Konuşma Rehabilitasyonu

Dil, belirli kurallara sokulan ve sembollerden oluşan karmaşık bir sözel iletişim biçimidir. İletişimin en temel yöntemidir ve insana özgüdür. Konuşma ise, ifade edilmek istenen konuların, dilin kuralları çerçevesinde, akciğerlerden gelen havanın vücuttaki diğer yapılarla şekillenmesi ve ses titreşimlerine dönüşmesi sayesinde karşısındaki kişi ya da topluluğa aktarmasıdır.

Dünyadaki bütün çocuklar kendi dillerini 2-5 yaş arasında öğrenirken,  konuşma “anne karnından “ başlamaktadır. Ağlama diye nitelendirdiğimiz olay ise bebeğin ilk konuşma çabalarıdır. İlk 3 hafta içinde çıkan sesler reflekstir; anlamsız ve amaçsızdır. Devamında ise konuşma süreçle gelişen bir yapıdır.

Konuşma problemleri: genetik sendromlara, nörolojik problemlere, doğum kaynaklı problemlere, metabolik hastalıklara, kronik hastalıklara, ağır enfeksiyonlara ve daha birçok nedene bağlı gelişebilmektedir.

İnme(Felç) Sonrası Konuşma Bozuklukları

Afazi:İnme geçiren hastaların yaklaşık üçte birinde konuşma bozukluğu (afazi) geliştiği ve bunların %32 ile %50’sinde, inmeden 6 ay sonra da afazinin devam ettiği bilinmektedir. Beynin belli bölgelerinin hasarına bağlı olarak ortaya çıkan afazinin derecesi, klinik özellikleri ve iyileşmesi hastadan hastaya farklılık göstermektedir.

Afazi dil fonksiyonundan sorumlu olan beyin alanlarının hasarına bağlı olarak gelişen, kavrama (işitme ve/veya okuma) ve ifade etmeye (yazma ve/veya konuşma) yönelik dil fonksiyonlarının sonradan edinilen bölgesel  nörolojik bozukluğudur. Dil işlevlerinde baskın taraf (hemisfer) büyük oranda sol taraf( hemisfer) olduğundan afazi genellikle sol taraf (hemisfer) patolojilerinde ortaya çıkar.

Afazi gelişmiş bir hastada görülen semptomlar aşağıda verilmiştir.

  1. Konuşma akıcılığında bozukluk
  2. Duyduğunu anlamada bozukluk
  3. Okuma bozuklukları
  4. Tekrarlama bozuklukları
  5. İsimlendirme bozuklukları
  6. Yazı yazma bozuklukları

Afaziler motor ve duysal olarak ikiye ayrılmıştır.

1.Broca Afazisi (motor afazi): Broca afazisinin en belirgin özelliği akıcılığı

olmayan, anlam işlevli sözlerden oluşan ancak grameri bozulmuş olan konuşmalardır. Basit emirleri anlamalarına rağmen emirler karmaşıklaştıkça hastaların anlamaları zorlaşmaktadır. Emirleri duyduklarında çok iyi anlamalarına rağmen okuduklarında o kadar iyi anlamayabilirler. Tekrarlama ve isimlendirme fonksyonlarıda belirgin olarak bozulmuştur.

   2.Wernice Afazisi(duysal afazi): Konuşmanın akıcı olduğu fakat hem duyarak hemde okuyarak anlamada belirgin problem yaşayan duysal afazi tipidir. Konuşmada gramer tamamen korunmuştur ancak anlamsal işlevi bozuktur. Hastalar genellikle hata yaptıklarını ve emirleri anlamadıklarını farkederler ve bunu kompanse etmek için daha fazla konuşmaya çalışırlar.

Dizartri: Dizartride inmede görülen bir konuşma bozukluğudur. Konuşmanın içeriğinden çok kas zayıflığı yada koordinasyon güçlüğü nedeniyle şekli bozulmuştur. Tüm inmeler de %8-30 arasında görülebilmektedir.

 Apraksi:Apraksi beyin hasarı sonucu konuşma için gerekli olan kasların hareketinin bozulması ile ortaya çıkan bir artikülasyon bozukluğudur. Ancak dizartrideki gibi kas güçsüzlüğü ve koordinasyon bozukluğu yoktur.

 

Çocuklarda Konuşma Bozuklukları

Görülme sıklığı bütün çocukları %3-10 arasındayken erkeklerde görülme olasılığı kızlardan 3-4 kat fazladır.

Eğer bir çocuk :

  • 1 yaşına geldiği zaman ismini anlamıyor ya da hayır-evet gibi basit ifadeleri anlamlandıramıyorsa,
  • 14-16 ay civarında kelime üretmeye başlamadıysa,
  • 3 yaşına geldiği zaman “ne, nerede, kim” sorularına cevap vermiyorsa,
  • 3 yaşından sonra aile dışındakilerin çocuğun konuşmasını anlamasında zorluk varsa,
  • 5 yaşında sonra basit bir hikayeyi anlatamıyorsa,
  • 7 yaşında üst düzey bir hikaye anlatamıyorsa
  • Okulda başarısız bir performans gösteriyorsa,

muhtemelen dil-konuşma gecikmesi/bozukluğu göz önüne alınarak detaylı bir inceleme için hekime yönlendirilmeli.

    TEDAVİ

Amaç bireyin edindiği ya da kaybettiği dili tedavi ve eğitimle tekrar yapılandırmaya çalışmaktır. Dili klinik bir oda içinde değil tüm yaşam içinde değerlendirmek lazım. Hastaya uygulanan rehabilitasyon ile dil kullanımının kesin olarak arttığı ve iyileşmeye katkıda bulunuduğu kanıtlanmıştır.

 

 

Lenf Ödem Rehabilitasyonu

Lenf ödem dok boşluğundaki hücre dışı ( extraselüler) ve damar dışı (extravasküler) sıvının birikimidir. En temel sebebi ise kılcal damar zarlarında (kapiller membranda ) protein ve su dengesinin bozulmasıdır.

Vücudumuzdaki lenfatik sistem özellikle doku içine filtre edilmiş plazma proteinlerini almak için düzenlenmiştir. Lenf damarlarının alınması veya tıkanması doku boşluğundaki proteinlerin  o bölgede tutulumuna neden olur. Protein yoğunluğunun artması lenf ödeme yol açarak hücreler arası ( intersisyel ) boşluk içine daha fazla sıvı çeker.

LENFATİK BOZUKLUKLARIN SEMTOM VE İŞARETLERİ

  1. Lenf ödem en çok el ayasının arka kısmında (üst extremite distalinde) görülür.
  2. Kol ve bacaklar ağırlaşır.
  3. El ve ayakta duyu bozukluğu ve sertlik görülür.
  4. Deride gerginlik meydana gelir ve deri bütünlüğü bozulur.
  5. Enfeksyon direnci azalır.

LENFATİK BOZUKLUKLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

  1. Kol ve bacaklarda çevre ölçümü (diğer kol ve bacakla karşılaştırmalı.)
  2. Kol ve bacakların volümetrik ölçümleri ( etkilenmiş kol ya da bacak su içine daldırılır ve taşan su miktarı ölçülür.)

LENF ÖDEM TEDAVİSİ

Travma, enfeksiyon, radyasyon ve cerrahi, lenfatik sistem tıkanıklığına ikincil olarak lenf ödeme neden olmaktadır. Lenf ödem gelişmesi için etkili olabilecek risk faktörlerinin önlenmesi en iyi tedavi yöntemidir.

  • Hastaya uygun elastik kolluk veya çorap giymesi öğretilir.
  • Kol ve bacaklar düzenli olarak kalp hizasının üstünde tutulur (eleve edilir.) ( 30 – 45 derece )
  • Günlük birkaç saat pnömatik pompoyla veya kollukla mekanik kompresyon kullanımı öğretilmelidir.
  • Kol ve bacakların sabit (statik) pozisyonlardan, sıcak ortamlardan, lokal sıcak uygulamalardan kaçınılması gerektiği öğretilmelidir.
  • Deride gelişen yanık ve böcek ısırığının en kısa sürede tedavi edilmesi gereklidir.
  • Derinin nemli tutulması önemlidir.
  • Deterjan ve kimyevi maddelerden korunması öğretilmelidir.
  • Kol ve bacaklar boyunca uç kısımlardan üst kısımlara doğru fizyoterapist lenfödem masajını uygulayabilir.
  • Uç kısımlardaki (distal )kas gruplarına izometrik ve izotonik egzersiz yaptırılabilir.

 

 

 

 

Solunum Rehabilitasyonu

“Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı” kısaltması olan KOAH hastalığı, akciğerinde bulunan hava yollarının kalıcı olarak daralması ile oluşmaktadır. Dünya en sık ölüme yol açan 4. hastalıktır.

KOAH ilerleyici, geri dönüşü olmayan ve önlenebilir bir hastalıktır. Özellikle sigara dumanı ve zararlı gazlar, akciğerde bulunan alveol denilen hava keseciklerinin yapısının bozulması (amfizem) ve aşırı miktarda balgam üretimi (kronik bronşit) ile karakterizedir.

KOAH’ın en büyük risk faktörü sigaradır. Genellikle 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içme sonrasında ortaya çıkmaktadır. Daha yoğun sigara kullananlarda bu süre kısalmaktadır. Pasif sigara içiciliği, meslek nedeni ile toz ve dumana maruz kalmak, hava kirliliği, evlerde ısınmak için organik yakıt (tezek) kullanmak diğer risk faktörleridir.

KOAH belirti ve bulgularına göre 4 gruba ayrılır: Hafif, Orta, Ağır ve Çok ağır.

Hafif KOAH: Tempolu işlerde, hızlı yürüme, merdiven çıkma gibi efor gerektiren aktiviteler sırasında nefes darlığı görülür. Öksürük ve balgam vardır.

Orta KOAH: Günlük işleri yaparken nefes darlığı görülür. Öksürük ve balgam miktarı artmıştır.

Ağır KOAH: Nefes darlığı süreklidir. Hastanın günlük işlerini engeller

Çok Ağır KOAH: Nefes almak son derece zordur ve ev içerisinde bile hareket etmeyi engeller

KOAH’da en çok görülen belirtiler nefes darlığı, öksürük ve balgam çıkarmadır. Nefes darlığı nedeniyle hastalar fazla hareket etmek istemezler. Bununla birlikte günlük yaşama katılım azalır, mutsuzluk ve depresyon başlar. Hareketin azalması ile birlikte kaslar zayıflamaya başlar. Kaslar zayıfladıkça yorgunluk ve nefes darlığını artar. Böylelikle hastalar bir kısır döngüye girer ve durumları her geçen gün kötüleşir. Bu kısır döngüden çıkmak için uzman fizyoterapistler eşliğinde uygulanan pulmoner rehabilitasyon programları ile hastaların, fiziksel aktivite düzeylerini arttırılabilir ve nefes darlığını oluşumunu engelleyebilir.

Pulmoner rehabilitasyon programlarının içinde aerobik egzersizler (yürüyüş bisiklet), kas güçlendirme egzersizleri, solunum egzersizleri, hasta eğitimi gibi hastanın ihtiyacına göre uygulanabilecek birçok yöntem bulunmaktadır.

Pulmoner Rehabilitasyonun Amacı:

  • Hastaların fiziksel kapasitelerini arttırmak
  • Yaşam kalitesi arttırmak
  • Hastalarda fonksiyonelliği sağlamak
  • Solunum ve iskelet kas kuvvetini ve dayanıklılığını arttırmak
  • Havayolu temizliğini sağlamak
  • Dispne (Nefes Darlığını) azaltmak
  • Hastaneye yatışları azaltmak
  • Anksiyete ve depresyonu azaltmaktır.

Pulmoner rehabilitasyon programları; hasta eğitimi, egzersiz eğitimi, solunum fizyoterapisi, beslenme eğitimi, psikososyal destekten oluşmaktadır.

Hasta Eğitimi

Hastalara KOAH ile ilgili bilgilerin verilmesi ile başlar. Semptomları nasıl yöneteceği, ilaç kullanımının nasıl olacağı, sigaranın bırakılması, tedavi sürecini nasıl yöneteceği hakkında gerekli eğitimlerin verilmesini kapsar.

Egzersiz Eğitimi

Egzersiz eğitimi, pulmoner rehabilitasyonun en önemli bileşenidir.

  • Aerobik egzersiz eğitimi,
  • Solunum kas eğitimi,
  • Kuvvet eğitiminden oluşmaktadır.

KOAH’lı hastaların egzersiz kapasitesi kısıtlıdır. Bunun nedeni kas zayıflığı, akciğerlerde hava hapsi, nefes darlığı, dokuların iyi oksijenlenmemesi, akciğerlerin yapısının bozulması nedeniyle alınan havanın kana geçememesi, sistemik inflamasyon ve depresyon olarak sıralanabilir. Egzersiz kapasitesinin kısıtlı olması hastaların hareket kabiliyetinin de azalmasına yol açmaktadır.

Aerobik Egzersiz Eğitimi

Aerobik egzersiz eğitimi, egzersiz eğitiminin ana unsurudur. KOAH hastalarının aerobik egzersiz eğitiminden fayda sağlayabilmeleri için egzersizin belirli bir şiddette (orta-yüksek) yapılması gerekmektedir. Düşük şiddette yapılan egzersizler faydaları çok daha azdır. Egzersizin şiddetini belirleyebilmek için Tepe oksijen kullanımı, maksimum kalp hızı ve Borg skalası gibi yöntemler kullanılır. Egzersizin frekansı haftada en az 3 gün olmalıdır. Daha düşük frekanslarda kazanımlar daha azdır. Süresi ile ilgili kesinlik yoktur hastanın durumu, beklentisi, çalışma frekansı gibi birçok parametre göz önüne alınarak belirlenir. Ancak uzun süreli egzersiz eğitiminin etkilerinin daha fazla korunduğuna dair kanıtlar vardır.

Aerobik egzersiz eğitimi, yürüyüş bandı, bisiklet, kol ergometresi, yüzme, dans gibi egzersizlerden oluşmaktadır. Aerobik egzersiz eğitiminin faydaları, belirli bir iş yüküne karşı oksijen gereksinimini geliştirmek, belirli bir iş yüküne karşı egzersiz kapasitesini geliştirmek, kaslarda laktik asit birikmesini geciktirmek böylece daha geç yorulmak gibi yararlı etkileri vardır. Bu sayede hastalar günlük yaşamda aktiviteler sırasında daha geç yorulmakta ve daha az nefes darlığı hissetmektedirler.

Solunum Kas Eğitimi

KOAH’lı hastalarda görülen hava hapsi nedeni ile akciğerler tam boşalmamaktadır. Bu durum solunum kaslarına binen yükü arttırmakta ve hareket anında nefes darlığının artmasına neden olmaktadır. KOAH hastalarında solunum kas gücü ve dayanıklılığı azalmıştır. Bu nefes darlığına, uyku anında kanda bulunan oksijenin düşmesine ve hareket kısıtlanmasına neden olur. Bu nedenle solunum kas kuvveti değerlendirilmesi çok önemlidir. Nefes alırken ve nefes verirken ölçülen ağız içi basınçları ile solunum kas kuvveti değerlendirilir. Solunum kaslarında zayıflığı bulunan KOAH hastalarına uygulanacak olan solunum kas eğitimi sayesinde solunum kas kuvveti artmaktadır. Bu sayede hastaların yaşam kalitesi, egzersiz toleransı, günlük yaşam aktiviteleri artmakta nefes darlığı, anksiyete ve depresyon azalmaktadır.

Kuvvet Eğitimi

Kuvvet eğitimi, kasların güçlenmesini sağlar. KOAH hastalarında sistemik inflamasyon, kullanılan ilaçlar, dokuların az oksijenlenmesi, yeme bozukluğu, hareket kısıtlılığı kas kaybına neden olur. Bu kas kaybının önlenmesi için kuvvet eğitimi çok önemlidir. Hastaların bir kere kaldırabildiği maksimum ağırlığa göre büyük kas gruplarına yönelik düzenlenir. Serbest ağırlıklar, makinalar, elastik bantlar, vücut ağırlığı kullanarak uygulanır. Kuvvet eğitimi kas gelişimi ve fonksiyonel aktivite performansını arttırmaktadır. Kuvvet eğitimi, aerobik eğitim ile birlikte uygulandığında hastaların kazanımları daha fazla olmaktadır.

Solunum Fizyoterapisi

KOAH’ın en belirgin semptomları öksürük, balgam ve nefes darlığıdır. Solunum fizyoterapi yöntemleri içinde olan solunum egzersizleri ile akciğerlerin iyi oksijenlenmesi sağlanır, öksürük eğitimi, manuel teknikler ve postürel drenaj yöntemleri ile balgamın çıkması sağlanarak akciğer hijyeni sağlanır.

Solunum Egzersizleri

  • Büzük dudak solunumu,
  • Diyafragmatik solunum,
  • Solunum kontrolü,
  • Lokal ekspansiyon egzersizleri,
  • Maksimum inspirasyonda tutma egzersizleri,
  • Aktif solunum teknikleri döngüsü
  • İnsentif Spirometre egzersizleri uygulanabilir.

Akciğer hijyenini sağlamak için solunum egzersizleri, perküsyon, vibrasyon, shaking, öksürük ve zorlu ekspirasyon eğitimini kapsamaktadır.

Beslenme Eğitimi

KOAH’ta sıklıkla kilo kaybı bununda ana nedeni olan iskelet kas kaybı görülmektedir. KOAH’lı hastaların büyük bir çoğunluğunda yeme bozukluğu vardır. Yağsız beden kitlesinin kaybı, yaşam süresi ile doğrudan ilişkilidir. Bu yüzden KOAH tanısı aldıktan sonra mutlaka beslenme ve diyeti değerlendirilmeli ve uygun beslenme programı başlanmalıdır.

Psikososyal Eğitim

KOAH hastalarının yaklaşık %50’inde psikolojik bir bozukluk mevcuttur. Bu bozukluklar yaşam kalitesini engellemekte, egzersize katılımı düşürmekte, hastanede yatışı arttırmak ve mortalite oranını arttırmaktadır. Bu yüzden psikolojik bozukluklar mutlaka değerlendirilmeli ve kontrol altında tutulmalıdır.

Sonuç olarak pulmoner rehabilitasyon KOAH dahil bütün solunum hastalıklarında güvenle uygulanan etkisi kanıtlanmış bir tedavi yöntemidir. Hastaların yaşam kalitesini arttırır, nefes darlığını azaltır, günlük yaşam aktivitelerine katılımı sağlar, fiziksel performansı geliştirir.

Pilates

Jose Pilates’in “kontroloji” adını verdiği metodudur. Kontroloji beden, ruhun, zihnin koordinasyonudur ve bilinçli kas kontrolünü sağlar.

Pilates metodu lumbopelvik bölge stabilitesinin sağlanmasının önemini vurgulayan merkezleme tekniğidir. Bu merkezleme, pilates metodu her bir egzersizin extremite hareketleriyle birlikte ve pilates aletlerini kullanarak direncini ayarlayarak çalışmaktadır. Bunu uygun nefes kontrolü ve zihin-beden tekniği ile kombine etmektedir.

Joe Pilates harekete konsantre olma, nefes kontrolü ve hareket akıcıığı ile egzersizin anormal hareket paternini değiştirerek ve bunu günlük yaşam aktivitelerine taşıyarak etkili olacağına inanmıştır. Pilates Matwork ve Aletli olarak ikiye ayrılmıştır. Matwork kuvvet mobilite ve germe egzersizlerinin kombinasyonudur. Matwork egzerszileri esası lumbopelvik bölgenin satbilitesinin deva ettirilmesidir. Aletli pilates yaylara karşı direnç göstererek yapılan matwork egzersizleridir. En çok kullanılan “ Cadillac, Wunda Chair” ve diğerleridir.

Joe yaralanmaların vücuttaki dengesizlik ve alışılmış hareket kalıplarından dolayı meydana geldiğine inanmaktadır. Joe birçok kişide kuvvetsizlik veya bozulmuş bir bölge var ise fonksiyonel hareketi açığa çıkarmak için o kişinin bunu aşırı  ettiğini  veya diğer bölgeyi aşırı geliştirdiğini gözlemlemiştir. Bu Joe’nun mevcut olan hizalanmadaki bozukluğu düzeltmesi ya da yeniden oluşmasını engellemek için vücudunun yeniden eğitilmesi gerektiği üzerinde durmuştur.

Fizyoterapi vücud hizalanmasındaki dengenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bir çok fizyoterapi yaklaşımı omurgadaki kas dengesizliğini ve periferal eklemleri düzeltmeye çalışmaktadır. Birçok teknik bu geniş popülasyonda mevcut bulunmaktadır. Pilates bunlardan biri olup,  fonsiyonel ilerleme ve dinamik tedavi yöntemi olarak büyük bir potansiyele sahip olan tedavi yaklaşımıdır.

Pilatesin etkileri:

  • Kuvvetin, dengenin ve postürün geliştirilmesini sağlar.
  • Kas esnekliğinin artırılmasını sağlar.
  • Vücut farkındalığının artırılmasını sağlar.
  • Bel ağrılarının azaltılmasını sağlar.
  • Kemik yoğunluğunun artırılmasını sağlar.
  • Derin abdominal kasların kuvvetlendirilmesini sağlar.
  • Nöromuskuler koordinasyonun geliştirilmesini sağlar.
  • Pelvik kontrolün geliştirilmesini sağlar.

Pilatesin prensibleri:

  1. Merkezleme

Pilates egzersizleri merkezden orijin alır. Merkez(core), lumbopelvik bileşkden oluşur, sizin güç       kaynağınız “powerhouse” dır. Pilates egzerszileri esas olarak core stabilitesini sağlar ve sonra buna kol bacak hareketleri eklenerek zorlaştırılır, bu da güç kaynağımızın etkinliğini artırır.

  1. Solunum

Hareketle birlikte solunum. Nefes döngüsüne odaklanmak pilatesin esası olup yeni başlayanlar için en zor prensiptir. Solunumu egzersiz ile koordine ederek en çok güç  gerektiren hareketler sırasında nefes vererek gerçekleştirilir. Güç gerektiren hareketlerle beraber yapılan nefes verme omurgadaki lokal kas stabilitesinin artmasını sağlar.

  1. Akıcılık

Pilates egserzileri yumuşak, düzenli ve devamlı akıcı hareketler ile gerçekleştirilir.1

  1. Kesinlik

Pilateste kesin doğru hareketler, hareketin kontrolsüz veya hızlı yapılmasından daha iyidir. Hareketlerde kesinlik pilates metodunun uzun dönem amacıdır. Farkındalığı ve kontrolü sağlar.

  1. Konsantrasyon

Pilateste vücut bölgesine mental odaklanma gereklidir, diğer egzersiz tiplerinden farklı olarak zihin kapatılmaz. Her harekete konsantre olmak beden farkındalığını ve düzgün hizalamayı sağlar.

  1. Kontrol

Pilates metodunda hareketler rastgele yapılamaz. Ya yerçekimine karşı ya da dirençli yaylara karşı çalışılarak hareketin kontrolünün sağlanması temeline dayanır.

  1. Bütülenştirilmiş izolasyon

Pilates zihin ve beden farkındalığını sağlayarak, kinestetik farkındalığa sebep olur. Pilateste rutin doğru olmayan hareket paternini fark etme, bunu izole etmeyi ve düzeltmeyi sağlar.

  1. Rutin

Herhangibir egzersiz terapisinde tekraralar becerinin ve yararının artmasına sbep olur.

Pilates egzersiz programı:

  • Pilatese dayalı egzersizler aynı anda vücudun çeşitli bölgelerini çalıştırır.
  • Hareketler genellikle 6-10 tekrarlı yavaş hızda yapılır.
  • Tüm egzersziler nötral pozisyonda yapılır.(nötral pozisyon: posterior pelvik tilt ve anterior pelvik tilt arasındaki orta noktadır.)
  • Egzersizler destek azaltılarak ve hareketler modifiye edilerek zorlaştırılır.
  • Başlangıç egzersizleri stabiliteye, ileri egzersizler mobiliteye, dengeye, koordinasyona ve kas enduransına yöneliktir.
  • Eklem hareket açıklığını fasilite etmek ve hastaya göre modifiye etmek için egzersiz topu, egzersiz bantları, küçük toplar, denge tahtaları gibi araçlar kullanılır.
  • Pilates egzersizler aerobik egzersizler değildir.
  • Başlangıç düzey egzersizleri düşük-orta şiddetli aktivite, orta ve ileri düzey egzersizler orta şiddetli aktivite olarak kabul edilmektedir.

 

Pilates günümüzdede hala gelişmeye ve dünyanın dört bir yanından milyonlarca insana fayda sağlamaya devam etmektedir.

Yanık Rehabi̇li̇tasyonu

Isı, elektrik, kimyasal maddeler ve radyoaktif ışınlar ile meydana gelen doku harabiyeti ile karakterize yaraya yanık denir. Yanıklar, oluşturdukları ölüm ve hastalığa yol açma nedenleriyle kişiler ve toplumlar arasında büyük sorun oluşturmaktadır. Yanık, tüm organizmayı etkileyen çok geniş bir travmadır. Yanık yarasının derinliğinin belirlenmesi, yanığın derinin hangi katmanına kadar etki ettiğini gösterir. Tedavinin etkin bir şekilde planlanabilmesi için yara derinliğinin belirlenmesi önemlidir. Yanığın 4 ayrı derecesi vardır.

Birinci derece yanık: Yüzeyel yanıklar olup en sık güneş etkisiyle veya ani gaz patlamaları sonucu meydana gelir. Sadece epidermisin (üst deri) hasar gördüğü bu yanıklarda deri bariyer özelliğini korumaya devam eder. Birinci derece yanıkta ortaya çıkan en önemli belirtiler kaşıntı, kuru bir deri, kızarıklık ve ağrıdır. Olay sadece bir iltihaplanma olup soyulan epidermisin yerine yenisi gelir. Hiçbir iz bırakmadan 3-4 gün içerisinde iyileşir.

İkinci derece yanık: Epidermisin tamamı hasar görmüş olup dermisin (alt deri katmanı) de bazı katları yanıktan hasar görmüştür. Çok sıcak sıvılar, yüksek ısılı metallere veya ateş ile kısa süreli temas sonucu ortaya çıkar. Kısa zamanda ödem oluşur. Yüzeyel ya da derin olarak 2 gruba ayrılır. Yüzeyel yanıklar çok ağrılı olup 3 hafta içerisinde iyileşir. Derin yanıklar kendiliğinden yaklaşık 35 günde iyileşir. İkinci derece yanıklar uygun şekilde tedavi edilmez ise kolaylık ile üçüncü derece yanık haline gelebilir.

Üçüncü derece yanık: Tam kalınlıkta deri kaybına neden olan yanıklardır. Epidermis ve dermisin tamamı etkilenmiştir. 24-36 saat içerisinde çevre dokularda yaygın ödem gelişir. Üçüncü derece yanıklar da genellikle kuru bir görünüm sergilerler ve sinir uçlarının hasar görmesinden dolayı ağrı hissi yoktur. Bu yanıkların kendi kendine kapanması mümkün değildir. Yanık alanının greftlenmesi (doku nakli) gerekir.

Dördüncü derece yanık: Yanığın kas, tendon ve kemikleri etkilediği oldukça derin bir gruptur. Geniş ve kapsamlı bir cerrahi müdahale gerektirir. Bazı olgularda ampütasyon (bir organı kesip çıkarma) yapılması gerekmektedir.

YANIK REHABİLİTASYONU

Rehabilitasyon, yanık tedavisinin önemli ve ayrılmaz bir parçasıdır. Kapsamlı bir rehabilitasyon programı hastanın travma sonrası stres etkilerini azaltmak ve fonksiyonel bağımsızlığını geliştirmek için gereklidir. Yanık rehabilitasyonunda amaç; hareket kısıtlılığının oluşmasını engellemek veya oluşmuş ise tedavi etmek, estetik ve fonksiyonel kusurları en az seviyeye indirmek, kas zayıflığının önüne geçmek, hastayı en kısa zamanda günlük yaşam aktivitelerine döndürmek, şekil bozukluklarını önlemektir. Yanık tedavisinde, yara izleri için masaj bütünleyici bir yaklaşımdır. Yara izlerinde yanığın derecesine bağlı olarak nem kaybı görülür. Yanıktaki yara izlerinin kuruyup çatlamasını önlemek için parfümsüz bir nemlendirici veya yağ ile parmaklarla ve küçük dairesel hareketlerle masaj yapmak yara izini daha yumuşak ve konforlu yapar.

Hastaların çoğunda erken dönemde başlayan pozisyonlama, splintleme (atel), basınç giysisi kullanımı, egzersiz ve kendine bakım yöntemini içeren rehabilitasyon programı sayesinde başarılı sonuçlar elde edilir.

Onkoloji̇k Rehabi̇li̇tasyon

Kanser; hücrenin normal davranışlarını düzenleyen mekanizmaların bozulması sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Hücreler bu noktada kendi arasında ikiye ayrılır. Bunlardan ilki, çevre dokuya zarar vermeyen ve yayılmayan benign (iyi huylu, selim) tümörlerdir. Diğeri ise birçok çevre doku ve organa yayılma özelliği gösteren malign (kötü huylu, habis) kanser tipi tümörlerdir. Bu tümör çeşidine sahip olan hasta grupları kanser hastaları olarak adlandırılır.

Onkolojik rehabilitasyon, kanser tedavisi gören hastalara uygulanan bir tedavi modelidir. İlk kez 1971’de uygulanmaya başlayan bu model, kanserli hastalarda ilk olarak ağrı tedavisi için planlanmıştır. Sonrasında kanser hastalarının aldıkları yoğun ilaç ve ışın (kemoterapi ve radyoterapi) tedavileri sonucunda oluşan yorgunluk, ağrı, yaşam kalitesinin bozulması gibi pek çok olumsuz faktörün hasta için en aza indirilerek hastanın mevcut iyilik halini artırmayı amaçlamıştır. Bu süreçte fizyoterapist hastanın mevcut durumuna ve kanserin tipine göre hasta için uygun bir rehabilitasyon programı belirler. Programın içeriği; hastada yorgunluk ve ağrı oluşturmayacak şekilde egzersiz tedavisi, sıcak soğuk uygulamalar, insan vücuduna zarar vermeyecek şekilde kullanılan elektrik akımları, hastanın mevcut korku ve stresini azaltmaya yönelik gevşeme (relaksasyon) teknikleri gibi çok yönlü bir tedavi programı şeklindedir.

Fizyoterapinin en önemli uzun dönem hedefi; hastanın yaşam kalitesini artırmaktır. Bu hedef; fiziksel uygunluk, özellikle hastalıkla ilişkili konularda hastanın eğitimi, hasta ve yakınlarına kanserle başa çıkma yöntemlerini öğretme, grup terapileriyle birlikte sosyal izolasyonun önlenmesi gibi konularla çalışılması sonucunda sağlanabilir.

Kanser tedavisi sürecinde tedavi programına ek olarak rehabilitasyon programının da tedaviye dahil edilmesi, hastanın kısa ve uzun dönemde ağrı ve yorgunluğunun azaltılması, hastanın sosyal izolasyona uğramadan korku ve stresinin en aza inmesi, hasta ve ailenin mevcut durum karşısında nasıl bir yol izleyeceği gibi konularda yarar sağlayarak mevcut süreçte etkin bir rol oynar.

Geli̇şi̇msel Koordi̇nasyon Bozukluğu

Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (GKB), çocuğun hareketi organize etmesindeki bozukluk veya hareket beceresindeki yetersiz olgunlaşma durumudur. GKB’li bir çocuk toplumda, beceriksiz veya dikkatsiz çocuk olarak anılabilir. Bunun nedeni GKB’nin; bir çocuğun günlük yaşamdaki aktivitelerinden akademik başarısına kadar etkileyebilme potansiyeline sahip motor (hareket) ve postür (duruş) problemi oluşundan kaynaklanmaktadır. GKB’nin tanımına bakıldığında en önemli nokta herhangi bir nörolojik veya medikal problemi işaret etmiyor olmasıdır.

GKB’li çocuklarda en temel problem, çocukların yaşıtlarına ve ölçülen zekâ değerlerine göre aktivite becerilerinde geriden geliyor olmalarıdır. Yani 3-4 yaş grubu bir çocuktan yardım almadan dişlerini fırçalaması, çoraplarını doğru bir şekilde giyebilmesi tarzında beceriler beklenirken, GKB’li bir çocuk bunları yaparken ya yanlış yapar ya da ebeveyninin yardımına ihtiyaç duyar, kendisi yapamaz. GKB’nin bazı belirtileri yaşla birlikte değişiklik gösterebilir. Küçük çocuklarda oturma, emekleme ve yürüme gibi motor gelişim seviyelerine ulaşmada gecikme, kendi kendine giyinme (bağcık bağlama, fermuar çekme, düğme ilikleme vb.) ve yemek yeme de güçlükler ortaya çıkar. Okul öncesi dönemlerde denge sorunları, hantallık, sık sık düşme ve yaralanmalar göze çarpar. Okul dönemi çocuklarında makas kullanma, Lego ve blok gibi koordinasyon ve dikkat gerektiren işlerde zorluk gibi problemler ile karşılaşılır.

GKB’nin nedeni farklılık gösterebilir. Bu dönemde problem ailesel kaynaklı olabileceği gibi çocuğun duyusal deneyiminin yetersiz olmasından da kaynaklanabilir. Ayrıca erken doğumlar, düşük doğum tartısı gibi durumlarında GKB’ye neden olabileceği düşünülmektedir. Çocuğun var olan problemlerinin erken dönemde aileler tarafından fark edilmesi karşılaşılan veya karşılaşılabilecek problemlerin azalmasını sağlar. Doğru tedavi çocuğun aktivitelerdeki başarısı açısından kilit noktayı oluşturur. Özellikle okul dönemi çocuklarında bu tarz problemlerin ortaya çıkışı/var oluşu çocuğun akademik başarısızlığa uğramasına sebep olabilir. Bu nedenle çocuğun yaşıtlarının aktivite düzeyine erişebilmesi ve akademik anlamda tatmin edici sonuçlar elde edilebilmesi için doğru tanı ve tedavi önemlidir. Çocuğun doğru şekilde değerlendirilerek alttan yatan problemin belirlenmesi, probleme uygun oluşturulan tedavi programları ile yüz güldürücü sonuçlar almak mümkündür.

Gebeli̇k Dönemi̇nde Rehabi̇li̇tasyon

Gebelik, kadın vücudunda fiziksel, fizyolojik ve psikolojik açıdan birçok değişikliğin meydana geldiği bir dönemdir. Günümüzde birçok kadın gebelik ve doğum sürecini bilinçli, sağlıklı ve fiziksel açıdan aktif bir şekilde geçirmeyi istemektedir. Gebelik döneminde ortaya çıkan hormonal ve postüral değişiklikler, bel ve sırt ağrısı başta olmak üzere çeşitli kas-iskelet sistemi problemlerine zemin hazırlayabilmektedir. Dolayısıyla bu değişiklikleri bilmek, kas-iskelet problemlerini önlemek ve tedavi etmek fizyoterapistler açısından oldukça önemlidir.
Gebelik döneminde egzersiz yapmanın faydaları nelerdir?

Gebelik döneminde yapılan düzenli ve uygun egzersizlerin annenin ve bebeğin sağlığı üzerine olumlu etkileri olduğu bilinmektedir.
-Leğen kemiğinde (pelvis) ağrı, sırt ve bel ağrısı gibi problemlerin, kaygı bozukluğunun, depresyonun, kabızlığın, bacak kramplarının, aşırı kilo alımının önlenmesi,
-Fiziksel fonksiyonun, düzgün postürün, kas kuvvetinin, dayanıklılık ve esnekliğinin korunması ve geliştirilmesi,
-Gebelik diyabeti olan annelerde kan şekerinin düzenlenmesi,
-Gebelik diyabeti, yüksek tansiyon ve gebelik zehirlenmesi ile ilişkili problemlerin önlenmesi ve tedavisi,
-Doğumun kolaylaştırılması, doğum süresinin ve doğumdan sonra toparlanma süresinin kısaltılması,
-Öz güvenin, öz kontrol hissinin, vücut imajının ve iyilik halinin gelişmesi olarak sayılabilir.

Kimler gebelik döneminde egzersiz yapmalıdır?

Komplikasyonsuz (yan etkisiz) bir gebelik dönemi geçiren kadınlar, önceden sedanter (fiziksel aktivitenin olmadığı) bir yaşam tarzına sahip olsalar da olmasalar da oksijenli solunum egzersizleri ve fiziksel kuvvetlendirme için cesaretlendirilmelidir. Genel anlamda oksijenli solunum egzersizleri; büyük kas gruplarının sürekli hareket halinde olduğu koşma, yüzme, bisiklet sürme gibi aktivitelerdir. Kuvvet eğitimi ve esneklik egzersizleri, gebenin egzersiz hikayesi ve güvenliği temelinde, bireysel olarak planlanmalıdır. Gebelik döneminde komplikasyon yaşayan kadınlarda ise bu tür egzersizler, anne ve bebek üzerinde olumsuz sonuçlar oluşturmaması için önerilmemektedir. Yüksek riskli gebelikler sırasında egzersiz yapmak bebeğin kalp hızında artış, anne rahminde gelişim geriliği veya bebeğin kalp hızında azalma gibi komplikasyonlara neden olabilir.

Gebelikte egzersiz programına ne zaman ve nasıl başlanmalı?
Birçok kadın için gebelikte egzersiz programına başlamak için en uygun zaman mide bulantısı, kusma, yorgunluk ve halsizlik semptomlarının geçtiği hamileliğin 2. Trimesteridir (Hamileliğin 3. ve 6. Ayı arasındaki zaman). Genellikle hamileliğin 12. Haftasından sonra egzersiz programına başlanabilir. Gebeler, denge kaybı ve fetal travma riskini en aza indirgeyen oksijenli solunum egzersizlerini seçmelidir. Yürüyüş, sabit bisiklet, yüzme, koşmaya göre eklem ve bağlarda daha az stres oluşturacak yerçekimi merkezini aşağı-yukarı yönlerde daha az hareket ettiren egzersizlerdir. Her egzersiz programı ısınma ve soğuma periyodları mutlaka içermelidir.

Güvenlik Önlemleri: Bazı spor tipleri gebelikte önemli riske sahiptir. Ata binme, kayak, buz hokeyi, jimnastik, şiddetli raket sporları gibi aktiviteler de dengeyi bozabilecek veya fetusta travma yaratabileceğinden fetusa zarar verme potansiyeline sahiptir. Sıçrama, atlama ve ani hareketler gibi dengeyi bozabilecek aktivitelerden, yarışma aktivitelerinden ve temas sporlarından kaçınılmalıdır. Tüm egzersizler yavaş ve bilinçli bir şekilde yapılmalıdır.

Bası Yarası

Bası yarası: İlerlemiş yaş, kognitif (bilişsel) bozukluk, fiziksel engeller, birden fazla bozukluklarla birlikte sık görülen, fiziksel bağımlılığa yol açan, bakıcı yükünü ve sağlık harcamalarını artıran ilerleyici yaralardır. Rehabilitasyon ve tedavi sürecini olumsuz yönde etkileyen bu durumun tedavi maliyetlerini artırıcı etkisi de göz ardı edilemeyecek kadar yüksektir.
Bası yarası gelişimine neden olan dış faktörler: Basınç, makaslama kuvveti, sürtünme, hareketsizlik, nem.
Bası yarası gelişimine neden olan vücudun kendi yapısından kaynaklı faktörler: İleri yaş, beslenme problemleri, kansızlık, sıcaklık, uzun süredir devam eden hastalıklar.
Bası Yarası Komplikasyonları (Yan Etkileri): Bası yarası, sonuçları göz önüne alındığında gerek hasta ve hasta yakını, gerekse sağlık personeli açısından ciddi problemlere neden olur.

Bası yarası komplikasyonları 5 ana başlık altında toplanır;
1- Ölüm ve hastalık oranını artırır.
2- Hastanede kalış süresi uzar.
3- Sosyal izolasyon (depresyon hali), fiziksel ve duygusal problemler hasta ve yakınlarının yaşam kalitesini azaltır.
4- Hastane kaynaklı enfeksiyon oranını artırır.
5- Sağlık bakım maliyeti artar.

Bası yarası oluşum evreleri:
Evre 1: Cilt sağlamdır. Daha çok bir kemik çıkıntı üzerinde yer sınırlı cilt bölgesinde, basmakla solmayan kızarıklık vardır. Siyah ırkta bu renk değişimini değerlendirmek zordur. Renk çevre dokulara göre farklı olabilir. Tedavi ve bakım için; sadece yara üzerinde oluşan basıncı ortadan kaldırmak yeterli olabilir.
Evre 2: Alt deride kısmi kayıp vardır. Yara yatağının pembe kırmızı olduğu, ölü dokunun olmadığı yüzeyel bir yara vardır. Patlamış veya patlamamış sıvı dolu kabarcık ile de karşımıza çıkabilir. Tedavi ve bakım için; yaranın temizlenmesi gerekmez. Yara alanının iltihaplanmış olmaması ve uygun nem ortamının sağlanması önemlidir.
Evre 3: Tam kat cilt kaybı vardır. Deri altı yağ dokusu görülebilir fakat kemik, bağ veya kas açıkta değildir. Ölü doku olabilir fakat doku kaybının derinliğini kapatmaz. Yara altında ölü boşluk olabilir.
Evre 4: Kemik, bağ veya kasın ortaya çıktığı tam kat doku kaybı vardır. Yara yatağının bazı kısımlarında ölü doku ve kabuk olabilir. Sıklıkla yaranın altında ölü boşluk vardır.
Evre 3 ve 4’ün tedavi bakımı için; sıklıkla yaranın temizlenmesi gerekir. Yaranın özelliklerine uygun ürünün seçilmesi, enfeksiyon varlığında antibiyotik tedavisi ve cerrahi tedavi gerekebilir. Yara bakımında temel hedef; temizlik, yaranın temizlemesi, yarayı kapatma ve korumadır.
Bası Yaralarının Önlenmesi: Hasta ve hasta yakınları basınç bölgeleri, pozisyon verme, cilt bakımı, cilt kontrolü, yara bakımı, beslenme düzenlenmesi, bası yarasına neden olan faktörler, bası yaralarının erken belirtileri, belirtiler meydana geldiğinde ne yapılması gerektiği ve önlemede kullanılan araç-gereç konusunda eğitilmelidir. Günde en az bir kere düzenli olarak cilt kontrolü yapılmalıdır. Yatağa bağımlı hastalarda gündüz 1-1,5 saat, gece 4 saat ara ile yatak içi pozisyon verilmelidir. Tekerlekli sandalyeye bağımlı hastalarda ise saat başı pozisyon değiştirilmeli ya da ellerini kullanabiliyorsa elleri ile destek olarak sandalye üzerinde kalçalarını 60 saniye / 30 dakika süre ile yükseltme çalışması yapmalıdır. Bası yarasını önleme için kullanılan yardımcı ekipmanlar hastayı destekleyen malzemeler, sünger ya da silikon jel yastıkları, şilteler, yumurta kapları gibi koruyucu araçlardır. Ayrıca hastaya uygun havalı yatak ve havalı şilteler, pamuklu kumaşlar kullanılmalıdır.

Bası Yarası Tedavisinde Egzersiz Uygulamaları
Bütün fizyoterapi programlarında olması gerektiği gibi bası yarasının tedavisinde de egzersiz programı hastaya, hastalığa ve eşlik eden durumlara, yara yerine, yara evresine ve düşünülen tedavi planına göre bireysel oluşturulmalıdır. Yatağa bağımlı hareketsiz hastalarda eklem hareket açıklığını koruma ve kas kasılmalarını engellemeye yönelik egzersizler, dönme, pozisyonlama, uygun oturma, doğru kaydırma, transfer tekniklerinin öğretilmesi, tekerlekli sandalye hastası için ağırlık aktarma, postür, kuvvet, dayanıklılık ve denge geliştirici egzersizlere ek olarak bacaklarda ve kollarda kan dolaşımını artırmaya yönelik pompalama egzersizleri, dolaşım bozukluğunun engellenmesinde yararlıdır.

Yaşlılık Ve Egzersi̇z (Geri̇atri̇k Rehabi̇li̇tasyon)

Yaşlanma bir hastalık değildir. Yaşlılık birçok hastalığın görünme olasılığının arttığı doğal bir süreçtir. Yaşlılık ile beraber kas iskelet sisteminde, merkezi sinir sisteminde, dolaşım, solunum, sindirim, boşaltım ve hormonal sistemlerde değişiklikler gözlenir.

Yaşlılarda beyin ağırlığı giderek azalır. Beyin hücresi kaybı kısa süreli hafızayı koruyamama yeni bir bilgiyi öğrenememe gibi problemleri açığa çıkarır. Dolaşım ve solunum sistemindeki yetersizlikler egzersizi tolere etmekte zorluklara yol açar. Yaşlıların %25’inde dokunma duyusu azalmıştır ve görme problemleri ortaya çıkar.

Yaşlanma ile beraber sırt ve kol kaslarında %30, bel ve bacak kaslarında %40 güç kaybı oluşur. Yaşlanma ile birlikte hızlı kasılan kas liflerinde belirgin ölçüde azalma söz konusudur. Bu nedenle yaşlıların hareketlerinde yavaşlama meydana gelir ve çabuk yorulurlar.

Kemiklerde mineral kaybı olur. Buna bağlı kırıklar oluşabilir. Omurgadaki çökme nedeni ile boy kısalır ve kamburluk meydana gelir. Bu durum yaşlılarda sırt ağrısının görünme nedenlerinin başında gelir.

Yürüme hızı sağlıklı yaş alan kişilerde 70 yaşına kadar sabittir, 70 yaşından sonra kademeli olarak yürüme hızı düşer, denge problemleri ortaya çıkar.

Düşme kişinin cesaretini kıran, bağımsız yaşamasına engel olan çok önemli ve üzerine durulması gereken bir konudur. Son 12 ay içinde ikiden fazla düşme vakası gözlenmesi tekrarlı düşme olarak adlandırılır. Düşme kadınlarda erkeklere nazaran daha fazla görülür. Her üç yaşlıdan biri yılda bir kez düşer ancak düşme sonucu kırık oluşma olasılığı %5’tir. Bina içindeki düşmelerin çoğu kapı eşiği, basamak ve pervazlar nedeni ile olur. Yaşlılar özellikle merdiven inerken dikkatli olmalıdır.

Düşme vakası sonrası kişilerin büyük çoğunluğunda düşme korkusu gelişir. Korku hareketsizliğe neden olur hareketsizlik ise vücut sistemlerinde problemlere yol açar. Düşmeyi önlemek için doğru egzersizle kas gücü arttırılmalı denge geliştirilmeli ve çevresel düzenlemeler yapılmalıdır.

YAŞLI BİREYLERDE EGZERSİZ NEDEN ÖNEMLİDİR?

Kas kuvveti ve esnekliğini arttırır
Düşmeleri önler, kalça kırığı riskini azaltır
Kemik mineral kaybını azaltır
Kilo kontrolü sağlar
Kolestrolü düzenler
Dolaşım ve solunum sitemine fayda sağlar
Beyin fonksiyonlarını arttırır ve stresi azaltır
Yaşam süresini uzatır
Kişinin kendisi ve çevresiyle olan ilişkilerinde memnuniyeti ve çevresinde bağımsızlığı sağlamak

EGZERSİZ NASIL YAPILMALIDIR?

Yaşlılarda fiziksel aktivite programını yaparken;
Kuvvetlendirme egzersizleri
Esneklik
Aerobik aktivitelerKalistenik egzersizler (Kalistenik egzersziler;tempoda, uzunlukta ve enduransta değişiklikler yapılarak modifiye edilebilmeleri nedeniyle kullanılan faydalı bir egzersiz şeklidir. Grup içerisinde, müzik eşliğinde, ritmik ve sayı sayılarak yapılması gibi özelliklerinden dolayı psikososyal açıdan da faydalıdır.)

Denge ve koordinasyon egzersizleri program içeriğine dahil edilmelidir.
*Egzersizlerin frekansı haftada 3-4 kez, süresi 20-30 dakika olmalıdır.

Kuvvetlendirme egzersizleri kas kütlesini koruduğu gibi kasın fonksiyonel kapasitesini de korumaktadır. Egzersizler büyük kas gruplarına 10-12 tekrarlı uygulanmalıdır. İzole olarak bir kas çalıştırılacaksa egzersiz sonunda yapılmalıdır. Şiddet kişinin kaldırabileceği yükün yarısı kadar olmalıdır. Egzersiz şiddetini ayarlamak için fizyoterapistten yardım almanız önerilir.

YAŞLILARDA PSİKOSOSYAL YAKLAŞIM

Yaşlı kişiler semptomları karşısında nasıl hareket edeceklerini, yaralanma olasılıklarını, bir aktivite yaparken ne derece başarısız olabileceklerini subjektif olarak tahmin ederler. Kendi yeteneklerini gençlerle kıyaslama gibi yanlış düşünceleri vardır. Başarısız olduklarında yeteneksiz olduklarının düşünürler ve uğraşmak yerine pes etmeyi seçerler. Bu aşamada yaşlının potansiyel yeteneğini önceden belirleyip, uygun tedavi planı çizmek önemlidir.

Yaşlılar başarısız olmaktan veya aileleri ve terapistleri karşısında “kötü gözükmekten” korktukları, çekindikleri için anksiyete (endişe) seviyeleri yüksektir. Böyle bir durumda sadece tedavi programının uygulanması, kişileri iyileştirmekten çok anksiyete seviyelerini arttırır.

Yaşlı kişiler bir rehabilitasyon merkezi yerine evde tedavi görmeyi tercih ederler. Bu evlerine bağlılıklarından ileri gelmektedir. Yakınlarının yardımları önemlidir. Ev bakımı rehabilitasyonda önemli yer tutar.

Yeteneklerin tam değerlendirilmesi, yaşlı kişilerin çevrelerinde karşılaşabilecekleri engelleri azaltmayı sağlayacak pozitif bir sonuç olabilir.

WhatsApp chat