Rotatör Cuff Yaralanmaları

Rotator cuff, omuz stabilizasyonu yani omuzun sabitlenmesi için birlikte çalışan kas grubunun adıdır. Supraspinatus, infraspinatus, teres minor ve subscapularis kasları rotator cuff grubunu oluşturur. Bu kaslar hem omuzu sabitler hem de hareket etmemizi sağlar. Omuz ağrılarının ilk akla gelen sebebi bu kas grubundan kaynaklanır. Rotator cuff yaralanmaları genelde:

  • Sıkışma,
  • Travma sonrası yırtılma,
  • Zayıflık ve güçsüzlük,
  • Omuzun aşırı kullanımı (over use) sonucu oluşur.

ROTATÖR CUFF YARALANMASI BELİRTİLERİ

Omuzdaki ağrı sıklıkla bir yaralanmanın habercisidir ve bazen kısmi yırtık habercisi de olabilir.  Bir cismi kaldırırken ya da çekerken, omuz çıkığı durumlarında, omuz üzerine düşme ya da bir travmayı önlemek için kendimizi korurken, herhangi bir durumda omuza alınan darbeler rotator cuff zedelenmesine sebep olabilir.  Zedelenme olduğunda akut dönemde (yaralanmanın ilk beş günü) ağrı-acı, şişlik(ödem), kızarıklık, omuzda ısı artışı, ağrı-acıya bağlı hareket kısıtlılığı görülür.

İyileşme dönemi 15 ila 21 gün sürer. Akut dönemde omuz korunmalı, dinlendirilmeli, gerekirse askıda tutulmalı, şişme ve ağrıyı kontrol altına almak için ara ara 10 dakika kadar soğuk uygulama yapılmalıdır. Akut dönem bitip kronik döneme geçildiği zaman ağrılar izin verdiği kadar hareket edilerek omuzun iyileşmesi gözlemlenir. Ama bazen iyileşme süresinin bitmesine rağmen ters giden bir şeyler vardır ve kişi geçer ümidiyle beklerken bu süre içerisinde omuzda başka olumsuzluklarda gözlenebilir veya süre uzadığı halde şikayetlerde artma ya da azalmama görülebilir.

Rotator cuff yaralanmasına bağlı kolu hareket ettirirken ağrı ve zorlanma, omuzda ve bazen kola yayılan ağrı, eli baş üstüne ve bele götürememe (kısıtlılık hareketsizlik süresine göre büyüyebilir), gece uyutmayan ya da uykudan uyandıracak kadar ağrı, ağrıyan kolu kullanmamaya bağlı olarak hareketle beraber çıkan kıtır kıtır sesler (krepitasyon) görülebilir.

Anormal durumlarda muayene sonucunda fizyoterapi, medikal tedavi uygulanabilir. Bazen yaralanma cerrahi boyuta gidecek kadar büyük olabilir. 1. ve 2. derece yırtıklar fizyoterapiyle tedavi edilebilirken 3. derece yırtıklar cerrahi yöntemlerle dikilir ki bu yırtıkta kas bütünlüğünü kaybetmiştir. Cerrahi işlem sonrası yine fizyoterapiyle kas güçlendirilir, etkilenen bölge eklem ve kaslar sağlıklı formuna en yakın şekilde esnekliğine kavuşturulur ve fonksiyonel hale getirilir. Kısacası fonksiyonellik açısından her yol fizyoterapiden geçmelidir.

Omuz sıkışmalarında sebep bazen akromion denen çıkıntıdır. Akromion omuz eklemi kemiklerinin oluşturduğu ve gaga şeklinde pazu (humerus) kemiğinin üstünde apolet gibi duran çıkıntıdır. Bu çıkıntı bazen büyüyebilir ve gaga şeklinde kasa doğru bası yaparak zarar verebilir. Bu durumda cerrahiyle gaga küçültülür. Cerrahi sonrası eklem ve kasın durumu değerlendirilerek fizyoterapi programı oluşturulur.

Tendon değişimi ve tamiri, omuz protezi gibi cerrahi durumların ardından da eklem, kas ve tendonların durumu değerlendirilerek fizyoterapi programı oluşturulabilir.

Osteoartri̇t (Ki̇reçlenme)

Osteoartrit romatizmal bir hastalıktır. Tüm dünyada yetişkin kişilerde sakatlanmaya neden olan, eklem kıkırdağı ve kemik bütünlüğünün bozulması ile karakterize sık görülen bir hastalıktır. Kalça ve diz gibi yük taşıyan uzuvlar sık tutulan eklemlerdir.

Osteoartritte eklemlerin normal hareket açılarında azalma ve kas kuvvet kaybı meydana gelir. Bunun sonucunda yaşam kalitesi düşer.

İlaç ile birlikte egzersizin büyük önemi vardır. Egzersiz; ağrıyı azaltmak, eklem hareketini arttırmak, eklem mekaniğini düzeltmek, sakatlığı önlemek ve yaşam kalitesini arttırmak için gereklidir. Doğru yapılan egzersizin herhangi bir yan etkisi yoktur.

Vücut ağırlığı ekleme binen yükü arttıracağı için kilo kontrolü hastalığın seyri açısından önemlidir.

Egzersiz reçetesi hazırlarken; hastanın yaşı, başka hastalıkları, genel hareketlilik durumu, ağrı şiddeti göz önünde bulundurulmalıdır. Egzersiz programı; germe, güçlendirme ve aerobik egzersizler içermelidir. Egzersizler ile beraber kişinin egzersiz kapasitesi artar ve yorgunluk durumu azalır. Egzersiz ekleme özel düzenlenmelidir. Ekleme ani yük bindiren egzersizlerden kaçınmak gerekir.

Su içindeki egzersizlerin diğer egzersizlere göre bir üstünlüğü bulunmamak ile birlikte şiddetli ağrı problemleri olan hastalar için önerilebilir. Eklemlere yönelik egzersizler diz tutulumlu hastalarda daha çok etkilidir ancak hangi hastaya hangi tür egzersiz ne sıklık ile verilmesi gerektiği sağlık profesyonelleri tarafından belirlenmelidir. Bilinçsizce yapılacak egzersizlerin eklemi daha fazla yıpratması kaçınılmazdır.

Kaplıca tedavileri direk olarak iyileşmeyi sağlamaz ancak kas spazmlarını azaltarak geçici rahatlama sağlayabilir.

Fizyoterapistler tarafından; elektroterapi, lazer, sıcak-soğuk uygulamalar, elektromanyetik alan tedavisi, egzersiz ve manuel tedavi yöntemleri kullanılır.

Geli̇şi̇msel Kalça Çıkığı

Halk arasında kalça çıkığı olarak adlandırılan kalça displazi; femur (uyluk kemiği) ve bu kemiğin pelvisle (leğen kemiği) bağlantı yaptığı yüzey olan asetabulum arasındaki uyumsuzluk (yarı çıkık) ya da tam çıkık olan displazi şeklinde kendini göstermektedir. Dünyada bin doğumda bir olarak görülen displazi sıklığı ülkemizde binde 5 ila 15 arasında değişmektedir.

Daha önce doğuştan kalça çıkığı olarak adlandırılan hastalık günümüzde gelişimsel kalça displazisi (çıkık) olarak revize edilmiştir. Bu değişimdeki temel etmen kalça çıkığının sadece doğuma bağlı olarak değil doğumdan sonraki evrede de kendini gösterebiliyor olmasındandır.

Makat doğum, kundaklama, anne karnındaki pozisyonel bozukluklar, anne karnındaki sıvı azlığı başlıca sebeplerinden olmakla birlikte genetik yatkınlıklar, aile öyküsü ve yapısal özellikler (kas ve bağ dokunun olması gerektiğinden gevşek olması vb.) de belirleyici olmaktadır.

Bebeğin anne karnındaki pozisyonunda dizler fleksiyonda (bükük) ve kalça abdüksiyondadır (dışa açık). Doğumdan sonra da kalça bu pozisyonu korur. Ve kıkırdak halde olan kalça eklemi ilk üç ay içerisinde kemikleşmesini tamamlar. Bu aşamada kundaklama gibi kalça anatomisine aykırı pozisyonlamalar (bebeğin bacaklarını düzleştirme içe yaklaştırma hareketleri) femur başının asetabulumdan çıkmasına neden olabilir.

Aynı zamanda yeni doğan bebeğe hareketlerini kısıtlayıcı kıyafetler giydirilmemeli, üzeri çok ağır örtülerle kapatılmamalıdır.

Yenidoğan bebeğin dizlerinin ve kalçasını bükülü olmaması, kasık katlantılarının asimetrik olması, bacak boyları arasında fark olması, kalçanın dışarı açılmasında kısıtlılık olması şüphe uyandıran belirtilerdendir. Bu belirtilerden bir tanesinin görülüyor olması gelişimsel kalça displazisi şüphesi uyandırmakta ve mutlaka ortopedist doktor tarafından muayenesi yapılmalıdır. Tedavide erken tanı önemli bir faktör olmakla birlikte tedavi görmeyen bebeklerin gelişiminde kalıcı deformasyonlara neden olabilmektedir. Erken tanılı tedavide pelvik bandajlar önemli rol oynamaktadır. Bununla birlikte eklem kapsülünün stabilizasyonu için gereken çevre kas dokunun güçlü tutulması tedavide bir diğer önemli faktördür. İlerleyen dönemde femur başı avasküler nekrozu vb. gibi kemik yapıda süreklilik arz eden deformitelerin yaşanmaması için mutlaka bir fizyoterapist ile çalışılmalıdır.

Osteoporoz

Osteoporoz, halk arasında en sık görülen kemik hastalığıdır. Kelime anlamı olarak kemiğin erimesi anlamına gelen osteoporoz; kemik kütlesinin azalması, kemik yapısında bozulma ve bunlar sonucu kemik kırılganlığında meydana gelen artışla sonuçlanan kas iskelet sistemi hastalığıdır. Kadınları erkeklerden daha fazla etkilemektedir. Dünya üzerinde osteoporoz tanısı almış yaklaşık 200 milyon kadın mevcuttur.

Osteoporozun en önemli iki sebebi; ilerleyen yaş ve cinsiyettir. Yaşla birlikte kalsiyum metabolizmasındaki değişiklikler, kemiklerin de tıpkı insanlar gibi yaşlanarak yapılarının bozulmaya başlaması ve yeni kemik hücresi üretiminin genç yaşlara oranla daha az olması osteoporozu ortaya çıkaran en önemli sebepler arasında gösterilmektedir.

Bir diğer önemli sebep ise, kadın cinsiyete sahip olmaktır. Kadınlarda bulunan östrojen (kadınlık hormonu) hormonu kemik yapı için koruyucu bir işlev gösterir. Bu hormon kadınların adet dönemleri boyunca aktif olarak salgılanmaya devam eder. Hormon, menopoz öncesi yaklaşık 50 yaş civarında azalmaya başlar ve menopoz süreci ile birlikte salgılanan östrojen miktarı çok düşük seviyelerde seyreder. Mevcut östrojen seviyesi kemikler üzerinde koruyucu etkisini yapamaz hale gelir ve osteoporoz tablosu ortaya çıkmaya başlar. Menopoz sonrası kemik kaybı kadınlarda her yıl %2-3 oranında artarken bu oran erkekler de çok daha düşük seviyelerde seyreder. Bu durum iskelet sistemi için hızlı bir kemik kaybı anlamına gelmekte ve osteoporozun kadınları daha çok etkilemesinin sebebini açıklamaktadır. Daha nadir olarak görülmekle birlikte, osteoporoz başka hastalıkların beraberinde de görülebilir. Kişide romatoid artrit, çölyak hastalığı, şeker hastalığı, kötü huylu hastalıklar vb. hastalıkların olması durumunda kişiler osteoporoz için risk altındadır.

Osteoporozun en önemli sonucu ise kişilerde oluşabilecek kırık riskini artırmasıdır. Böyle bir tablo da en çok etkilenen bölgeler el bileği, omur kemikleri ve kalça eklemidir. Kırıklar özellikle ileri yaş için ciddi bir risk faktörüdür ve dikkate alınmadığı takdirde ölümle sonuçlanabilmektedir.

OSTEOPOROZDA FİZİK TEDAVİ
Osteoporoz ilerleyen yaşın da etkisiyle birlikte yaşamı olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Bu dönemde osteoporozun olumsuz etkilerini azaltmak ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla rehabilitasyona başvurmak fayda sağlayacaktır. Rehabilitasyon programı kişinin mevcut durumu göz önüne alınarak hazırlandığında oldukça etkili bir tedavi şekli olarak karşımıza çıkar. Rehabilitasyonun en önemli görevi; kemik kayıp hızının azaltılması, mevcut kemik kütlesinin korunması ve kırık oluşma riskinin en aza indirilmesidir.

Rehabilitasyon programlarının ilk basamağı kişiye uygun planlanmış egzersiz programlarıdır. Egzersiz, yeni kemik hücresinin oluşumunu artırır, kemiğin güçlenmesi için gerekli olan kalsiyumun kemik yapısında yerleşmesini sağlar ve östrojen düzeyini artırır. Ayrıca denge ve koordinasyonu artırarak düşme riskini azaltır, dolaylı olarak kırık gelişme riskini de azaltmış olur. Bunun yanı sıra kişinin doğru bir beslenme programının olması rehabilitasyonda başarı şansını artırır. Peynir, süt gibi proteinden zengin besinleri tüketmek, ıspanak gibi kalsiyum yönünden zengin yeşil yapraklı ürünlerin tüketilmesi, alkol ve sigaradan uzak durulması, aşırı şeker ve tuz tüketiminden kaçınılması beslenme noktasında dikkat edilmesi gereken hususlardır.

Transient Osteoporoz (Geçici Kemik kaybı)

Travmatik durumlardan bağımsız, nedeni tam olarak bilinmeyen geçici kemik iliği kaybıdır. Nedeni tam olarak bilinmesede;

  • Kalça etrafındaki küçük kan damarlarının tıkanması,
  • Hormonal değişiklikler,
  • Kemiğe yapılan anormal stres gibi faktörlerin etken olduğu düşünülmektedir.

Genellikle kalçanın önünde ve kasıkta lokalize olan ani başlangıçlı ağrı ile karakterizedir. Ağrı ile doğru orantılı olarak azalan bir hareket kaybı bulunur. İlerleyen vakalarda yürüyüş bozukluklarına neden olur. Ekleme verilen yük miktarı azaltıldığında ya da dinlendirildiğinde ağrıda kayda değer azalmalar görülmektedir. Genelde hastalar pasif hareketler yerine aktif hareketlerde ağrılarının artığını bildirirler.

Genellikle kalça ekleminde görülmesine rağmen alt extremitede ayak bileği ve diz eklemlerinde de rastlanmaktadır. Hastaların çok küçük bir bölümünde yaşamın ilerleyen dönemlerinde tekrarlar. Aynı eklem ya da başka bir eklemde de görülebilir.

Kalçanın geçici osteoporozunda uyluk kemiğinin ( femur ) başı zayıflar ve yoğunluğu azalır. En sık 30-60 yaş arası orta yaşlı erkeklerde rastlanmaktadır. Erkeklerin yanı sıra gebeliğin son dönemlerinde olan ya da yeni doğum yapmış kadınlar arasında da yaygın rastlanmaktadır.

Konservatif Tedavi Yöntemleri

Çoğu hastada semptomlar 6 ay ile 1 yıl arasında kendiliğinden düzeldiği için tedavi genelde hastalık sırasında zayıflayan kemik sonucu oluşabilecek problemlere karşı önlem almayı içermektedir.

  • Non-steroid Antinlamatuarlar
  • Fizik Tedavi:
  • Ekleme binen yükü azaltma çalışmaları: ağırlık kaldırma faaliyetlerini sınırlandırmanız gerekebilir. Koltuk değneği, baston ya da yürüteç yardımı ile kalça üzerine binen yük azaltılarak, zayıflamış kemiğin kırılması önlenir.
  • Kalça çevresindeki kasların güç ve esneklik dengeleri sağlanmalıdır.
  • Su içi egzersizler hem ağırlığı azaltır hem de hareketi kolaylaştırır.
  • Beslenme programı özellikle “D vitamini” içermelidir.

Gerekli görülen tedaviler yapıldıktan sonra kalça tekrar eski kuvvetine ve fonksiyonelliğine kavuşacaktır.

 

Meni̇sküs Yaralanmaları

Menisküs; diz ekleminde bulunan ‘C’ şeklinde konumlanan ve açık kısımları birbirine bakan kıkırdak dokulu bir yapıdır. Bu yapı diz eklemini oluşturan uyluk ve kaval kemikleri arasında, bir adet iç kısımda iç(medial) menisküs, bir adet dış kısımda dış(lateral menisküs olmak üzere her iki dizde de bulunur.
Diz eklemi vücut ağırlığının taşınmasında önemli bir rol üstlenir. Dize gelen yüklerin, bacağın üst kısmından alt kısmına dengeli bir şekilde taşınması ve aktarılması ise bu lastiksi yapıdaki menisküsler sayesinde olur. Menisküsler bir conta görevi görerek, kemiklerin birbirine sürtünerek hasar görmesini engeller.

Menisküs problemleri; sıklıkla sporla uğraşan bireylerde görülebileceği gibi spor dışı sıradan aktiviteler sırasında da görülebilir. Ayak yerde sabitken gövdenin diz üzerinde ani dönüşü, dize alınan darbe, tekrarlanan diz bükme hareketleri genç yaşta menisküs kopma ve yırtıklarına yol açabilir. 40 yaş üstü kişilerde ise; zaman içinde menisküslerin yapısının kalitesinde azalma, fazla kilo, kireçlenme gibi nedenler basit bir çömelme hareketinde bile menisküs hasarına sebep olabilir.

Oluşan bu yırtıklar ani travmalardan çok tekrarlayıcı travmalar yüzünden oluşurlar. Menisküslerin kan damar yapısı içermedikleri için beslenmeleri zayıftır ve bu yüzden menisküs yırtıkları kolay kolay iyileşmezler.

Oluşan yırtıklar tibia plato yüzeyine paralelse “horizontal yırtık”, dikse “vertikal yırtık” olarak adlandırılır. Vertikal yırtıklar menisküsün orta kısmına doğru uzanıyorlarsa “radikal yırtıklar”, ön arka planda uzunlamasına büyüyorlarsa en sık görülen “longitudinal yırtıklar” oluşur. Longutidunal yırtıklar menisküsün arka kısmından başlayıp öne doğru ilerliyorsa “kova sapı yırtığı” oluşur. Halk arasında daha yaygın bilinen bu yırtık tipi, menisküs semptomlarının en tipik bulgusu kilitlenmelere neden olur.

Menisküs zedelenmelerinde ilk bulgu; dizde ağrının oluşmasıdır. İlk başlarda çok şiddetli olmayan ağrı, merdiven inme ve özellikle çıkma sırasında, eğilip kalkma hareketinde, namaz kılma sırasında şiddetini artırır. Eklem içinde sıvı birikmesiyle ağrıya şişlik de eşlik edebilir. Hasarın şiddetine göre; yürürken dizde boşalma hissi, kilitlenme, takılma sesi ve eskiye kıyasla hareket kısıtlanması gözlemlenebilir. Ayrıca bu yaralanmaya çapraz bağların da hasar görmesi eklenmiş olabilir. Bu durumda doktorun fiziksel muayenesi ve MR tetkikiyle yırtığın boyutu saptanır.

MENİSKÜS AMELİYATI (CERRAHİSİ)

Parsiyel menisektomi: sağlıklı kısımların bırakılıp yırtılmış parçanın çıkartılmasıdır.

Total menisektomi: tamiri mümkün olmayan ve parsiyel menisektomi yapılamayan yırtıklar da menisküsün tamamı çıkartılır.

Menisküs tamiri: iyileşmeye olanak tanıyan ve iyileştikten sonra fonksiyonelliğe dönebilecek yırtıklarda uygulanır. Menisküs tamir işlemi yapılacak hastalara karar verilirken genç ve menisküsün periferinde (dışa yakın kısımlarda) yırtık olması göz önüne alınır.

Menisküs cerrahileri açık veya kapalı (artroskopik) olarak yapılabilir.

Menisküs fonksiyonlarının öneminin anlaşılması ile beraber menisektomi (menisküsün çıkarılması) sonrası dizde oluşabilecek yapısal değişiklikler nedeniyle günümüzde artık tamamen çıkartmak yerine yırtılan kısım çıkarılmakta ya da tamir edilmektedir. Hatta bazı durumlarda  menisküsler kendiliğinden iyileşebilmekte veya semptom vermemektedir. Bu durumda cerrahi yerine konservatif tedavi yaklaşımları denenebilir.

MENİSKÜS KONSERVATİF TEDAVİ

Akut dönemde bacak hareketleri kısıtlanıp, dinlenme, buz kompresi, elastik bandaj ile sargı ve dizi vücut seviyesinden yüksekte tutarak (dizin altını yastıkla yükselt) ağrı ve şişliğin azalması beklenir. Bu süreçte birey dize binecek yükü koltuk değnekleri kullanarak azaltır. Dizin aşırı hareketini ve yaralanmanın ilerlemesini önlemek ve ağrıyı azaltmak için ortez kullanılır.  İyileşene kadar spor ve aktivitelerde dize binen yükü azaltacak şekilde düzenlemeler yapılır.

Diz için yapılan tüm egzersiz programları ağrı sınırları içinde ve hastanın durumuna uygun olarak yapılmalıdır.

Doktor tarafından reçete edilen anti-enflamatuar ve analjezikler kullanılmaya başlanır.

MENİSKÜS AMELİYATI  SONRASI FİZİKTEDAVİ

Uygulanacak olan rehabilitasyon programı yapılan cerrahi şeklinin menisektomi mi yoksa tamir mi olduğuna göre değişmektedir. Total menisektomide menisküs dokusunun tamamı çıkartıldığı için korunmak istenen bir doku yokken tamir sonrası korunması gereken bir doku vardır.

Menisektomi cerrahisi sonrasında ağrı ve ödem kontrolü sağlandıktan sonra hareket açıklığı kazanılarak, hastanın tolere edebildiği ölçüde hareketlendirmeye başlanır. Oluşabilecek atrofiyi önlemek ve kas kontrolü amacıyla kuvvetlendirme, denge ve propriosepsiyon egzersizleri programa eklenir. Hasta sporcu ise fonksiyonel ve spora özgü hareketlere ilerleyen dönemlerde geçilir.

Yapılan cerrahi işlem menisküs tamiri ise öncelikli olarak ağrı ve ödem kontrolü ile beraber 4-6 haftalık bir koruma dönemi sonrasında  fizyoterapistin kişiye özel olarak oluşturacağı rehabilitasyon programı uygulanır. Programa hareket açıklığı, propriosepsiyon, denge ve kuvvet egzersizleri uygun bir şekilde dahil edilir. Hasta sporcu ise spora özgü egzersizlere terapist eşliğinde başlanır. Düzenli bir programla spora dönüş 4-5 ay içinde sağlanabilir

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Ön Çapraz Bağ Yaralanmaları

Diz eklemini oluşturan; uyluk kemiği, kaval kemiği ve diz kapağını birbirine bağlayan, diz ekleminin stabil kalmasını sağlayan; ön ve arka çapraz bağlar, iç ve dış yan bağlar olmak üzere 4 önemli ana bağ vardır.

Ön ve arka çapraz bağlar diz ekleminin ortasında bulunmakta ve birbirlerini çaprazlayarak X şeklini aldıkları için bu isimle anılmaktadırlar. Ön çapraz bağ (ÖÇB); dizin kontrolsüz şekilde öne doğru kaymasını engellerken arka çapraz bağ(AÇB); dizin geriye doğru yer değiştirmesini önler. İç ve dış yan bağların da dizin içe ve dış yana kaymasını engellemesiyle koordineli bir yürüyüş sağlanmış olur. Dizi dışardan gelen ani darbeler, dönüşler ve fazla yüklenmelere karşı koruyarak mekanik stabilite sağlar. Dize sağlamlık hissi vermesinin yanında derin duyu dediğimiz dizin propriosepsif girdilerinde de büyük rol oynar.

Dizde en sık karşılaştığımız yaralanmaların başını ön çapraz bağ yaralanmaları alır. Genelde önlenemez kazalardır ve tamir gerektirirler. Sıklıkla basketbol, futbol, kayak gibi sportif bir aktivite sırasında sabit ayak üzerinde, gövdenin ani şekilde dönmesi (koşarken ani yön değiştirme) sırasında, arkadan itilme anında, yüksekten düşme, dize direk darbe durumlarında kopma meydana gelir. Sıklıkla diğer bağ ve menisküs yaralanmaları eşlik eder bu duruma. Anatomik pozisyonlarından ve benzer görevlerinden dolayı daha çok iç yan bağ ve iç (medial) menisküs eşlik eder.

Doğuştan yaygın bağ gevşekliği de varsa bu kopma riski artabilir. Ayrıca kadın sporcularda kas güçlerinin ve bağların gevşeklik durumunun erkeklerden farklı olması gibi yapısal özelliklerinden dolayı %2-10 oranında erkek sporculara göre daha fazla oluşabilmektedir.

Uyluk grubu kaslarının güçlü olması ve sporda kullanılan doğru ekipmanların kullanılması yaralanma riskini minimuma indirir.

Ciddiyetine göre 3 derecede incelenir:

  1. Derecece: En az bağ hasarı ile birlikte ağrı
  2. Derece: Daha fazla bağ hasarı ve eklemde boşalma hissi
  3. Derece: Bağda tam kat yırtık ve eklem stabilitesi bozulmuştur.

Ön çapraz bağ yaralanmalarında; ilk olarak ciddi bir ağrı ve birkaç saat içinde şişme meydana gelir. Hatta bazı yaralanma anlarında bağdaki kopma sesi duyulabilir. Hareket kısıtlılığı ve topallama görülür. Akut dönem geçtiğinde şişlik ve ağrı hissi azalır. Bunun yerini yürürken dizde boşalma hissi, yürüyüş sırasında dizi kontrol edememe, merdiven inmede güvensizlik yaşama, koşamama gibi belirtilere bırakır. Bu şikayetlere ek ağrı devam edip, dizde kilitlenme hissi varsa menisküs yırtığının da ön çapraz bağ yaralanmasına eşlik etmiş olabileceği düşünülür. Genellikle ilk iki gün en kötü halini alır ve sonrasında azalmaya başlar.

Yaralanma sonrası ilk müdahale olarak kişinin bacağa yük vermesi kısıtlanıp, buz ve elastik bandaj ile sargıyla ağrı ve şişliğin azalması sağlanmalıdır.

Doktorun dizin stabilitesini değerlendiren fiziksel muayenesi sonrası, eklemi oluşturan kemiklerde çatlak veya kırık tespiti için röntgen ve bağ yaralanmasında kesin tanı için MR tetkikiyle ön çapraz bağ yaralanmasının evresi saptanır.

Kullanılan değerlendirme testleri:

  1. Öne Çekmece Testi
  2. Lahman Testi
  3. Pivot Shit Testi
  4. KT1000-2000 gibi testler hekim tarafından fizik muayenede kaval kemiğinin öne doğru bir hareketi olup olmadığını anlamak amacıyla yapılmaktadır. Sağlıklı ve objektif bir ölçüm için testler her iki dizde yapılıp karar verilir.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ AMELİYATI (CERRAHİSİ) 

Yırtılan bir ön çapraz bağın kendini yenileme ve iyileşme yeteneği sınırlıdır. Bu yüzden;

*Genç bireylerde,

*Aktivite düzeyi yüksek spor yapan bireylerde,

*Ön çapraz bağ dışında başka bağ ve menisküs yırtıkları eşlik eden bireylerde cerrahi uygulanması uygundur. Akut dönemde yüksek düzey spor yapan bireylerde ameliyat hemen yapılması gerekirken, aktivite düzeyi düşük genç bireylerde cerrahi için 3 hafta beklemek daha uygunudur. Kronik dönemde ise ameliyat herhangi bir süreçte yapılabilir.

Bağın tamiri için kullanılan greftler otogreft (kendi vücudundan elde edilen bağlar) veya allogreft (kadavra veya başka bir kişiden elde edilen bağlar) olabilir. Sık sık hamstring ve patellar tendon greftleri kullanılmaktadır.  Cerrahın tercihine göre “Tek demet, Çift demet, Anatomik tek demet “ön çapraz bağ tamiri yapılabilir. Son zamanlarda biyomekanik üstünlüğü fark edilen çift demet tekniği geliştirilmesine rağmen en yaygın olarak tek demet kullanılmaktadır. Ameliyat sonrası en sık karşılaşılan komplikasyon greft alınan bölgede ağrı ve kanama oluşmasıdır.

ÖÇB cerrahileri başarı oranları %80-90 civarındadır.

*Ön çapraz bağda kısmi yırtık oluşmuşsa ve kişinin aktif bir yaşam tarzı yoksa cerrahi tedavi önerilmeyebilir.

Cerrahi tekniklerinin gelişmesi ile fizyoterapi protokolleri de hızlanmaya başlamıştır.

ÖN ÇAPRAZ BAĞ AMELİYATI (CERRAHİSİ) SONRASI FİZİK TEDAVİ

Rehabilitasyon protokolleri hastaya, hastalığın durumuna göre modifiye edilmelidir. Spora veya aktiviteye mümkün olduğu kadar erken dönüş sağlanmalı fakat zamanından önce dönüldüğünde yaralanmanın kötüye gidebileceği unutulmamalıdır. Tedavi gün ve haftaya göre değil dizin iyileşme sürecine ve kişiye göre ilerler.

Rehabilitasyon süreci cerrahi sonrasında en erken dönemde hastane ortamında başlanmalıdır. Öncelikli olarak hasta eğitimi verilir. İlk 48 saat her saat 15 dakika, devamında günde en az 3-4 kez 15 dakika buz uygulaması öğretilir. Açı ayarlı dizlik başlangıçta 0 derecede kilitli daha sonra açı artırılacak şekilde, ilk gün çift koltuk değneği ile yürüme eğitimi verilmelidir. En geç 3 hafta sonunda hasta ayağına tam yük vermelidir.

Yatak içi pasif, aktif eklem hareket açıklığı ve mobilisazyon egzersizleri ile başlayan program fizyoterapist eşliğinde ilerler. En erken dönemden itibaren başlangıçta oturarak devamında ayakta durarak propriosepsiyon egzersizleri programa eklenmelidir. Erken dönemde hasta yapabildiği egzersizleri açı ayarlı breysini kullanarak yapmalıdır. Terapist hastanın durumuna göre tedaviye dizin ön ve arka grup kaslarını içeren germe ve kuvvetlendirme egzersizlerini ekler. Koruma dönemi sonrası ayakta kuvvetlendirme ve denge egzersizleri dâhil edilir. İleri kuvvetlendirme dönemi sonrasında spora dönüş çalışmalarına başlanır. Spora özel egzersizler ile beraber spora dönüş performans testleri sonuçlarına göre kişi aktif spor yaşamına döner.

Fizyoterapist kontrolünde yapılan doğru bir rehabilitasyon programı ile kişiden kişiye değişmekle beraber yaklaşık 6 ayda aktif spor yaşantısına dönülebilir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Omuz Sıkışma (Impingiment) Sendromu

Omuzun başta yana ve yukarı hareketini sağlayan kaslar olmak üzere çeşitli kas gruplarının farklı nedenlere bağlı olarak omuz eklemini oluşturan yapılar altında sıkışmasına impingiment sendromu adı verilir. Omuz sıkışma sendromunun başlıca iki temel sebebi vardır. Bunlar interensek (içsel kaynaklı) ve ekstrensek (dışsal kaynaklı) nedenlerdir. İçsel kaynaklı olarak sayabileceğimiz nedenler; omuzun kendi anatomik yapısından kaynaklanan problemlerdir. Omuz bölgesini oluşturan yapılarla ilgili durumlar, bölgenin kanlanmasında meydan gelen değişiklikler, özellikle yaşla birlikte ortaya çıkan yıpranma (dejenerasyon) gibi durumlar içsel kaynaklı olarak sayılabilir.

Bunların dışında kalan problemler ise dışsal kaynaklı problemler olarak adlandırılır. Hastanın uygun olmayan vücut pozisyonu (postürü), kasların yeteri kadar kuvvetli olmaması, kaslarda meydana gelen yorgunluklar, kas yapıları arasında kuvvet dengesinin doğru olmaması, hastanın mesleği ya da gün içindeki aktiviteleri gibi durumlar sıkışma sendromuna yer hazırlayan başlıca faktörlerdir. Sıkışma sendromu için ilk risk grubu baş üstü aktivite yapan meslek grupları (boyacılık, cam silmek vb.) ve yine baş üstü aktivite içerikli spor dallarıyla uğraşan gruplardır.

Sıkışma sendromunun en önemli belirtileri; hastanın hareket esnasında hissettiği ağrıdır. Özellikle kolunu yana ve yukarı kaldırma sırasında belirli bir noktadan sonra hasta omzunun ön ve yan bölgesinde hissettiği ciddi bir ağrıdan yakınır. Bunun yanı sıra gece ağrıyan omuz üzerine yatıldığında uykudan uyanma veya ağrı nedeniyle omuz üzerine yatamama gibi şikayetler hastalık sürecinde ortaya çıkar. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde gün içinde saçını tarama, sırtına doğru uzanamama gibi hareketler de kısıtlılıklar görülür.

İMPİNGİMENT SENDROMU(OMUZ SIKIŞMASI) TEDAVİSİ

İmpingiment sendromu, hastanın şikayetleri, omuz için yapılan özel testler ve görüntüleme yöntemleri ile tanı aldıktan sonra çeşitli medikal (ilaç) ve fizik tedavi yöntemleri ile tedavi edilir. Bu dönemde kullanılan ilaçlar daha çok tedavinin erken dönemlerinde hastanın ağrısını azaltmak amacıyla kullanılır. Fizik tedavi süreci ise mümkünse tanı konduktan hemen sonra, gecikmeden başlamalıdır. Fizik tedavinin amacı ilk olarak hastanın ağrısını ve ağrıya bağlı hareket kısıtlılığını azaltmaktır. Hastanın ağrısı kısmen hafifledikten sonra yavaş yavaş normal eklem hareketleri düzenlenmeye başlanır. Terapist ilk olarak pasif sonrasında hastanın aktif katılımı olacak şekilde egzersiz programlarına geçer. Germe ve özellikle kuvvet dengesizliğini azaltmak ve hastanın duruşunu düzeltmek amacıyla kuvvetlendirme egzersizlerine geçer. Hastaya ev programı düzenlenerek tedaviye aktif katılımı sağlanır. Hasta özellikle tedavi süreci içinde omuzda ağrıyı tekrar ortaya çıkaracak veya ağrıyı artıracak hareketlerden belirli bir süre uzak durmalıdır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Donuk Omuz (Adheziv kapsülit)

Donuk omuz, omuz ekleminde bulunan kasılma yeteneğine sahip olmayan yapıların sertliğine bağlı olarak omuz ekleminin hem aktif hem de pasif harekette ağrı ve hareket kısıtlılığı olarak tanımlanmaktadır.Oluşan hareket kısıtlılığı sağlam omuzun yapabildiği hareketlerin %50 si kadar azalmasıdır. Donuk omuz toplumun %2-5’inde görülmektedir. Bu oran şeker hastalığı ve troid hastalığı gibi durumların da var olmasıyla %10-38’lere kadar yükselmektedir.

Donuk omuzun kendi arasında iki sınıflaması vardır. Bunlardan ilki; primer donuk omuzdur. Bu donuk omuz çeşidinde, donuk omuza neden olan etkenin ne olduğunu tam olarak belirlenemez. Diğeri ise sekonder donuk omuz olarak bilinen ve herhangi bir yaralanma, düşme gibi daha çok travma sonrasında görülen türüdür. Primer donuk omuz en sık 40-65 yaşları arasında görülmektedir. Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür. Bir omuzunda donuk omuz görülen bir kişinin diğer omuzunda da aynı problemin görülme riski %14 civarıdır.

Risk Faktörleri

40-60 yaş arasında kadın olmak (en sık 56 yaş),

Beyaz tenli olmak,

Tiroid hastalığı,

Şeker (diyabet) gibi etkenlerin varlığında görülme olasılığının %10-38’lere kadar yükselmektedir,

D vitamini eksikliğine bağlı olarak omuz tendon yapılarında dayanıklılığın azaldığı ve yıpranmanın artığı bilinmektedir.

%20 oranında diğer omuzda da görülebilirken aynı omuzda tekrarlama olasılığı çok düşüktür. Erkeklerde görülme olasılığı daha düşük olmasına rağmen iyileşme süreci daha uzun ve zordur.

Donuk Omuz Fazları:

  • Faz 1: Bu fazda bulgular çok belirgin değildir. Hareketin son noktasında hafif ağrı hissi vardır.
  • Faz 2: Donma fazı olarak bilinir. Kişiler yüksek oranda rahatsızlık ve hareketin son noktasında şiddetli ağrı hissederler.
  • Faz 3: Bu evre donmuş omuz evresi olarak bilinir. Kişiler belirgin sertlik ve daha az ağrı hissederler. Artık pasif eklem hareketlerinde de ciddi kısıtlılıklar görülür.
  • Faz 4: Hastalığın iyileşmeye başladığı evredir. Hastaların hareketleri ağrısız şekilde oluşmaya başlar.

Donuk omuzun teşhisi; hastanın şikayetleri, hekim muayenesi ve çeşitli görüntüleme yöntemleri ile konmaktadır.

Fizik Muayene

İlk aşama da omuz ağrılıdır. Hastada ağrının bir hastalıktan mı ya da bir başka problemden ötürü mü kaynaklandığını belirlemek gerekir.

Eklem hareket açıklıklarına bakılmalıdır. Eklem limitlimi veya hasta hareketlerini ağrısız tamamlayabiliyor mu belirlenmelidir.

Sonrasında elle muayene anlamına gelen palpasyon ile yapılardaki hassasiyetler, kas spazmları, ödemli bölgeler değerlendirilmelidir.

Donuk Omuz Tedavisi

Donuk omuz tedavisinde en önemli amaç kaybolan eklem hareketlerinin ve açıklığının tekrar kazandırılmasını sağlamaktır. Çeşitli fizik tedavi yöntemleri, omuz içine uygulanan enjeksiyonlar ve cerrahi teknikler tedavinin genel kapsamını oluşturur. Hastalığın olduğu evreye göre oluşturulan tedavi programları bu dönemde altın standarttır.

Tedavi için ilk basamak donuk omuzun türünü ayırt etmek ve elde edilen sonuca göre hareket etmektir. Bu aşamadan sonra hastalığın fazının belirlendiği ve yapılacaklar hakkında hastaya bilgi verildiği aşama gelir. Bu dönem de hastalar için ev programı, tedavinin olmazsa olmaz parçasıdır ve hastaların şikayetinin azaltılması noktasında oldukça önemli olduğu vurgulanmalıdır. Donuk omuzun erken evrelerinde (evre 1-2) ağrı daha fazladır, hareket kaybı daha azdır.

Soğuk uygulamalar, vücuda zarar vermeyen elektrik akımları ve egzersiz tedavisi tercih edilir. Bunun dışında donuk omuzun 3 ve 4. evresinde olan hastalar için daha çok sıcak uygulamalar, germe egzersizleri, elektrik akımları, evresine uygun egzersiz programı ve hasta için özel olarak oluşturulan ev egzersiz programlarını kapsayacak bir model oluşturulur. Donuk omuz için yeterli tedaviyi almış ancak şikayetler için sonuç alınamamış hastalar için hekim kararıyla cerrahi müdahaleler de yapılabilmektedir.

DONUK OMUZDA CERRAHİ TEDAVİ

En az 6 ay donuk omuz için yeterli tedaviyi almış ancak şikayetler için sonuç alınamamış hastalar için hekim kararıyla cerrahi müdahaleler de yapılabilmektedir. Güvenli ve etkili yöntemlerdir.

Artroskopik Gevşetme

Amaç; donmuş olan omuz yapılarında ki yapışıklıkları önlemektir.

Genel anestezi uygulanan hastaya omuz ekleminde bir açılma yapmadan gevşetilme amaçlanır. Kamera sistemi ile görüntü ekrana gelir. Artroskopik girişimle tedavi sağlanır. Kapalı bir cerrahi şekli olmasıyla enfeksiyon riskini en aza indirdiğinden sıkça tercih edilmektedir. Bunun yanı sıra estetik ve fonksiyonel iyileşmesi daha iyi olduğu düşünülmektedir.

Hidrodilatasyon

Fizik tedavi ve ilaca yanıt alamamanız durumunda doktorunuz bu yöntemi önerebilir. Omuz ekleminize görüntüleme eşliğinde sıvı enjekte edecektir.  Amaç, eklem kapsülünü germek ve daha iyi hareket aralığı sağlamaktır.

Aneztesi Altında Manipülasyon

Genel anestezi altında olan hastaya omuzu tam eklem hareket açıklığına ulaşıncaya kadar hastaya zarar vermeden açma işlemi uygulanır. Ancak bu yöntem kırık ve yırtılmalara yol açabileceğinden riskli ve tehlikelidir.

** Cerrahi kesin bir çözüm değil, tedaviye yardımcıdır.

Birçok hastada cerrahi sonrasında hareket kısıtlılıklarında ve ağrıda bütünüyle rahatlama görülür. Fakat bu zaman alan bir süreçtir. Bu süreçte fizik tedavinin rolü ise unutulmamalıdır. Hastanın zamanla gelişen fonksiyonel yapılarına göre kişiye özel olarak hazırlanan ve belli aralıklarla revize edilen egzersizler ve tedavi yöntemleri ile sonuca ulaşmak mümkündür.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Omuz Kas Yırtıkları

Omuz ağrısının popülasyondaki görülme sıklığı %16-21 olarak bildirilmektedir. Bel ağrısından sonra en yüksek görülme oranına sahiptir. Omuz yaralanmaları sportif yaralanmaların içinde karşılaşma sıklığı açısından ilk sıralarda yer alır.

Omuz ekleminin üç boyuttaki hareketi üst ekstremitenin (kolların) fonksiyonel kullanımını sağlar. Omuz ekleminde dengeli hareketin sağlanması için kaslar ve bağlar önemli yere sahiptir. Kemik doku tarafından sağlanan destek yetersizdir. Omuz hareketleri düzenli ve uyum halinde çalışan 5 eklemden oluşmaktadır. Omuz hareketlerinin ağrısız yapılabilmesi için bu eklemlerin düzgün ve uyum halinde çalışması gerekmektedir. Literatüre bakıldığında birçok çeşit omuz kas yırtığı tanımlaması vardır. Bunlardan biri rotator kılıf yırtığıdır. Rotator kılıfın tam kat yırtığı; kasların kemiğe yapıştığı yerin baştan sona yırtılması olarak ifade edilir. İkincil tip rotator kılıf yırtığı tam olmayan (parsiyel) yırtıklardır. Parsiyel yırtıklar rotator kılıfın üst yüzeyinde ve alt yüzeyinde oluşur. Parsiyel yırtıların aşırı yüklenme sonucu oluştuğu görülmektedir. Üçüncü tip rotator kılıf yırtığı ise hücreler arası yırtıktır. Bu yırtıklar bozulmuş tendonun (kasın kemiğe yapıştığı yapılar) üst ve eklem yüzü arasında oluşur.

OMUZ KAS YIRTIKLARINDA TEDAVİ

Omuz ekleminin hem stabilite (dengeli) hem de mobilite (hareketli) görevi olması nedeniyle hazırlanacak olan rehabilitasyon programında bu iki özelliğin mutlaka göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Omuz hastalıklarına göre koruyucu veya cerrahi tedavi yaklaşımları tercih edilebilir. Cerrahi tedavide de koruyucu tedavide de fizyoterapi büyük önem taşır. Doğru fizyoterapi yaklaşımları ile hastaların belirti ve bulgularının azaltılması, fonksiyonelliğinin artırılması hedeflenir. Omuz problemlerinde genellikle en sık karşılaşılan belirti ağrıdır. Özellikle ağrının istirahat, aktivite ve gece sırasında değerlendirilmesi önerilmektedir. Hastanın hangi durumda ağrısının olduğu bize hastalığın tanısı hakkında ve dolayısıyla uygulanmamız gereken fizyoterapi yaklaşımı hakkında bilgi verir. Eğer hastanın gece ağrısı varsa bu inflamasyonun (iltihaplanma) göstergelerinden biridir ve tedavide iltihaplanmayı artıracak uygulamalardan uzak durulması gerekmektedir.

Fizyoterapi yaklaşımlarında özellikle; sıcak/soğuk uygulamaları, elektroterapi uygulamaları ve manuel terapi uygulamaları tercih edilmektedir. Özellikle hastanın gece ağrısı varsa inflamasyonun azaltılması amacıyla soğuk uygulama tercih edilmelidir.

Rotator kılıf yırtıklarında, tamir edilen dokunun korunması rehabilitasyonun öncelikli hedeflerindendir. Özellikle erken dönemde aktif hareket ile tamir edilen bölgeye stres bineceğinden çok dikkatli olunmalıdır. Hastalar 1-4 haftalar arasında pasif eklem hareketleri sonrasında 4-6 haftalar arasında aktif yardımlı egzersizler, 6-8 haftalar arasında aktif harekete başlamalıdır.

Dokunun iyileşmesinin zamana bağlı olarak meydana gelmesi sebebiyle rehabilitasyon 6 fazdan oluşur.

  • Faz 1 (1-10 gün): Maksimum koruma fazıdır. Hasta 5-7 gün omuz askısı ile immobilize (hareketsiz hale getirmek) edilir. Sıcak uygulamasından kaçınılmalıdır. Buz uygulaması ödem ve ağrıyı kontrol altına almak için kullanılabilir.
  • Faz 2 (10 gün-3 hafta): Bu fazın amacı işlev bozukluğunu ve ağrıyı azaltmaktır. 10. günden itibaren erken pasif harekete başlanmalıdır. Mobilizasyon teknikleri ile dokunun yeniden gelişimi desteklenir.
  • Faz 3 (3-6. Hafta): Orta koruma fazıdır. Bu fazda hastaların dinlenme sırasında omuz ekleminde ağrı ve hassasiyet azalmıştır. Yumuşak doku mobilizasyonu, posterior kapsül germe, aktif-yardımlı ve aktif eklem hareketine başlanır.
  • Faz 4 (6-12 hafta): Geç koruma fazıdır. Bu fazda hassasiyetin azalması, yırtık bölgesindeki hareketliliğin artması ve omuz hareketlerinin normal sınırlarda olması beklenir.
  • Faz 5 (12-16 hafta): Minimal koruma fazıdır. Bu evrede çok tekrarlı sınırlama olmaksızın yapılan eklem hareketi yırtık bölgesindeki dokunun olgunlaşmasını sağlar. Manuel teknikler uygulanarak kısıtlılığın kalmaması amaçlanır.
  • Faz 6 (16 hafta ve sonrası): Fonksiyona dönüş fazıdır. Genellikle 16. Haftada eğer hareketlerde anormal patern ve ağrı yoksa fonksiyonel faza başlanır. Egzersizlerde daha fazla fonksiyonellik ve maksimal efor istenir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki konuşma butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Omuz Protezi

Üst ekstremite (kollar ve omuzlar) protezleri romatoid artritli ve kırık sonrası hastalara uygulanmaktadır. Üst ekstremitede omuz, dirsek, el bileği, el ve parmak eklemlerine protez uygulaması yapılmaktadır.

Omuz protezleri eklem yenileme uygulamalarında kalça ve diz gibi ağırlık taşıyan eklemlerden sonra üçüncü en yaygın yapılan protez tipidir. Omuz protezlerinde amaç; ağrıyı azaltmak, omuz hareketliliğini sağlayarak kişinin fonksiyonelliğini ve yaşam kalitesini artırmaktır.

Omuz protezlerinde kullanılan materyallerin sınıflandırılması:

Sınırlayıcı olmayan protez: Bu tasarım normal insan vücudundaki omuz eklemine yakındır ve maksimum harekete izin verir.

Yarı sınırlayıcı protez: Ameliyat sonrasında erken dönemde gevşemeye ve hareket kısıtlılığına neden olabilmektedir.

Sınırlayıcı protez: Ciddi eklem bozukluğu olan, tamir edilemeyecek durumda olan omuz yırtıklarında ve fonksiyonel omuz kaslarına sahip hastalara uygulanmaktadır.

Ölçüye göre özel üretim protezleri: Tümör-kanser vakalarında ekstremitelere koruyucu cerrahiyle uygulanmaktadır.

Ters Omuz Protezi (Reverse Omuz Artroplastisi): Son 20 yıldır Avrupa’da ve dünyada başarılı bir şekilde yürütülen cerrahi son birkaç yıldır ülkemizde de uygulanmakta ve iyi sonuçlar vermektedir. Diğer artroplasti seçeneklerinin yetersizliği nedeni ile reverse protez geliştirilmiştir. Deltoitten (omuz bölgesindeki bir kas) faydalanmak amacıyla yapılan cerrahide amaç deltoidi rotator manşet yerine primer omuz elevatörü yapmaktır. Protezin top kısmının glenoidde, yuva kısmının ise humerusta olduğu bir cerrahi tipidir.

Endikasyonları;

  1. Tamir edilemeyen rotator manşet yırtıkları
  2. Yanlış omuz protezleri sonrası (revizyon cerrahisi)
  3. Yaşlı bireylerde kompleks kırıklarda
  4. İleri romatoid artrit

 

Ameliyat sonrası karşılaşılabilecek komplikasyonlar diğer omuz protez cerrahilerindeki gibi: Ağrı, hematom, instabilite ve gevşeme olabilir.

Cerrahiden sonraki 2. gün tedaviye başlanmalıdır. Fizyoterapist eşliğinde uygun rehabilitasyon ile beraber protezin fonksiyonel kullanımı sağlanır.

Omuz Protezlerinde Başarıyı Etkileyen Faktörler Nelerdir?

Uygun hasta seçimi, omuz eklemindeki problemin ciddiyeti ve omuz yırtık durumları, kemik ve yumuşak doku kalitesi, omuz ekleminin denge durumu, protez tasarımı, cerrahi teknik, ameliyat sonrası rehabilitasyon uygulamaları, hastanın beklentileri başarıyı etkileyen faktörlerdir.

Omuz Protezlerinde Oluşabilecek Yan Etkiler: Omuz ekleminde dengesizlik, omuz yırtığı, enfeksiyon, anormal yerleşimli kemik oluşumu, ameliyat kırığı, koltukaltı sinirlerinde yaralanma, omuz kaslarında işlev bozukluğu.

OMUZ PROTEZİNDE FİZİK TEDAVİ

Fizyoterapist tedavi programını planlarken hastalığın nedenini, eklemdeki problemin ciddiyetini, kemik ve yumuşak doku kalitesini, hastanın beklentisini, protezlerin kemik yapıya sabitlenme şeklini, kullanılan anestezi yöntemini, kesinin büyüklüğünü ve tipini, cerrahi sırasında proteze ek olarak yapılan yumuşak doku tamirleri ile cerrahiyle ilgili bilgileri, cerrahın önerdiği önlemleri ve gelişebilecek yan etkileri göz önünde bulundurmalıdır. Tedaviye başlamadan önce fizyoterapist mutlaka hatayı değerlendirmeli ve bunu belirli aralıklarla tekrarlamalıdır.

Rehabilitasyon programı prensipleri: Ameliyat sonrası mümkün olan en erken zamanda (operasyon günü) başlanılmalıdır. Erken aktif harekete izin verilmeli, omuz askısı gibi destekleyici cihazların kullanımı sınırlanmalıdır. Kuvvetlendirme egzersizlerine başlamadan önce pasif eklem hareketleri en üst düzeye ulaştırılmalıdır.

Egzersiz Programının Amaçları: Ödemi azaltmak, eklem hareketinin, kas kuvveti ve dayanıklılığın, esnekliğin, fonksiyonun ve performansın artırılmasıdır.

Omuz protezlerinde rehabilitasyon süreci 4 faza ayrılır.

  • Faz 1: Ameliyat sonrası erken fazdır. Bu fazda pasif eklem hareketi artışı, ağrının azaltılması, daha iyi eklem hareketi, kas zayıflığının önlenmesi ve omuz kas bütünlüğünün korunması hedeflenir. Rehabilitasyona hasta eğitimi ile başlanılmalıdır. Rehabilitasyon programları kendine bakım ve fonksiyonel hareketli aktiviteler esnasında protezin yerinden çıkma problemine karşı eğitimi içermelidir. Aktif omuz hareketlerinden kaçınılmalı, ağırlık kaldırılmamalı ve taşınmamalıdır. Dirsek ekleminin arkasına küçük yastık veya havlu rulo yerleştirilmelidir. Kesinin olduğu alan temiz ve kuru tutulmalıdır. Ameliyat sonrası dikişler alınana kadar yaklaşık 10-14 gün suyla temas etmemelidir. Ameliyat sonrası 3 hafta araba kullanımı yasaklanmalıdır. Omuz askısı ameliyat sonrası ilk 3-4 hafta sürekli kullanılmalıdır. Egzersizler ilk 3 hafta boyunca günde 4-6 kez yapılmalı ve kısa süreli olmalıdır. Akciğerde oluşabilecek yan etkileri önlemek için öksürme ve solunum egzersizlerine başlanılmalıdır.
  • Faz 2: Erken kuvvetlendirme fazıdır. Bu faza uygun yumuşak doku iyileşmesini sağlamak için ameliyat sonrası 4-6. haftadan önce başlanılmamalıdır. Tam pasif eklem hareket açıklığını tekrar kazanmak, aktif hareketi dereceli olarak kazanmak, ağrı ve iltihaplanmayı kontrol altına almak, iyileşmekte olan dokuya aşırı yük vermemek ve yumuşak dokunun iyileşmesinin devamına izin vermek bu fazdaki hedeflerdir. Ağır hiçbir nesne kaldırılmamalıdır (kahve fincanından ağır olmamalı). Ani hareketlerden kaçınılmalıdır. Etkilenen tarafta hiçbir şekilde elle vücut ağırlığı desteklenmemelidir. Makara egzersizlerine başlanılır ve 90 derecenin üzerinde yapılabilir. Ağrı ve iltihaplanma için soğuk tedavisi kullanılır.
  • Faz 3: Orta dereceli kuvvetlendirme fazıdır. Bu faza omuz kasları sağlam olan hastalarda, uygun yumuşak doku iyileşmesini ve yeterli hareket açıklığını sağlamak için ameliyat sonrası 6 haftadan önce başlanılmamalıdır. Omuz kaslarına tamir yapılan hastalarda ise 10-12 haftadan önce başlanılmamalıdır. Omuz güç, kuvvet ve dayanıklılığının onarımı aşamalı olarak yapılır. Etkilenen kolun fonksiyonel aktiviteleri dereceli bir şekilde geri döndürülür. 3 kg’dan fazla ağır bir nesne kaldırılmamalıdır. Ani kaldırma ve itme aktivitelerinden kaçınılmalıdır. Uygun şekilde aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ilerlenir. Uygun şekilde pasif eklem hareket açıklığı egzersizlerinden germe egzersizlerine ilerlenir. Askı tamamen bırakılır. Sırt üstü pozisyonda hafif ağırlıklarla (0,5-1,5 kg) dereceli olarak dirençli egzersizlere başlanır. Ayakta dirençli olarak therabandlar (egzersiz bandı) ile egzersizlere başlanır.
  • Faz 4: İleri kuvvetlendirme fazıdır. Uygun yumuşak doku iyileşmesi ve yeterli hareket açıklığı sağlanmadan, 12 haftadan önce başlanılmamalıdır. Bu fazda hedefler; ağrısız eklem hareket açıklığını devam ettirmek, kolların fonksiyonel kullanımını sağlamak, kas kuvveti, güç ve dayanıklılığı artırmak, daha ileri fonksiyonel aktivitelere dereceli olarak geri dönmek, uygun şekilde ağırlık taşıyıcı egzersizlere ilerlemektir. Kuvvetlendirmede aşamalı ilerleme sağlanmalıdır. Bu aşamada hastalar ev egzersiz programını haftada 3-4 kere yapmalıdır. Bahçe işleri, yüzme, yürüyüş ve bisiklet sporlarına, golf, çift tenis gibi hobilere dönüş genellikle ameliyat sonrası 4-6. Aylarda olmalıdır.

WhatsApp chat