir çalışmada ağrıyı azaltmada, sertlik oluşumunu engellemede ve yaşam kalitesini iyileştirmede terapötik egzersizlerin etkisi yalnız ve ek olarak eklem içi PRP uygulaması ile karşılaştırılmış. Egzersizlere ek olarak eklem içi PRP uygulamasının daha başarılı olduğu bulunmuş

** PRP bir ilaç değildir. Örneğin menisküs yaralanmasında ya da osteoartritte tam çözüm beklemek doğru değildir, sonuçta dejenere olmuş bir bağı tamamen onarmasını bekleyemeyiz. Ayrıca PRP tedavisi uygulanan tedavilere ilaveten yardımcı olarak kullanılır. Başlı başına temel bir tedavi seçeceği değildir.

** Santrifüj edilen kan bir başka kişiye uygulanamaz. Böylelikle AIDS, hepatit gibi hastalıkların bulaşma riski ortadan kalkar.

** PRP hazır hale geldiğinde hemen kullanılmalıdır; her geçen saniye etkisini yitirecektir.

** Uygulamadan sonra ağrı oluşursa lokal olarak buz uygulaması ve ağrı kesici ilaç kullanımı uygundur.

** Bu tedavinin en etkili parçalarından biri istirahattir. Uygulama sonrası zorlayıcı hareketlerden ve ağır egzersizlerden kaçınmak gerekir.

** PRP bir kök hücre tedavisi değildir, bunu iddia eden kurumlardan uzak durun.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

GANGLİON KİSTİ

Ganglion Kisti Nedir?

Ganglion kisti el-el bileğinde ortaya çıkan kanser olmayan kist yapılardır. Çok sert bir yapısı olmayan kitleler halinde görülürler. Çoğu zaman ağrıya neden olmaz. Zaman içerisinde bu kistin büyüklüğü değişebilir.

Sebebi tam olarak bilinmemekle beraber farklı teoriler ortaya atılmıştır fakat hiçbiri tam olarak kanıtlanmamıştır. Ganglion kistinin 30 yaş üstü kadınlarda görülme sıklığı fazladır. Geçmişte yaralanan eklem veya tendonlarda, aşırı kullanıma bağlı artriti olan kişilerde ve 30 yaş üstü kadınlarda görülme olasılığı daha fazladır.

Ganglion kistleri yuvarlak veya ovaldir ve genellikle çapı bir inçten (2,5 cm) daha azdır ve bazıları hissedilemeyecek kadar küçüktür. Tekrarlanan hareketler için o eklemi kullandığınızda genellikle kistte bir büyüme görülebilir. Ganglion kistleri genellikle ağrısızdır. Fakat bir kist sinir basarsa -kist gözle görülür bir yumru oluşturmak için çok küçük olsa bile- ağrı, karıncalanma, uyuşukluk veya kas zayıflığına neden olabilir.

El bileğinin sırtında, el bileğinin iç bölümünde, avuç içerisinde, ayağın üstünde, diz üzerinde, ayak bileğinin dış kısmında, dirsekte, tendon kılıfında ganglion kistleri sıkça görülmektedir.

Fizik muayene sırasında, doktorunuz hassasiyet veya rahatsızlığı test etmek için kiste basınç uygulayıp muayenenizi yapmaktadır. Ayrıca, artrit veya tümör gibi diğer koşulları ekarte etmek için görüntüleme testleri (X-ışınları, ultrason veya manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi) önerilmektedir.

Bir ganglion kisti teşhisi, doktorunuzun kist içerisindeki sıvıyı çıkarmak (aspirasyon) için bir iğne ve şırınga kullandığı bir işlem olan aspirasyon ile doğrulanabilmektedir. Bir ganglion kistinden elde edilen sıvı kalın ve berrak veya yarı saydam olacaktır.

Ganglion Kisti Tedavi yöntemleri

İstirahat Atelleri

Erken olgularda kullanılır.  El bileğinin sabitlenip dinlendirilmesi prensibi ile daha çok erken olgularda kullanılır. Herhangi bir zorlama olmadığı için kist küçülür.

İstirahat

Aktivite ganglion kistinin büyümesine neden olabileceğinden, bölgeyi geçici olarak bir destek veya atel ile hareketsiz hale getirmek gerekebilir. Kist küçülürken, sinirleriniz üzerindeki baskıyı azaltarak ağrıyı giderir. Yakındaki kasların zayıflamasına neden olabilecek bir atel veya ateli uzun süre kullanmaktan kaçının.

Ganglion Kisti İlacı

Ganglion kistinin yol açtığı semptomları hafifletmek içi ağrı kesici ve iltihap giderici ilaçlar hekimler tarafından verilmektedir.

Ganglion Kistinde İğne yöntemi

Doktor bir iğne yardımı ile kist içindeki sıvıyı alır ve yerine kortizon enjekte eder. Tavsiye edilen bir yöntem değildir. Kistin kendini tekrarlama olasılığı oldukça fazladır.  

Ganglion Kisti Cerrahisi

Kılıfı ile birlikte kist çıkartılır. Eğer saplı ise sapının gittiği tendon kılıfı, eklem kapsülü ya da derin dokulardaki köküne kadar inilerek total olarak çıkartılır. Çıkarılan kist patolojide incelemeye alınır. Cerrahi sonrası bandajlama ve medikal tedavi desteği ile hasta takibe alınır. Erken dönemde harekete başlanarak tedavideki başarı şansı artırılır. En başarılı yöntemdir. Buna rağmen tekrar çıkma olasılığı her zaman vardır. Bir ganglion kisti çıkarmak küçük bir işlemdir, bu yüzden komplikasyonlar nadirdir ve nadiren ciddidir. Bununla birlikte, az sayıda insan ameliyat sonrası kalıcı sertlik ve ağrı yaşar.

Uzman ekibimiz size yardım edebilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.