MENENJİT ve ENSEFALİT

Beynimiz ve omuriliğimizi saran ‘meninks’ adında bir zar vardır ve bu yapının iltihabi durumuna ‘menenjit’ denir. Ensefalitse beynin iltihaplanması durumudur. Ancak her iki hastalığın belirtileri ve seyri oldukça benzerdir. Bu hastalıklarda genel olarak ortaya çıkan belirtiler baş ağrısı, yüksek ateş ve ensede sertliktir. Bu hastalıklara sebep olarak virüsler, bakteriler ve parazitler gösterilebilir. Hastalığın seyri neden olan enfeksiyonun tipine göre değişiklik gösterir ama bazıları kendiliğinden iyileşebileceği derecede hafif bazıları da ölümle sonuçlanacak kadar şiddetli olabilir.

Diyabet varlığı, alkol ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullanımı ve AIDS gibi bulaşıcı hastalık varlığı menenjit görülme riskini arttırır. Menenjitin kışlalarda, kreşlerde ve yurtlarda görülme olasılığı daha fazladır ve yayılma şekli genellikle kişisel bakım eşyalarının ortak kullanılması, hapşırma, öksürme veya öpüşmedir. Yaşlılarda görülme olasılığı daha fazla olsa da bir insan menenjite birden fazla kez yakalanabilir. Ensefalitteyse virüsler, bakteri ve parazitler, kimyasallar ve otoimmün reaksiyonlar sebep olabilir. En sık viral ensefalitle karşılaşırız ve belirtiler açısından çoğu zaman gribe benzer, 2-3 hafta sürer. Ancak teşhis ve tedavi edilmediği takdirde kalıcı hasara yol açabilir.

Titreme, solunumda hızlanma, kas ve eklemlerde ağrı, el ve ayaklarda soğuma, iştahsızlık, inleme (küçük çocuklarda), yüksek ateş, başı öne eğmede zorluk, ışığa karşı hassasiyet, havale geçirme, zihinde bulanıklık, konsantrasyon bozukluğu, uyku problemleri, kusma, boyun tutulması, halüsinasyonlar gibi semptomlar görülebilmektedir.

Öncelikle uzman bir doktor tarafından tıbbi öykü alınır, fizik muayene ve gerekli görülen testler yapılır, görüntüleme yöntemlerinin sonuçları istenir. Yeterli olmaz ise hekim tarafından belden sıvı (beyin omurilik sıvısı) alınması ve laboratuvar incelemesi yapılması istenebilir.

Hastalığın seyri spesifik neden ve şiddet derecesine, kişinin bağışıklık düzeyi ve sağlık durumuna, hastalığın ne kadar erken fark edilip tedaviye başlanıldığına göre değişir. Hafif diyebileceğimiz seyirlerde kişi kendini birkaç haftada toplayabilir ancak ağır diyebileceğimiz durumlarda kalıcı komplikasyonlarla karşılaşılabilir.

Bakterilerin sebep olduğu menenjitli yenidoğanların %15-25’i, diğer hastaların %15’i kadarı uygun ve hızlı tedaviye rağmen yenik düşüp ölmektedir. Sağ kalan hastalarınsa %15-25 civarı sinir sistemiyle ilişkili olarak işitme kaybı, görme kaybı, hidrosefali, nöbet geçirme gibi durumlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Bu komplikasyonlar yediden yetmişe her yaşta karşımıza çıkabilmekte olsa bile yenidoğanlar henüz tam gelişmemiş bağışıklık sistemleri yüzünden herkesten fazla risk altındadır.

Menenjit ve Ensefalitten Korunma Yolları Nelerdir?

Bu hastalıklardan korunmak için yapmamız gereken bir takım eylemler vardır. Örneğin kişisel temizliğimi sağlamak, bir başkasıyla kişisel eşyalarımızı veya çatal-kaşık gibi bize ait araç gereçleri paylaşmamak, yiyeceklerimizin temizliğine özen göstermek (meyve-sebzeleri yıkamadan tüketmemek gibi), bağışıklık sistemimizi destekleyecek besinler tüketmek (vitamini bol meyve sebzeler), özellikle yaşadığımız ortamı temiz tutmak ve bilhassa sokak hayvanlarıyla temas ettikten sonra ellerimizi güzelce yıkamak bizi bu hastalıklardan korumaya yardımcı olacaktır.

Bütün bunlara ek olarak bu hastalıklara sebep olan canlılara karşı aşılar da mevcuttur. Bu aşılar genellikle çocukların takvimine göre karma aşılarla birlikte yapılır. Bu aşılar bağışıklık sistemi henüz tam olarak gelişmemiş olması nedeniyle hastalıklara en açık olan bebeklere dahi yapılabilmektedir. Aşının olası yan etkileri arasında uygulama yapılan noktada hassasiyet ve kızarıklık, iştahta azalma ve halsizlik vardır.

Nadir de olsa enfeksiyon dışı sebeplerden kaynaklanabilir. Bu nedenleri saymak gerekirse; sinir sistemimizin bileşenlerini etkileyen otoimmun bir bozukluk, kullanılan ilaçlara karşı oluşan bir kimyasal reaksiyon ve bazı kanser hücreleri olabilir.

Menenjit ve Ensefalit Sonrası Kalıcı Hasarlar Nelerdir?

Birçok hasta bu durumu tamamen atlatarak birkaç ay içerisinde normal günlük hayatına geri dönebilmektedir. Ancak tedavi edilmediği ya da tedaviye geç kalındığı durumlarda bazı kişilerde kalıcı hasarlara sebep olabilir. Bunlardan bazıları; işitme kaybı, davranış bozukluğu, konsantrasyon ve koordinasyonda bozukluklar, yorgunluk ve hareket kaybıdır. Bunların da bazıları zamanla düzelebilir yahut kalıcı hal alabilir. Eğer bu hastalıkların kendinizde var olduğundan şüpheleniyorsanız bütün bu süreci yaşamamak ya da en kolay şekilde atlatmak için derhal bir uzmana başvurun.

Beyinde oluşan apseler, beyin lezyonları, travma kaynaklı sorunlar ve hatta ağır geçirilen grip de bu belirtileri verebilir. Önlem almak amaçlı bu belirtilerle uzmana başvurmak gerekir.

Kandaki bir enfeksiyon, ya da beynin yakınındaki mikropların beyin-omurilik sıvısına geçişine yol açan bir enfeksyion ya da bakterilerin kan-beyin bariyerini geçerek boşluklara dolmasına izin veren kafa travmaları da menenjit-ensefalite neden olabilmektedir.

Bir kısmı temasla-solunumla bulaşırken diğer kısmı da bulaşıcı değildir.

Bağışıklık sistemimiz tehdit altındaysa, mikroplara karşı savaşmak için yeterli güçte değilse bu hastalıklar nüks edebilir. Önlemek için antimikrobiyal tedaviye başlanması ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek gerekir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

NÖROPATİ / PERİFERİK SİNİR HASTALIKLARI

Sinir sistemiz; beyin, omurilik ve çevresel (periferik) sinirlerden meydana gelir. Periferik sinirler; beyin ve omurilikten başlayarak yüz, el ve ayak parmak uçlarımıza kadar uzanır.

Periferik Sinirlerin Görevi Nelerdir?

Motor lifler ile beyin ve omurilikten aldığı emirleri (adım at, kavra vb.) ilgili kas ve eklemlere ileterek hareket etmemizi sağlamak,

Duysal lifler ile çevremizden aldığımız bilgileri (dokunma, ağrı, sıcak vb.) beyin ve omuriliğe ileterek hissetmemizi sağlamak,

Otonomik lifler aracılığı ile organlar ve beyin arasındaki iletişimi sağlayarak solunum, sindirim, terleme vb. fonksiyonları düzenlemektir.

Periferik sinirlerin; kesilmeleri, ezilmeleri, gerilmeleri, basınca maruz kalmaları, dolaşımlarının bozması ya da başka hastalıklar sonucu sinir içerisindeki iletimimin bozulmasına nöropati adı verilir. Sinirde meydana gelen bozukluklar; çevre ile beyin arasındaki iletişimin bozularak dışarıdan gelen bilgilerin anlaşılmasına ve gelen emirlerin uygulanmasına engel olur; sinirin etkilediği bölgeye göre hareket ve duyu bozukluklarına sebep olarak kişinin günlük yaşamını etkiler.

Periferik sinir hastalıkları; sinir ve çevresini saran dokuların hasar miktarına, sebebine ve yaralanmanın tam ya da kısmi olmasına göre farklı şekillerde sınıflandırılır.

Sinir hücresi iyileşmesi en zor dokudur; hasar çeşidine göre saatler içerisinde kendiliğinden iyileşebildiği gibi cerrahi tedavi ile iyileşmesi bir yılı bulabilir ya da iyileşme tamamlanmayabilir. Çevresel sinir sisteminde meydana gelen sinir hasarlarının iyileşme olasılığı, beyin ve omurilikteki sinirlerden daha yüksektir.

Periferik sinir yaralanmaları hasarın durumuna göre kendini tamir etme özelliğine sahiptir. Yaralanma sonrası sinir hücresi 4-21 gün içinde, bağlantı koptuğu için görevini yapamayan kısmını kendi kendine yok eder (dejenerasyon) ve daha sonra kendisini tamir etmeye (rejenerasyon) ve görev yerine doğru uzamaya başlar. Sonradan uzayan bu bölge eskisinden daha ince ve daha hassas olur. Bazen yanlış bölgelere uzayarak bozukluklara sebep olabilir.

Sinir yaralanmalarında tedavi vakit kaybetmeden sebebin ortadan kaldırılması ve meydana gelen hasarın onarılması ile olur. İhtiyaca göre konservatif tedavi ya da cerrahi ile en kısa sürede sinir fonksyonlarının geri döndürülmesi ve hastanın günlük yaşantısına dönmesi hedeflenir.

Yüzden fazla çeşit periferik sinir hastalığı vardır ve bunların her birinin sebebi, belirtisi, iyileşme süreci, tedavisi farklılık gösterir.

Periferik Sinir Hasarına Sebep Olan Başlıca Sebepler

Bıçak yaralanmaları, ateşli silah yaralanmaları, iş kazaları, trafik kazaları, travmalar,

Radyasyon yaralanmaları, elektrik çarpması,

Enjeksiyon yaralanmaları ,

Kırıklar, çıkıklar, yapısal bozukluklar, zor doğum,

Tuzak nöropatiler (uzun süre yanlış pozisyon kullanımı sonrası, sinirin geçtiği bölgede sıkışması),

Genetik hastalıklar (charcot-marie tooth vb.),

Metabolik hastalıklar (diyabet, börek hastalıkları vb.),

Enfeksiyona bağlı hastalıklar (Herpes Zoster, Lepra, HIV vb.),

Bağışıklık sistemi hastalıkları (Gullian Barre sendromu, kronik inflamatuar nöropatiler vb.),

Tümörler,

İlaçlar veya toksinler (kemoterapi, radyoterapi, ağır metaller),

Sebebi belli olmayan.

Yaralanma sonrası etkilenen liflere göre duysal, motor ve otonomik bulgular yalnız ya da birlikte ortaya çıkabilir.

Motor liflerde meydana gelen yaralanmalar; sinirin ilişkili olduğu kas veya kas gruplarında kuvvet kaybı (cisimleri elden düşürme, yürüyememe gibi), kas miktarında azalma(atrofi) gibi bulgulara sebep olur.

Duyusal liflerde meydana gelen yaralanmalar; etkilenen bölgede duyu kaybı, uyuşma, iğnelenme, karıncalanma, ağrı, aşırı duyarlılık ya da soğuğa karşı hassasiyet gibi bulgulara sebep olur.

Otonomik lifler etkilendiğinde ise etkilenen bölgeye el ya da ayaklarda dolaşım bozulur, terleme kaybolur, deri incelir ve elastikiyetini kaybeder, hassaslaşır, çabuk yaralanır ve iyileşmesi uzun sürer. Tırnaklar da incelip, hassaslaşır ve çabuk kırılır.

Duyu ve kaslarda meydana gelen değişiklikler zamanla eklemlerin aşırı hareketsiz kalması sonucu eklemlerin katılaşmasına ve çevre dokuların sertleşmesine sebep olarak çeşitli şekil ve fonksiyon bozukluklarına (pençe el, düşük ayak gibi) sebep olabilir. Kas kuvvetlerindeki dengesizlikler kemik erimesine, çıkık ve kırıklara sebep olabilir.

Belirtiler çift taraflı ya da tek taraflı olabilir. Belirtiler zaman içerisinde ortaya çıkabildiği gibi, kaza sonrası kesi sonucu ani olarak da meydana gelebilir. Periferik sinir yaralanmaları tek bir siniri etkileyebildiği gibi birden fazla siniride etkileyebilir.

NÖROPATİDE TANI

Sinir yaralanması sonrası hasta hikâyesi alınır, fiziksel ve nörolojik muayene ile kas kuvveti değerlendirilir, duyu muayenesi yapılır. Gerek görüldüğünde çevre dokulara bakmak ve sebebi araştırmak için röntgen ya da MRI gibi başka görüntüleme ve laboratuvar teknikleri kullanılabilir. İhtiyaca göre elektrofizyolojik testler (EMG, NCS VB.) ile sinir hasarının yeri belirlenir ve kesin tanısı konulur. Kesin tanı sonrası ihtiyaca göre cerrahi veya konservatif tedavi programı belirlenir.

NÖROPATİ TEDAVİSİ

Genetik, metabolik, bağışıklık, enfeksiyöz hastalıklar ve tümörler gibi sebeplerden meydana gelen periferik sinir hasarlarında tedavi yöntemi; hastalığa özel ilaç ve cerrahi tedavi ile sebebin ortadan kaldırılması ya da kontrol altına alınması ve rehabilitasyon ile sinirlerdeki fonksiyonların korunmasıdır.

Periferik sinirlerde travma sonrası meydana gelen yaralanmalarda ise; hasar derecesine göre fizik tedavi ve rehabilitasyon ile sinirin iyileşmesi desteklenir ya da cerrahi tedavi ile sinir bütünlüğünün tekrardan sağlanır.

NÖROPATİDE FİZYOTERAPİ VE REHABİLİTASYON

Sinir hasarının; kişinin günlük yaşamına etkisi de göz önüne alınarak etkilenen kas ve eklemlere yönelik sinir iletimini tekrar sağlanıncaya kadar kas, eklem ve çevre dokuların korunması sağlanır. Ödem ve ağrı kontrol altına alınır. Kas atrofileri (kasın küçülmesi) ve eklem donmaları engellenir.  Deformite oluşması engellenir. Hastaya duyu eğitimi verilir. Doğru pozisyonlamalarla sinir iyileşmesi sürecine yardımcı olunur. Gerek görüldüğünde ortezler ile desteklenmesi sağlanır. Kişiye günlük yaşamında yardımcı cihazların seçiminde ve kullanımında eğitim verilir. Kişinin fonksiyonel hale dönmesi için çalışılır.

Ağrı denetimi(TENS), kas kuvvetinin korunması (NMES) ve iyileşmeyi arttırmak için (kesikli ultrason, magneterapi) cihazlardan destek alınabilir.

Eğer periferik sinir hasarı sonucu kişi operasyon geçirmişse operasyonun neticesine göre en kısa zamanda rehabilitasyona başlanmalı, çevre kaslar ve eklemler güçlendirilerek hasar bölgesi korunmalıdır.

Periferik sinir yaralanmasının sebebi, yaralanma şekli, yaralanma meydana gelen sinir ve çevresindeki dokuların sağlamlığı, hastanın yaşı, ameliyat zamanı, genetik faktörler rehabilitasyon sürecini etkiler. Rehabilitasyonu hasarlanan sinir bölgesine ve hasar durumuna uygun olarak kişiye özel şekilde programlanmalıdır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

BEYİN TÜMÖRLERİ

Vücutta olmaması gereken bir dokunun oluşması ya da o dokunun kontrolsüz büyümesi tümör oluşumu olarak tanımlanmaktadır. Her tümör öldürücü değildir ancak iyi huylu tümörler bile öldürücü olabileceğinden hepsinin kontrol altında tutulması ve müdahale edilmesi gerekir.

Tümörler birincil ve ikincil beyin tümörleri olarak ikiye ayrılır. Birincil beyin tümörleri beyinde başlarlar ve beyin kaynaklıdır, ikincil olanlar ise vücudun diğer bölümlerinde başlar ve ardından beyne yayılır. Ve bu tümörlerin büyüme hızı bireyden bireye, tümörün büyüklüğüne ve konumuna göre değişiklik gösterebilir. Beyin tümörleri bulaşıcı değildir.

Beyin tümörleri diğer kanserlerle kıyasladığımızda daha az görülür. Fakat yerleşimleri ve agresif yapılarından dolayı daha tehlikelidirler. Ayrıca beyin tümörü tanısı almış hastalarının, tedavi yöntemlerinin gelişmesiyle hayatta kalma süreleri artar. Bu nedenle, metastatik beyin tümörlerinin insidansı da her geçen gün artmaktadır.

Tümörler 2 çeşittir: İyi huylu (benign) ve kötü huylu (malign).

İyi huylu olanlar oldukça yavaş çoğalırlar ayrıca beyin dokusundan kolayca ayrılabildikleri için büyük bir kısmı çıkarılabilir. Ameliyat sonrası sonuçlar da olumlu seyretmektedir. Cerrahi müdahale sonrası benign tümörlerin tekrarlama ve yayılma olasılığı çok düşüktür. İyi huylu da olsa bu tümörler belirli bir büyüklüğe ulaştığında beyne baskı yapar ve ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca bu tümörler zaman içerisinde kanserli tümörlere dönüşebilirler. Ameliyat sonrası bazen kemoterapi-radyoterapiye gerek olmayabilir.

Kötü huylu olan malign tümörler ise iyi huylulara göre daha hızlı şekilde çoğalırlar ve beyindeki dokuya daha fazla zarar verirler. Bu sebepten tamamen temizlenmesi oldukça zordur. Cerrahi olarak alınan her tümörlü doku fonksiyon kaybı demektir. Ameliyat sonrası tekrarlama riski mevcuttur. Bu riski azaltmak için kemoterapi-radyoterapi denenmelidir.

Bu tümörler sıklıkla normal beyin dokusuna saldırır veya basınca sebep olur, belirtiler de bu basınçtan kaynaklanarak ortaya çıkar. Bu belirtiler beyin tümörü teşhisinde oldukça önemlidir. Bu tümörler oldukça yaygındır ve başarılı bir sonuç için tam donanımlı bir merkez, ekip çalışması ve multidisipliner yaklaşım hayati önem arz etmektedir. Beyin tümörünün çok fazla belirtisi vardır ancak birinin bile varlığı teşhis için yeterli değildir.

Beyin tümörleri her yaşta görülebilir ancak iki yaş grubunda daha çok görülmektedir: 3-12 yaş grubu ve 40-70 yaş grubunda görülür.

Beyin tümörleri, mikroskop altında hücrelerin durumuna göre evrelendirilir.

Beyin tümörleri 1-4 ‘grad’ arasında değer alırlar.

Beyin Tümörü Belirtileri Nelerdir?

Şiddetli baş ağrısı,

Kol ve bacaklarda güçsüzlük, uyuşma,

Bulantı-kusma,

Epilepsi nöbetleri,

Hafızayla ilgili yaşanan sorunlar,

Yürüme güçlüğü,

Uykusuzluk,

Kişilik değişiklikleri,

Kaslarda seğirme, kasılma ya da spazm,

Uykuda artış,

Konuşmada sorunlar,

Ayakta dururken ya da yürürken denge problemleri,

Bulanık veya çift görme,

Duyu kaybına bağlı sakarlık,

Düşüncede veya bellekte değişiklikler,

Zihinsel beceri kayıpları (hafıza kaybı, hesap yapma becerisinde bozulma, yargılamada bozulma gibi),

Dil problemleri,

Yutma bozuklukları,

Koordinasyonda azalmalar,

Menopozdan önce âdet kanamasının kesilmesi

Yüz felci

Hormonal bozukluklar (erken puberte, el ve ayaklarda büyüme, menstrual siklus bozuklukları, hipertiroidi…)

Beyin tümörü belirtilerine sahip olan kişiler beyin cerrahisi ya da nöroloji uzmanına başvurmalıdır.

Beyin tümörü toplumda yaklaşık 3/100.000 oranında görülmektedir ve ayrıca sarı ırkta ve erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülmektedir. Ancak iyi huylu tümörler de kadınlarda daha sık görülmektedir. Bu tümörler her yaş aralığında görülebilir ancak kötü huylu olan tümörlerin çocuklarda ve yaşlılarda iyi huylu olanların ise genç-orta yaş grubunda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz.

Beyin tümörünün nedenleri kesin olarak bilinmese de beyaz ırk, aile öyküsü, erkek cinsiyet ve radyasyona maruziyet bilinen önemli risk faktörlerinden. Ayrıca uzmanlar henüz kanıtlanmasa da cep telefonu kullanımının da etkilediğini savunuyorlar.

Bunların dışında da risk faktörü olabilir örneğin beyin tümörlerinin %5’i genetik doğa kaynaklıdır. Eğer çekirdek ailenizden biri BT tanısı aldıysa sizin de bu riski taşıyor olma ihtimaliniz diğer insanlardan 2 kat fazladır. Ayrıca bağışıklık sisteminiz ne kadar zayıfsa bu konuda o kadar dikkatli olmanız gerekebilir.

Ana tümör vardır, kanser hücreleri bu ana tümörden koparlar ve kan dolaşımı ile vücudumuzda seyahat ederler, beynimize yerleşir ve burada daha büyük sorunlar yaratabilirler. Erken teşhis ve doğru müdahale bu tümörlerin yayılmasını engellemek/durdurmak için hayati önem taşır.

İlk olarak doğru tanı ve ardından doğru müdahale için tam donanımlı bir hastane tercih edilmelidir. BT tanısında altın standart olan kullanılan yöntem MR’dır (Manyetik Rezonans) ve ardından yapılan patoloji testleriyle desteklenir. Tümörün detaylı olarak görülmesi ve tanınması için ileri teknoloji görüntüleme yöntemleri kullanılır. Standart MR görüntülemelerde beynin sadece yapısal ve anatomik durumunu görebilirken ileri teknoloji görüntülemelerde beynin biyokimyasal, metabolik ve hemodinamik yapısı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Tam donanımlı hastane tercihinin önemini burada görmekteyiz.

Beyin Tümörleri Tanı Yöntemleri

  • Fizik Muayene
  • Nörolojik Muayene
  • Bilgisayarlı Tomografi (BT)
  • MR Tetkiki (MR)
  • Anjiyografi
  • Biyopsi.

Beyin Tümörleri Tedavisi 

Bu tümörlerin en etkin tedavisi 4 aşamadan oluşmaktadır; ameliyat öncesi özenli bir planlama, cerrahi operasyon, ameliyat sonrası bakım ve fizyoterapi ve rehabilitasyon. Tedavi bu şekilde gerçekleştiğinde çoğu hastada yüz güldürücü sonuçlar alınabiliyor. Her hastanın tümöre verdiği yanıt ve gösterdiği direnç farklıdır bu yüzden bu tedaviler hastaya özel olmalıdır. Bu tedavilerin asıl amacı da hastanın yaşam kalitesini bozmadan tümörle savaşmak ve yaşam süresini olabildiğince uzatmaktır. Bu ameliyatlar yapılmadan önce dikkat edilen birkaç nokta vardır; tümörün tipi, konumu, büyüklüğü, hastanın genel sağlık durumu, yaşı ve ameliyatı etkileyebilecek diğer sorunların varlığı. Bu sebeplerden dolayı hastaya özel tedavi uygulanır ve bu da başarı oranını arttırır. Ameliyatlara ek olarak radyoterapi ya da kemoterapi veyahut ikisi bir arada uygulanabilir.

Bu ameliyat ciddi bir operasyon olduğu için hastada ameliyat öncesinde veya sonrasında fonksiyon kayıpları gözlenebilir. Bu ameliyatlardan sonra hastanın muhakkak fizik tedavi ve rehabilitasyon görmesi gerekir. Ayrıca bu süreçte psikolojik yardım da hayati öneme sahip. Ameliyattan sonra hastanın ve yakınlarının bu hastalığa yaklaşımı ve inançları da en az ameliyat kadar önemlidir.

Her ameliyattan sonra oluşabileceği gibi BT ameliyatlarından sonra da bazı komplikasyonlar oluşabilir. Bunlar yine tümörün cinsine, büyüklüğüne, konumuna, hastanın bağışıklığına göre değişebilir. Yukarıda saydığımız belirtilerin çoğu ameliyattan sonrası tıbbi bakımla düzelse de bazıları kalıcı olabilir.

Eğer var olan tümör benign (iyi huylu) ise ve tamamı temizlenmişse genellikle ilk ve altıncı aydaki kontrollerden sonra kontroller yılda bire düşürülür. Malign (kötü) huylu tümörlerdeyse bir takım çalışması gözlenir, beyin cerrahı, onkolog, radyasyon onkoloğu ve fizyoterapistler birlikte takip ederler süreci. Bütün uzmanların görüşleri göz önünde bulundurularak kontrol zamanı ve sıklığı kararlaştırılır. Bu kontrolleri doktorunun bulunduğu hastanenin aciline ya da beyin cerrahisi bölümüne başvurarak yaptırılabilir.

Beyin Tümörü Cerrahilerinden Sonra Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Rehabilitasyon, bireyin yaralanma veya hastalık sonrası azalan/kaybolan fonksiyonlarını yeniden kazanmasına, normal günlük hayatına bağımsız bir şekilde yeniden adapte olmasına yarayan, tıbbi ve bilimsel temellere dayanan bir programdır. Bu program hastanın bir uzman tarafından değerlendirilmesinin ardından bireye özel bir şekilde tıbbi, sosyal ve çevresel faktörlere göre düzenlenmektedir. Fizik tedaviye olabildiğince en erken süreçte başlanmalıdır. Çünkü geç başlanılırsa kaybedilen-azalan fonksiyonların kazanımı zorlaşır veya imkansızlaşabilir.

Beyin tümörü cerrahilerinden sonra hastaların kas kuvvetlerinde kayıp, koordinasyon ve dengelerinde bozulmalar, yürüyüşlerinde zorlanmalar görülmektedir. Erken dönemde başlayan fizyoterapi programlarının sonuçları hastaların da onların sıhhati için uğraşan biz sağlık personellerinin de yüzlerini güldürmektedir.

Hastalarımızın fizik tedavi programlarını belirlerken onların mevcut sağlık ve sosyoekonomik durumlarını, fiziksel ihtiyaç ve yeterliliklerini göz önünde bulunduruyoruz. Bu zaman diliminde elektrik akımları, ses ve ışık dalgası, kompleks boşaltım teknikleri, manyetik akımlar, nörofizyolojik yaklaşım teknikleri, hidroterapi, manuel veya özel cihazlarla yapılan uygulamaları kullanabilmekteyiz. Bunların dışında gerekli görülen kasları kuvvetlendirme, denge ve koordinasyonu geliştirmeye yönelik ve solunumu rahatlatacak egzersizler, germe ve gevşeme hareketleri, klasik masaj, aerobik egzersizler, mobilizasyon teknikleri en sık kullandığımız yöntemlerdir. Saydıklarımızdan farklı olarak günlük hayatta hastanın bağımsızlığını arttıracak ve güvenliğini sağlayacak öneriler ve modifikasyonlar yapılır, ardından hastalar takip sürecine girerler.

Birçok durumda olduğu gibi beyin tümörü cerrahilerinden sonra da hastanın bütüncül tedavisi hayati derecede önemlidir. Fizik tedavinin içerdiği yürüme ve düşmeyi önlemeye yönelik eğitim, el-kol ve ince motor beceri eğitiminin yanı sıra iş uğraşı terapisi, konuşma ve yutma terapisi, spastisite gelişimini önlemek amacıyla botoks enjeksiyon tedavisi, kognitif terapi, pulmoner terapi, yardımcı teknoloji teknikleri (robotik cihazlar, ortez-protez uygulamaları), akuatik terapi ve psikoterapi de uygulanabilmektedir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Spinal Müsküler Atrofi (SMA)

Spinal müsküler atrofi , genetik geçiş gösteren bir kas hastalığıdır.Kromozomlar da bulunan bir gende görülen hataya bağlı olarak oluşur.SMA kaslara hareket için gerekli bilgiyi oluşturan sinir gruplarının (motor nöron) doğuştan var olan hasarına bağlı olarak ortaya çıkar. SMA’ da yine diğer tüm kas hastalıklarında olduğu gibi tipik belirti ve bulgularla seyreder. SMA’nın diğer kas hastalıklarından en önemli farkı bebeği doğar doğmaz etkilemesi ve buna bağlı olarak yaşam şansının çok az olmasıdır. SMA’nın görülme oranı 10000 canlı doğumda birdir. SMA’nın ortaya çıkabilmesi için anne ve babanın hasta değil ancak hastalık yönünden taşıyıcı olması gerekmektedir.

SMA’ da belirtiler ilk olarak uzuvlarda ortaya çıkan güçsüzlük şeklinde seyreder. Yenidoğan oldukça hareketsizdir, kolları ve bacakları yumuşaktır. Bebek başını tutamaz. İlerleyen dönemler de dönme, oturma gibi yaşına uygun becerileri yapamayacak durumdadır. Yavaş yavaş kas gruplarında kas erimeleri(atrofi) oluşmaya başlar. Bunun yanı sıra çoğu zaman ağır bir seyir gösterdiğinden dolayı solunum kaslarını tutarak bu kas gruplarını zayıflatır ve yaşamın çok erken dönemlerinde kayıplara sebep olur. SMA’da erken kaybın en önemli sebebi bu durumdur.

SMA’nnın kendi arasında 4 tipi mevcuttur. Bunlardan ilki, Tip 1 olarak adlandırılan SMA’dır. En ağır formu olmakla birlikte yaşam şansı en az olan grup budur. En ağır formu olması nedeniyle kaslar çok hızlı bir şekilde tutulur, solunum kasları etkilenir ve hastalığın daha ilerlemesiyle bebek yaşamını yitirir. Tahmini yaşam süresi 18 aydan azdır.

Tip 2 ise, ilk forma göre daha hafif seyreder ancak bu gruptaki hastaların da yaşam şansları çok yüksek değildir.

Tip 3 olarak adlandırılan grup diğer iki gruba göre daha hafif seyirlidir. Hastalık genel olarak 18 aydan sonra başlar. Çocukta sık düşmeler, yerden kalkmada zorluk yaşanması, çocuk için normal olması gereken bir ağırlığın kollarla taşıma sırasında başarılamaması ilk belirtiler şeklinde görülür. Bunun yanı sıra kollarda ve bacaklarda görülen zayıflamalar kas kayıplarının en önemli göstergesidir. Tip 3 için kesin bir başlangıç yaşı belirlenememiştir. Ancak genel bulgular hastalık ne kadar geç başlarsa seyrinin o kadar hafif olduğu yönündedir.

Tip 4 ise, en hafif formu olarak adlandırılır. Erişkin yaşlarda ortaya çıkar ve bu grubun en büyük avantajı solunum kaslarının tutulmamasıdır. Kas kayıplarının görülmesi ise daha yavaştır.

Spi̇nal Müsküler Atrofi̇ (SMA) Tedavisi

SMA’ da rehabilitasyonun temel amacı sağ kalım süresinin uzatılmasına katkı sağlamaktır. Tip 1 ve Tip 2 formunda yaşam süresi kısa olsa da solunum işinin mevcut şartlara göre en iyi şekilde sağlanması, motor gelişimin desteklenmeye çalışılması ilk iki grup için rehabilitasyon hedefi olabilir. Tip 3 ve Tip 4 içinse öncelikle var olanı korumak ve mevcut olanı artırmaya çalışmak rehabilitasyonun temel hedefini oluşturur. Kas hastalıklarının bir özelliği olarak, kişi de rehabilitasyon sırasında yorgunluk oluşturmamak altın standarttır. Yorgunluk kas kayıp hızını artırır. Bununla birlikte mevcut duruma zarar vermeden, solunum kaslarının da içinde bulunduğu kas kuvvetlendirmeler  uygun egzersiz programlarıyla sağlanabilir. Günlük yaşamda hastanın durumuna yönelik düzenlemeler yorgunluk oluşumunu en az indirerek hastanın yaşam standartlarınu yükseltir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Periferik Sinir Yaralanmaları

Vücudumuzda omurgamızdan çıkan ve tüm vücuda yayılan kaslarda ve yumuşak dokularda sonlanan sinir ağına periferik sinir sistemi denir. Periferik sinir ağı beyin ve omurgadan gelen emirleri tüm vücudumuzdaki kaslarımıza, eklemlerimize ve diğer dokulara iletir.

Periferik sinir yaralanmaları (nöropati) birçok sebepten gerçekleşebilir.

Bunlar;

  • Travmalar,
  • Aşırı gerginlikler,
  • Ani ve zorlayıcı traksiyona (çekme) bağlı zorlanmalar,
  • Çeşitli sebeplerden sinire yapılan basılar,

Periferik sinir yaralanmalarını takiben vücutta görülen belirtiler;

  • Hasar görmüş sinirin ilişkili olduğu kas veya kas gruplarındaki hacim kaybı, zayıflama,
  • Duyu kayıpları, his kayıpları,
  • Dolaşım bozuklukları,
  • Eklem hareket açıklığı bozuklukları,

Yapılan muayene sonucunda cerrahi veya konservatif tedavi programı belirlenir.

Kişinin rehabilitasyonu hasarlanan sinir bölgesine ve hasar durumuna uygun olarak kişiye özel şekilde programlanır. Sinir hasarının kişinin günlük yaşamına etkisi de göz önüne alınarak etkilenen kas ve eklemlere yönelik sinir iletimini tekrar sağlanıncaya kadar kas, eklem ve çevre dokuların korunması sağlanır. Kas atrofileri (kasın küçülmesi) ve eklem donmaları engellenir. Doğru pozisyonlamalarla sinir iyileşmesi sürecine yardımcı olunur. Kişiye günlük yaşamında yardımcı cihazların seçiminde ve kullanımında eğitim verilir. Eğer periferik sinir hasarı sonucu kişi operasyon geçirmişse operasyonun neticesine göre en kısa zamanda rehabilitasyona başlanmalı, çevre kaslar ve eklemler güçlendirilerek hasar bölgesi korunmalıdır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Tuzak Nöropati

İnsan vücudunda sinir sistemi beyin, omurilik ve çevresel sinirlerden oluşur. Çevresel sinirler, yaşamımızı idame ettirmemizi hareket etmemizi ve hislerimizin algılanmasını sağlar. İşte bu çevresel sinirlerin herhangi bir etki sonucu basıya maruz kalmasına ve sinir yakınlarındaki tekrarlayan travmalar yani sıkışmasına tuzak nöropati denir.

Vücudumuzda en sık görünen sinir sıkışması el bileğinde belirti veren median sinir sıkışmasıdır (Karpal Tünel Sendromu). Karpal tünel sendromu elin ilk üç parmağında kuvvet kaybı ve karıncalanma, keçeleşme hisler ve ağrı ile kendini gösterir. Kişiler etkilenen eldeki şikayetlerin sabah uyandıkları zaman daha fazla olduğunu belirtir.

Diğer bir sık görülen tuzak nöropati ise dirsek bölgesinde gerçekleşir. Dirsekten itibaren yayılan ağrı ve 4. ve 5. parmaklarda sinir sıkışması şikayetleri görülür. Ayrıca boyun kaslarındaki spazmlardan veya kısalmalardan dolayı kola giden sinirlerin boyun kasları arasında sıkışması da tüm kolda kuvvet kaybına ağrı ve uyuşukluğa sebep olabilir. Bu durum ise sık sık boyun fıtığı ile karıştırılabilir.

Tuzak nöropatiye sebep olan kas problemlerini gidermeye yönelik eklem, kas ve sinir mobilizasyonu gibi manuel tekniklerin yanında doğru egzersiz programıyla şikayetlerin ortadan kaldırılması mümkündür.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Amyotrofik Lateral Skleroz

Halk arasında ALS olarak bilinen hastalık, sinir sisteminin ilerleyici bir hastalığıdır. Vücudumuzda hareketi sağlayan sinir hücrelerinin (motor nöronların) hasarı ve ölümüne bağlı olarak ortaya çıkan, hasar sonucu kas zayıflığı ve felçle seyreden bir hastalıktır. ALS’nin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte %5-10’luk bir kısmı ailesel kaynaklıdır. ALS erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülür. Erkek kadın oranı 3:2 şeklindedir. Hastalığın ortalama başlangıç yaşı 55-60 yaşları civarıdır. Hastalara tanı konduktan sonra ortalama yaşam ömrü 3-5 yıldır. Hastalığın tanısı hekim muayenesi ve laboratuvar değerlendirmeleri sonucunda konur.

Hastalığın belirtileri hasar gören hücrelerin yerine göre değişiklik göstermekle birlikte genel tablo şu şekilde seyreder:

-Sıklıkla vücudun üst kısmında el ve parmaklardan başlayacak şekilde güçsüzlük ve kas kayıplarının (atrofinin) görülmesi,
– Kas güçsüzlüğünün asimetrik olacak şekilde komşu bölgelere yayılarak devam etmesi,
– Kas krampları,
– Konuşmanın bozulması (Dizartri),
– Yutmanın bozulması (Disfaji),
– Yorgunluk,
– Solunum yetmezliği,
– Ağrı,
– Harekete başlama ve hareketi kontrol etmede güçlük,
– Yavaş konuşma,
– Vücut için olağan olmayan reflekslerin varlığı (Babinski ve Hoffman refleksleri),
-Uzuvlarda sertlik,
-Yürüme güçlüğü.

Hastalar kas güçsüzlüğüne bağlı olarak düğme ilikleme, anahtar çevirme gibi günlük yaşam aktivitelerinde zorlanırlar. Daha nadir olarak alt uzuvlarda meydana gelen güçsüzlüklere bağlı olarak ayağı yerden kaldıramama, yürümede güçlük, takılma, düşme gibi şikayetlerle doktora başvururlar.

ALS REHABİLİTASYONU

ALS hastalığında rehabilitasyon oldukça önemli bir yere sahiptir. Hastalığa bağlı ortaya çıkan ve hastanın yaşamını olumsuz yönde etkileyen birçok faktör rehabilitasyon programıyla hastanın mevcut durumuna bağlı olarak en aza indirgenmeye çalışılır. Bu aşamada en önemli konu solunum işindeki etkilenmenin en aza indirilerek hastanın yaşamsal fonksiyonlarının devamlılığının sağlanmasıdır.

Bununla birlikte hastanın ağrı ve kas kramplarının önlenmesi, yaşam kalitesinin artırılması, kas zayıflığına bağlı olarak oluşan limitasyonların, eklem hareketlerinin kaybının önlenmesi yine rehabilitasyon programı kapsamındadır. Bu amaçla pasif veya aktif eklem hareketleri, germe egzersizleri, aerobik egzersizler, su içi egzersizleri içine alan bir program düzenlenebilir. Hastanın hareketlerine yardım edici özelliğe sahip cihazlar fizyoterapist tarafından uygun görüldüğü takdirde hareketleri desteklenmesi adına kullanılabilir. Ayrıca ailenin hastalık ve hasta bakımı konusunda bilinçlendirilmesiyle hastalığa bağlı oluşabilecek olumsuz etkiler en aza indirilebilir.

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus hastaya özgü olarak planlanan bir tedavi programı olması gerektiğidir. Tanı konduktan sonra gecikme yaşanmadan hastanın bir rehabilitasyon programına dahil edilmesi yaşanacak problemleri en aza indirmeye yardımcı olur.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Karpal Tünel Sendromu

Karpal tünel el bileğinde tendon, damar ve sinirlerin geçtiği bir boşluktur. Bu boşluktaki yapıların çeşitli nedenlerle çapının artmasıyla, içinden geçen median sinire baskı uygular. Median sinir ilk üç parmağın (baş parmak, işaret parmağı, orta parmak) ve yüzük parmağının yarısının duyusunu beyne iletmekle görevlidir. Sıkışıklık nedeni ile median sinir iletimi sağlayamaz, hastalar tipik olarak yanma, iğnelenme ve karıncalanmadan yakınırlar. Künt veya sızı şeklinde ağrı da gözlenebilir. İleri vakalarda güçsüzlük ve el becerilerinde azalma meydana gelir. Bulgular genellikle el bileğin sallanması ile hafifler. Hastalık genellikle mesleği gereği elini çok kullananlarda ortaya çıkar. Bunun dışında gebeliğin son dönemlerinde sıvı birikmesine bağlı karpal tünel sendromu ortaya çıkabilir.

Doğum sonrası kendiliğinden düzelir. Uzun süre klavye kullananlarda ve müzisyenlerde karpal tünel sendromu oluşabilir.

Karpal tünel sendromunun tanısı esas olarak fiziki muayene ile konur. Tanıyı doğrulamak amacıyla görüntüleme yöntemlerine başvurulabilir.

KARPAL TÜNEL (CARPAL TUNEL) FİZİK TEDAVİSİ

Karpal tünel sendromunun tedavisinde bileği sabitleyen ateller, enjeksiyon, fizik tedavi ve cerrahi uygulamalar yapılır. El bileğini sabitleme, semptomlar yeni başladıysa ilk seçenek olarak uygulanır. Enjeksiyonlar kas güçsüzlüğü olmayan etkin tedavi olarak uygulanabilir. Eğer iltihabi bir durum varsa ağrı ve enflamasyonu azaltıcı ilaçlar kullanılabilir. (Doktorunuza danışmadan ilaç kullanmayın!)

Fizik tedavi uygulamalarında en çok; ultrason, masaj, TENS, lazer, parafin, tendon ve sinir kaydırma egzersizleri kullanılır. Çalışma ortamını ergonomik olarak düzenleme hastalık semptomlarını azaltabilir.

KARPAL TÜNEL AMELİYATI

Fizik tedavinin ve diğer tedavilerin yetersiz kaldığı, kas gücünün çok azaldığı durumlarda cerrahi operasyon yapılabilir. Operasyon başarısı sinir hasarının derecesine bağlıdır. Çoğu hastada semptomlar cerrahi sonrası düzelir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Yüz Felci

Beynimizden gelen hareket emrini, yüz kaslarımıza taşıyan 7. Kafa sinirinin (Yüz Siniri/Nervus Facialis) hasarı veya etkilenimi sonucu yüz kaslarımızda oluşan hareket kaybına yüz felci denir. Orta kulak iltihabı, sistemik hastalıklar, Ramsay Hunt Sendromu (Yüz sinirini tutan bir cins zona), tümörler, travmalar, ameliyatlar ve Bell Paralizisi, bu hasar ve etkilenime sebebiyet veren nedenlerdendir. Bell Paralizisine ayrı bir parantez açmak gerekir. Çünkü yüz felçlerinin %60 veya %70’lik kısmını oluşturur. Ani başlangıçlıdır. Genellikle 15 ile 40 yaşları arasında görülür. Hastada, mimik kaslarındaki etkilenime bağlı yüzün bir yana kayması, gözde yaşarma, sesleri yüksek şiddette duyma, tat bozukluğu ve ağrı gibi semptomlar gözükebilir.

Yüz felci her yaşta ve her iki cinste eşit oranda görülebilir. Kışın daha fazla ortaya çıktığı gözlemlenmekle beraber her mevsimde de görülebilir.

Vücudumuz hareket kabiliyeti için kaslarla donatılmıştır. Yüz bölgemizde de bu ince işi yapan birçok kas vardır. Yüz felci sonrasında mimik hareketlerimizden sorumlu bu kaslar kısmen veya tamamen etkilenebilir. Ağız köşelerini yana çekerek gülümsememizi sağlayan zygomaticus major ve minor kasları, kaşlarımızı çatmamızı sağlayan corrugator supercilli kası, gözlerimizi kırparken ve yoğun ışık karşısında gözlerimizi kısmamıza yardım eden Orbicularis Oculi; ayrıca kaz ayağı diye adlandırılan kırışıklıkların sorumlusu da bu kastır. Şaşırdığımızda ve dehşete kapıldığımızda kaşlarımızı yukarı kaldıran frontal kas lifleri alnımızda oluşan derin çizgileri oluşturur. Orbicularis Oris kası öperken dudaklarımızı büzmemizi sağlar. Depresor Anguli somurturken dudaklarımız aşağıya çeker. Yüz felci sonrası bu kaslar etkilenir.

Yüz felci ikiye ayrılır. Santral yüz felci (beyin ve omurilik) ve periferik yüz felci (sinir telleri). Santral yüz felcinde yüzün alt kısmındaki kaslarda kuvvet azlığı, ağzın etkilenmeyen tarafa kayması gözlenir. Periferik yüz felcinde ise yüzün yarısının tamamında kuvvet azlığı vardır. Hasta tarafta; alın çizgileri silinir, göz kapağı kapanmaz, ağız sağlam tarafa kayar, dudaklar büzülmez, kaş kalkmaz.

YÜZ FELCİ TEDAVİSİ

Tedavideki amaç iyileşmenin hızlı bir şekilde ve tama yakın olmasını sağlamaktır. Tedavi fizyoterapist, kulak burun boğaz, nöroloji, psikiyatri, göz ve plastik cerrahi gibi dallar ile beraber yürütülür.

Yüz felci hastalarında göz kapağındaki zayıflık ve göz yaşı salgısının azalması sebebiyle gözleri tehlike altındadır. Gün içinde suni gözyaşı damlaları, geceleri göz merhemleri, koruyucu gözlük, steril göz kapama yapılması oluşabilecek komplikasyonları önler.

Fizyoterapist tarafından etkilenmiş yüze, pasif, yardımlı ve yardımlı-pasif kas egzersizlerinin yapılması kas gücünü korunması ve iyileşme seyri açısından oldukça önemlidir. Başlıca egzersizler; kaş kaldırma, göz yumma, burun kırıştırma, ıslık çalma, yanak şişirme ve sırıtma hareketleri olabilir.

Fizyoterapist gözetiminde infraruj, elektrik stimulasyonu uygulanabilir. Hasta her gün ayna karşısında abartılı harf sayma, abartılı mimik hareketleri, sakız çiğneme, mum üfleme ve balon şişirme egzersizleri yapabilir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Polinöropati

Polinöropati, birden fazla periferik sinirin aynı anda tutulduğu bir süreçtir. Polinöropatilerin görülme sıklığı %2,4 olarak belirtilirken, 55 yaş ve üzerinde bu oran %8’e kadar çıkmaktadır.
Polinöropatilerde görülen klinik bulgular; duyusal bozukluklar, kas kuvvet kayıpları, otonomik bozukluklardır.

Polinöropatide klinik bulgular hastalığın tipine göre değişebilir. Temel şikayetler; yürüme ve koşma bozukluğu, denge bozukluğu, çekiç parmak, pençe el deformitesi, sık görülen ayak burkulmaları, ayak ülserleri (diyabetik ayak), topuklarda yürüyememe ve diz üstü pozisyondan ayağa kalkamamadır.
Hastalığın ilk bulguları genellikle ayak ve ayak parmaklarında görülen uyuşma, yanma, karıncalanma, hissizliktir. Bu bulgular hastanın günlük yaşam aktivitelerinin kısıtlanmasına neden olan bozukluklardır.

Polinöropati Çeşitleri

Diyabetik Nöropati: Risk faktörleri; yüksek hemoglobin (kanda bulunan demir) düzeyi, yüksek tansiyon, sigara, alkol kullanımı, dislipidemi (kandaki yağ oranındaki bozukluk), ileri yaş, boy ve obezitedir. Hastaların şikayetleri özellikle geceleri artar. Hastalığın ilerleyen sürecinde özellikle el ve ayak parmaklarında tutulum görülür.

GuillainBarre Sendromu: Bulgular genellikle parmak uçlarında uyuşma, iğnelenme, karıncalanma şeklinde ortaya çıkar. Ağrı özellikle kol, bacak ve gövdede görülür. Kuvvet kaybı önce bacaklarda daha sonra kollarda gelişir. Hastaların üçte birinde solunum problemi görülür.

Kronik İnflamatuar Demyelinizan Polinöropati: Hastalık sıklıkla 40-60 yaşları arasında görülür. İlerleyici ve tekrarlayıcı kas güçsüzlüğü belirgindir. Güçsüzlük değişik derecelerde görülebilir ve en az 2 ay ilerleme gösterir. Bacaklar, kollara göre daha çok etkilenir. Duyusal bulgular genellikle uyuşukluk ve iğnelenme tarzındadır. Dokunma ve titreşim hissi en sık etkilenen diğer duyulardır. Hastaların yarısından fazlasında denge bozukluğu görülür. Diğer nöropatilerden ayırıcı özelliği ise güçsüzlüğün boyun kaslarını da etkilemesidir. Yokuş ve merdiven çıkma, alçak yerden kalkma zorluğu ve düşmeler hastaların önemli şikayetleri arasındadır.

Friedrich Ataksisi: Hastalık genellikle ergenlik çağı bitmeden başlasa da hastalığın başlama yaşı 25 yaş altıdır. Hastalığın ilk bulguları genellikle yürüme zorluğu ve denge bozukluğudur. Daha sonra koordinasyon kaybı ve titreme bulguları görülür. Konuşma bozukluğu ve yutma bozukluğu erken dönemlerden itibaren hastaların en çok şikâyet ettikleri bulgulardır. Bacaklarda kuvvet kaybı, pozisyon duyusunda kayıp, skolyoz (omurgada eğrilik), ayak şekil bozuklukları da klinik bulgular arasındadır.

Herediter Motor Duyusal Nöropati: Bulgular 20 yaşından önce açığa çıkar. İlk bulgular bebeklik döneminde başlar (ayak şekil bozuklukları ve yürüme güçlüğü). El kasları, ayak kaslarından sonra etkilenir. Pençe el deformitesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Titreşim ve pozisyon duyuları diğer duyulardan daha fazla etkilenir.

POLİNÖROPATİ TEDAVİSİ

Polinöropatilerde klinik bulguların hastalıktan hastalığa ya da hastadan hastaya göre değişmesi nedeniyle fizyoterapi değerlendirmesi var olan klinik tablo göz önüne alınarak yapılır. Hastanın şikayetleri temel alınarak; bozukluk, aktivite kısıtlılığı ve katılım kısıtlılığının değerlendirilmesi, hastanın bulguları ve bu bulguların hastanın günlük yaşam aktivitelerindeki önemini göstermesi açısından önemlidir.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Polinöropatili hastalarda fizyoterapi programı oluşturulurken hastalığın bulguları ve bu bulguların şiddetinden çok hastanın günlük yaşamına etki düzeyi dikkate alınmalıdır.
Temelde polinöropati sonrasında uygulanacak fizyoterapi programı, aerobik (oksijenli) egzersizler, kuvvetlendirme eğitimi, germe egzersizleri, duyusal eğitim, endurans (dayanıklılık) eğitimi, denge ve yürüme eğitiminden oluşur.

Egzersiz eğitiminin; kas kuvveti, endurans (dayanıklılık), proprioseptif duyu (derin duyu), fonksiyonel beceri, denge ve koordinasyon üzerine olumlu etkileri vardır.

Polinöropatili hastaların ortak şikayetlerinden bir tanesi yorgunluktur. Hemen hemen tüm polinöropati tip hastalarında hem istirahatte hem de aktivite halinde iken yorgunluk şikayetleri vardır.

Aerobik egzersizler hastanın yorgunluğu ile baş etmede kullanacağı bir seçenektir.

Proprioseptif duyu kaybı, hastaların denge bozukluğu ve düşme riskleri ile doğrudan ilişkidir. Bu nedenle proprioseptif eğitim mutlaka fizyoterapi ve rehabilitasyon programında yer almalıdır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

WhatsApp chat