DE QUERVAIN TENDİNİTİ

De Quervain Tendiniti Nedir?

De Quervain tendiniti el başparmağımızdaki kasların (abductor pollicis longus ve ekstansor pollicis brevis) tendonlarının aşırı kullanımından kaynaklanan tendon kılıfının iltihabi durumudur. Bu kaslar başparmağımızı yana doğru açmamıza ve arkaya doğru çekmemizi sağlayan kaslarımızdır. Bu sendromda saydığımız bu hareketlerde başparmağa direnç uygularsanız tendon kılıflarındaki hassasiyeti hissedebiliriz. De Quervain tendiniti kendisini kirişlerin gerilmesi ve zorlanmasından kaynaklı el bileğine yayılan ağrı ve ödemle gösterir. Çok sık rastlanılan ve teşhisi kolay olan bir patolojidir ve tendonla o tendonu saran kılıf arasındaki kayganlığın azalmasıyla seyreder. Eli yumruk yapma, örgü-tığ gibi cisimleri kullanma, herhangi bir objeyi kavrama gibi eylemler ağrılıdır.

Bu tendinit genellikle 30-50 yaş grubundaki kadınlarda, gebelerde, küçük çocuğu olan annelerde, elini veya el bileğini sık ve tekrarlı bir şekilde kullanan bireylerde daha sık rastlanılmaktadır. Ayrıca kadınlarda görülme olasılığı erkeklere göre daha yüksektir.

De Quervain tendinitinin nedenlerinden biri baş parmağımıza yapışan kas tendonlarının zorlanmış olmasıdır ve sıklıkla yeni başlanan ve tekrarlayıcı aktiviteler sonrasında gelişir. Bir objeyi kavrama, bir cismi sıkıştırma, klavye kullanma gibi tekrarlayıcı faaliyetler, en başta saydığımız iki kasın geçtikleri kanalda sıkışmalarına ve iltihaplanmalarına sebep olur. Ayrıca tendon kılıflarında da hasara yol açar. Bütün bunlar De Quervain tendinitine zemin hazırlar.

Gelişen ağrı ön kolumuza kadar aniden ya da kademeli olarak yayılabilir. Zaman zaman 1.-2. parmak arası tabanda uyuşukluk görülebilir. Başparmağımız etrafında bir huzursuzluk gelişebilir. Ek olarak elin, el bileğinin ve diğer parmakların hareketi ani ve keskin ağrıyı oluşturduğu gözlemlenmiştir. Bireyler zaman içinde kavrama, sıkma yeteneklerinin azaldığından şikayetçi olurlar. Ender olarak başparmakta tetiklenme de görülebilir.

En sık karşılaşılan şikayet başparmağın her türlü hareketiyle artan, el bileğinin başparmak tarafında bulunan birkaç hafta veya ay süren ağrı ve hassasiyettir. Zaman zaman kist şeklinde şişlik de bulunabilir. Bu tendinitin tanısını koymak amacıyla bir test (Finkelstein testi) yapılır. Diğer parmaklar başparmağın üzerini kapatacak şekilde yumruk pozisyonuna getirilir ve el bileği küçük parmak tarafına bükülür. Yapılan bu manevra De Quervain tendiniti olan hastalarda çok ağrılıdır. Finkelstein testinin pozitif olması bize De Quervain tendinitini gösterir. Gerekli görülürse ek olarak radyografiler de istenebilir. Ayrıca tenisçi dirseği, tetik parmak, karpal tünel sendromu gibi patolojiler de De Quervain sendromuna ek olarak görülebilir.

De Quervain tendinitinin tedavisinde odaklanılan ilk nokta mevcut ağrı ve şişliği azaltmaktır. Soğuk kompres uygulaması şişliğin azalmasında etkili olacaktır. Bu semptomların azalmasını sağlamak için zorlayıcı hareketlerin engellenmesi gerekir. Splint-atel yardımıyla parmak istirahati sağlanabilir, istirahat sonrası hastaların büyük bir çoğunluğunda erken evrede rahatlama meydana gelir ancak yaklaşık %70’inde ağrı tekrar başlar. Bunun gibi bazı durumlarda bu tedaviler yeterli olmaz. Hekiminiz gerekli gördüğünde diğer bir seçenek olarak tendonun bulunduğu bölgeye steroid-kortizon enjeksiyonu yapabilir. Bu enjeksiyonlar emziren veya gebe olan annelerde de güvenle uygulanan bir tekniktir, başarı oranı %80 civarındadır. Ayrıca doktorunuz tarafından oral alınan anti-inflamatuar ilaçlar da tedaviye eklenebilir. Bütün bunlara ek olarak cerrahi dışı tedavi seçeneklerinden birisi de fizyoterapiste danışmaktır. Çünkü fizyoterapistler öncelikle ağrı rehabilitasyonundaki protokolleri uygulayıp ağrınızı dindirecektir ardından recovery dediğimiz iyileşme rehabilitasyonuna geçip eldeki, el bileğindeki ve koldaki kaslar için gerekli olan kuvvetlendirme, esneklik arttırma egzersizleriyle ağrınızın tekrarlamamasını sağlayacaklardır. Gerektiğinde ergoterapiste danışarak sizin günlük hayatınızda elinizi nasıl daha güzel kullanıp onu nasıl koruyacağınızı da sizlere anlatacaklardır.

De Quervain Cerrahisi

Cerrahi dışındaki tüm tedavilerin uygulanmasına rağmen şikayetler devam ediyor ve semptomların süresi uzamışsa cerrahi tedavi düşünülebilir. İlk olarak ortopedist veya el cerrahisi uzmanı hastayı muayene eder, röntgen grafisi ister. Detaylı bir şekilde hasta hikayesi alınır. Daha önceden geçirilen bir cerrahinin varlığı, mevcut kronik hastalıklar, kullanılan ilaçlar hastalığın seyri açısından çok önemlidir. Cerrahi sonrası genellikle hastanın yatış süresi 1 gündür. Genel anesteziye gerek duyulmadan lokal anesteziyle yapılan bu operasyonun amacı tendon kılıfının gevşetilerek ağrının giderilmesidir. Cerrahi sonrası erken dönem diye nitelendirdiğimiz zaman dilimi çok önemlidir. Bu süreçte uygulanacak elevasyon (elin kalp seviyesinden yukarıda tutulması) ve soğuk kompresler kişinin ağrısının azalmasında ve zonklama diye betimlediğimiz rahatsız edici hissin giderilmesi için gereklidir. Operasyonun olduğu yerde bulunan sargılar 5-6 günde bir açılarak yaranın durumu doktor tarafından kontrol edilir. Ancak bütün bunlar istediğiniz eski günlerinize kavuşmanız için yeterli olmayacaktır. Mümkün olan en erken evrede fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti almanız gerekecektir. Çünkü geçirdiğiniz cerrahi ne kadar iyi olursa olsun bir fizyoterapistle çalışmazsanız tam dönüş almanız pek mümkün olmaz. Fizyoterapistiniz ağrınızı giderecek, elinizi eski kuvveti ve esnekliğine kavuşturacak uygulama ve egzersizlerle kusursuz bir operasyon geçirmiş olmanın mutluluğunu çıkarmanıza yardımcı olacaktır. Alanında uzman bir cerrah ve fizyoterapistle çalışmanız durumunda kişiden kişiye değişkenlik göstermekle beraber ortalama 4-6 hafta içinde normal günlük hayatınıza dönmeniz beklenmektedir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

PATELLAR LUKSASYON (DİZ KAPAĞI ÇIKIĞI)

Diz kapağı (Tıp dilindeki adıyla patella), diz ekleminin hemen önünde bulunan, çeşitli bağlarla sabit pozisyonunu koruyan bir kemiktir. Bu kemiğin çeşitli nedenlerle normal pozisyonu dışına çıkmasına diz kapağı çıkığı (luksasyonu) denir. Bu luksasyon durumunda diz eklemi normal hareket kabiliyetini kaybeder ve bu durum ağrıyla sonuçlanır. Toplumda görülme sıklıkları ise binde 6’dır. Ancak 17 yaş ve altındaki gençlerde bilhassa kız çocuklarında daha sık karşılaşılan bir durumdur. Ve bir dizde çıkık oluşmuşsa bireyin diğer dizinde de aynı durumun görülmesi oldukça yüksek bir ihtimaldir.

Çok sık görülen bir durum olmamakla beraber, bu çıkığın oluşması için dizin çok ciddi bir travmaya maruz kalmış olması gerekir. Ya da basketbol, futbol gibi sporlarla uğraşan gençlerde de karşımıza çıkan bir durumdur. Diz kapağı çıkmasının nedeni genellikle genetiktir. Doğuştan gelen bir eklem uyumsuzluğu çıkığa sebep olabilir, yumuşak doku ya da kemik dokusu kaynaklı olabilir. Diz eklemi çevreleyen yumuşak dokumuzda, bağlarımızda bir gevşeklik var ise, vücut dizilimimizde özellikle bacaklarda bir sorun var ise çıkık olma riski artar. Ayrıca hareket esnasında ani yön değiştirmeler ve yanlış zeminde veya yanlış ayakkabıyla yapılan yürüyüş ve koşular sırasında diz kapağı yerinden oynayabilir.

En sık görülen belirti ağrı ve şişliktir. Yaygın olarak dizin ön tarafında görülür. Aynı zamanda kişi dizinde sertlik, morarma görebilir hatta eklemden gelen sürtünme sesini duyabilir. Diz bükme hareketleri ve yürüyüş ağrılı deneyimle sonuçlanır. Çıkık esnasında genellikle birey diz kapağının hareket ettiğini hisseder ve o an çok şiddetli bir ağrı duyar. Eklem içinde kanama olabilir bu da çok kısa bir sürede hareket kaybına sebep olur. Genellikle kişi dizini kilitlemeye çalışırken diz kapağı yerine oturur bu sebeple tanısı konulurken zorlanılır, çünkü acil servise başvurulduğunda diz kapağı yerine oturmuş olabilir ve kişinin ağrısı menisküse veyahut diğer bağların zedelenmesine yorulabilir. Bu da tedaviyi geciktirir.

Dizimiz herhangi bir travmaya veya darbeye maruz kaldıysa, ağrı ve şişliğin eşlik ettiği bir durum varsa derhal bir uzmana başvurulması gerekir. Hekim muayene esnasında kişinin yürüyüşünü, diz kapağının pozisyonunu, anatomik yapıyı, fonksiyonu ve uyumu gözlemler, gerekli kas testleri ve radyolojik tetkikler yapılır. Bütün bunların sonucunda hekim gerekli tanıyı koyar.

Tam çıkık mevcutsa elle yapılacak manipülasyonla yerine oturtulabilir ancak kalıcı çözüm değildir. Çünkü bir kez çıkık olduktan sonra bu çıkığın tekrarlama olasılığı oldukça yüksektir ve tekrarlayan çıkıklar dizde kireçlenmeye ve bağlarda zedelenmeye yol açabilir. Bu da tedavinin uzaması anlamına gelir. Tedavi edilmeyen çıkıklarda yumuşak dokuda esneme meydana gelmesiyle iyileşme sağlandığı için tekrarlayan çıkık oluşma ihtimali daha da artar ve kolaylaşır. Birkaç hafta hareketin engellenmesi amacıyla immobilizer (tespit edici alet) giyilebilir. Kişinin şikayetleri zaman içinde kendi kendine de azalabilir, bu durumda konservatif tedavi uygulanır şikayetlerde azalma olmazsa cerrahi kaçınılmazdır.

Diz Kapağı Çıkıklarında Cerrahi

Cerrahi de diz kapağı çıkığında sık kullanılan bir çözümdür. Ancak karar vermesi ve süreci daha zorludur. İlk çıkıktan sonra eklemdeki bağlarda kopma ya da kıkırdakta ciddi hasar varsa cerrahi gerekir. Ayrıca tekrarlayan çıkıklarda cerrahi daha sık tercih edilir. Bu süreci etkileyecek çok fazla faktör olduğu için süreç daha uzundur, bütün bu faktörler incelenmeli, kontrol edilmeli ve elde edilen sonuçlara göre kişiye özel bir ameliyat planlanmalıdır. Bu faktörlerden bazıları hastanın diz kapağı kemiğinin yapısı, dizdeki oluğun derinliği, bacakta herhangi bir dizilim bozukluğunun olup olmadığı, diz eklemindeki bağlarda herhangi bir zedelenme olup olmadığı, diz kapağının üstünden geçen patellar tendonun yapışma yeri şeklinde sıralanabilir. Bunlara ek olarak hastanın fiziki durumu, mevcut sağlık durumu, ameliyat geçmişi olup olmadığı, kullandığı ilaçlar gibi birçok faktör de sıralanabilir. Cerrahide ilk olarak artroskopi yapılır ve eklemin durumu incelenir. Eklemin içinde küçük kıkırdak parçaları mevcutsa onlar temizlenir, büyük parçalar tespite uygunsa vidalanır, değilse başka bir yöntemle kıkırdak yenileme işlemi uygulanır. Ancak diz kapağı çıkmış olan bireyin henüz büyüme plakları kapanmamışsa/büyüme çağındaysa uygulanacak işlem değişir, farklı teknikler tercih edilebilir. Bunlardan bazıları:

MPFL Rekonstrüksiyonu: MPFL yani medial patellofemoral ligament, diz kapağının laterale (dış tarafa) doğru kaymasını engelleyen, stabilitesini korumasına yardımcı olan en önemli bağdır. Diz kapağı dışarıya kayıyorsa bu bağda zedelenme vardır ve hastanın vücudundaki başka bir bölgeden alınan tendonla bu bağ tekrar oluşturularak diz kapağının dışarıya kayması sorunu giderilir. Bu yöntem en sık kullanılan cerrahi tekniktir.

Trochleaplasty: Vücudumuzdaki en uzun kemik olan uyluk kemiğinin içindeki oluğun derinliğinin arttırılmasına dayanan bir cerrahi tekniktir. Oluğun üstündeki kıkırdak doku hiçbir zarar verilmeden kaldırılır ve alttaki kemik dokusunun inceltilmesiyle oluğun derinliği arttırılır. Kıkırdak doku eski yerine yerleştirilerek ameliyat bitirilir.

Tendonun yapışma yerinin değiştirilmesi: Bazı kişilerde diz kapağının üstünden geçen tendon diz kapağının tam altına değil de biraz içeriye doğru yapışabilir. Bu durumda tendon diz kapağını dışarıya doğru itmek suretiyle çıkığa sebep olabilir. Cerrahi bir müdahale ile tendonun yapışma yeri biraz dışarıya doğru alınır ve diz kapağının üstündeki itici kuvveti ortadan kaldırılır.

Günümüzde, kişinin demografik ve fiziki durumuna göre kişiye özel planlanıp uygulanan modern cerrahilerden oldukça yüz güldürü sonuçlar elde edilmektedir. Bu cerrahilerden sonra dizin hareketinde bir kısıtlılık kalma ve tekrar çıkma ihtimali oldukça azalmıştır (%5’in altında). Hekimin seçeceği uygun tedavi ile bireyin kıkırdağındaki hasarın ilerlemesi durdurulabilir ve hasta kaliteli bir fizyoterapi programıyla günlük yaşamına / sportif hayatına çabucak dönebilir.

Diz Kapağı Çıkıklarında Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Cerrahiden sonra hemen egzersizlere başlanır, ilk başta pasif olarak yapılır ardından hasta kendini toparladığında aktif egzersizlere geçilir. Yavaş yavaş ağırlık aktarmaya ve diz bükülmeye başlanır. Şişlik devam ediyorsa soğuk kompres uygulanabilir. Kas gücünün ve his duyusunun geri kazanılması amacıyla çeşitli uygulamalar yapılır, egzersiz programı hazırlanır, elektrofiziksel ajanlar uygulanır ve oluşan skar dokuya yönelik manuel girişimler yapılır. Hastanın bozulan dengesi kuvvetlendirilir, enduransı arttırılmaya çalışılır. Fizyoterapi uygulamasının amacı hastayı rehabilite edip olabildiğinde hızlı bir şekilde normal günlük hayatına geri dönmesini sağlamaktır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

TEMPORAMANDİBULAR EKLEM DİSFONKSİYONU

Temporamandibular eklem veya diğer adıyla çene eklemi; konuşma, yutma, çiğneme gibi ağız fonksiyonlarını yerine getirmesi nedeniyle vücudun en fonksiyonel eklemlerinden biridir. Bu bölge alt ve üst çenenin birleştiği yerde bulunur ve çene kemiği, çiğneme kasları, ligamentler baş ve boyun çevresi kaslar, diş, yanak, dudak ve tükürük bezlerinden etkilenen karmaşık bir yapıdır.

Yerini elimizi kulak kepçesinin önündeki üçgen şeklinde yapının üzerine koyarak bulabilirsiniz. Parmağınızı bir miktar ön tarafa doğru kaydırıp bastırarak ağzınızı açıp kapattığınızda da bu ekleminiz hissedebilirsiniz.

Günde ortalama 1500-2000 kere kullanılır. (50-100 kere yutkunmada, dakikada 6-8 kere nefes almada)

3 ana düzlemde hareketi vardır:

1) Çenenin yukarı-aşağı (elevasyon-depresyon) hareketi.

2) Çenenin öne-arkaya (protrüzyon-retrüzyon) hareketi.

3) Çenenin sağa sola (deviasyonları) hareketi.

Yapısal olarak kişiden kişiye değişebildiği gibi aynı kişide sağ sol eklem hareketi olarak birbirlerine göre değişkenlik gösterebilen bileşik bir eklemdir.

Birincil Semptomları:

Çiğneme hareketinde ve ağzın açılıp kapanmasında hareket kısıtlılığı: Normal bireylerde 4,5 cm ağız açıklığı varken, eklem problemi olan kişilerde bu azalmıştır. 4 el parmağımızın dikey bir biçimde ağız boşluğumuzdan içeri girebiliyor olması gerekmektedir.

Ağrı problemleri: Ağrının hangi durumda ne şekilde ne zaman oluştuğu, hangi durumlarda artıp azaldığı sorgulanmalıdır. Çene eklemi dışında yüze, başa, boyuna yayılan ağrılar olabilir.

Hareketler sırasında krepitasyon sesi duyulmaktadır.

Kulağa yansıyan basınç hissi, çınlama ya da ağrı görülebilir.

Temporomandibular eklem bozukluğu çiğneme kasları, temporomandibular eklem veya her ikisinde birden ortaya çıkan problemleri kapsayan bir terimdir. Genel nüfusun %30-50’sinde temporomandibular eklem bozukluğu bulunur. Çene eklemine ilişkin bozukluklarda kimi zaman eklem içi (kapsül içi) kimi zaman eklem dışı yapılardan kaynaklanan sebepler görülebilir.

Eklem Dışı Yapılardan Kaynaklananlar

Hipomobilite (Hareket Azlığı): Kişinin ağzını yeterli fonksiyonellikte açıp kapatamamasıdır.

Osteoartrit: Temporomandibular eklemin en yaygın artrit tipi dejeneratif artrittir. Ağırlık taşıyan bir eklem değildir ancak aktiviteler sırasındaki stres bazı hastalarda benzer dejeneratif değişikliklerin olmasına katkıda bulunur. 20-40 yaşlarda olabilir ve ağrılıdır. Fonksiyonlar ile artan TME ağrısı, eklemde gerginlik, ağız açılımında kısıtlılık, sıklıkla klik işitilir. Daha ileri evrelerde krepitasyon duyulur.

Romatoid Artrit: Romatoid artritli hastaların %50 sinde temporomandibular eklem etkilenir. Kadınların erkeklere oranı 3/1 dir. TME’ in etkilenimi ileri evre, ciddi vakalarda olur ve genellikle çift taraflıdır.

Psoriatik Artrit: Temporamandibular eklem tutulumu hastaların küçük bir kısmında olur. Ani başlangıçlıdır ve hastaların çoğunda deri lezyonları mevcuttur. Genellikle aşırı eklem aralığı daralması ile ilişkilidir.

Hiperürisemi (GUT): Bazen diyetteki değişiklikler kanda aşırı ürik asit veya ürat bulunmasına yol açar ve bu durum gut olarak isimlendirilir. Serumdaki yüksek ürik asit seviyesi, ürat birikimine ve eklemde hiperürisemiye neden olur. Eklemin tutulumu çift taraflı olup, el ve ayaklardaki bir veya daha fazla eklemin tutulumu ile birliktedir. Atak ani gelişir. Eklem şiş, ağrılı, kırmızı ve gergin bir hal alır. İyileşme birkaç günde olur ve düzelme aylar yıllar içindedir. Başlangıçta tedavi yaklaşımı medikaldir. Eğer semptomlar kontrol altına alınmazsa cerrahi işlem uygulanır.

Kronik Mandibular Hipomobilite: Temporomandibular eklemin kapsül içi yüzeylerinde meydana gelen adezyon nedeni ile çene hareketlerinin kısıtlanmasıdır. En sık sebep makrotravmalardır. Travma eklemde kanamaya neden olur.

Neoplaziler (Tümor): Temporomandibular eklemin en yaygın iyi huylutümörü osteokondrom, kötü huylu tümörü ise osteosarkom veya kondrosarkomdur.

Çevre dokulardaki hastalıklar veya patolojiler: Bunların içinde çene tümörleri, tükürük bezi tümörleri, nörolojik bozukluklar, baş boyun bölgesini etkileyen sistemik bozukluklar, boyunu kapsayan ağrılar sayılabilir.

Hipermobilite (Artmış Hareket): Mandibulanın erken ve aşırı öne hareketidir. Kapsül ve ligamentlerdeki gevşekliklere bağlı olarak oluşabilmektedir.

TEDAVİ

Kişiye özel tedavi yöntemleri ile tedavi edilmektedir. Hastanın ihtiyacına göre belirlenir.

Cerrahi Tedaviler:

  • Oklüzyon düzeltme: TME bozukluğunun nedeni dişlerin birbiriyle ilişkisinden kaynaklanıyorsa ve bunun kaynağı da alt ve üst çene arasındaki uyumsuzluksa ortognatik cerrahi işlemler yani çene kemiklerinin operasyon ile yeniden konumlandırılmaları gerekebilir. Böylece stabil bir oklüzyona kavuşulabilir.
  • TME cerrahisi: Yukarda bahsedilen yöntemlerin yetersiz olması durumunda başvurulur. Bazı durumlarda altta yatan nedenler nedeniyle eklem sorunlarının cerrahisiz giderilmesi mümkün olamayabilir.
  • Lizis ve lavaj: Eklemin steril tuzlu su veya eklem mobilizasyonunu arttıracak bir ilaçla yıkanmasıdır.
  • Artroskopik artroplastik cerrahi: Diz ve diğer eklemlere yapılan artroskopi ile aynı prosedürdür. Genel anestezi altında, hastane koşullarında yapılır ve hasta aynı gün taburcu olabilir. Eğer cerrahi dışı tedaviler başarısız olmuşsa ve tanı koyulamamışsa artroskopi tanı aracı olarak kullanılabilir.
  • Açık teknik: Artroskopinin uygun olmadığı veya başarısız olduğu olgularda bazen tercih edilir. Eklem yüzeyi düzleştirme, disk anormalliğini giderme ve hastalıklı dokuyu uzaklaştırmada kullanılır.
  • Kondilotomi (Kondil başının kesilmesi): dişlerin arasındaki teması değiştirme, eklem baskısını azaltma, kondil pozisyonunu değiştirmede kullanılır. Çeneler 7-14 gün birbirine bağlanır.

 

Cerrahi olmayan tedavi yöntemleri şu ana başlıklar altında toplanabilir:

Diyet (Çeneyi dinlendirmek)

Yumuşak yiyecekler diyete eklenerek bu çiğneme kaslarına binen yük azaltır.

Hastaya yiyecekleri küçük parçalara keserek veya bölerek yemeleri öğütlenmelidir.

Aynı zamanda hastalara çok sert yiyecekleri ısırmamaları, sürekli sakız çiğnememeleri ve yemek sırasında ağızlarını çok açmamaları konusunda uyarılar verilir.

Fizik Tedavi

Çene ekleminde fizyoterapi, egzersiz veya manuel terapi uygulamalarına karar vermeden önce diş hekiminiz tarafından, çene eklemi rahatsızlığınızın altında yatan herhangi bir başka problem olmadığına dair karar verilmelidir.

Ayrıca çene eklemi problemi olduğuna dair tanı konmuş olması gerekmektedir.

Öncelikle amaç hastayı semptomlar hakkında bilinçlendirmek, egzersizler ile çene çevresinde ve etrafında inflamasyon, ağrı ve kas spazmını azaltmak, kasılmış halde bulunan kasları gevşetmek, hareket yeteneğini kaybetmiş veya azaltmış kasları kuvvetlendirerek tekrardan çene eklemi çevresindeki kassal dengenin oluşturulmasınıı sağlamaktadır.

Boyun bölgesine uygulanacak her türlü manuel terapi ve egzersizler, fizyoterapistler tarafından uygulanması gerekmektedir.

Çene eklemi probleminde uygulanma süresi ve sıklığı genellikle maksimum 4 seans olarak uygulanmakla birlikte hastaların durumuna göre yaklaşık 1 saat sürmektedir.

Bu yöntemde her uygulama sonrası mutlaka rahatlama, hareket miktarında değişiklik ve ağrıda azalma beklenmektedir.

Çene Eklemi Egzersizleri:

Mandibulaya aktif, pasif veya izometrik egzersizler yaptırılır.

Aktif germe egzersizleri hastanın kendi kas gücüyle yapılır. (izometrik egzersizlerde ise, hareket olmaksızın kaslarda kasılma oluşturulur.)

Pasif germe egzersizinde, başparmak ve işaret parmaklar yardımıyla alt ve üst çene açılmaya çalışılır.

Egzersizlerden önce ve sonra kaslara masaj, sıcak veya soğuk kompres uygulaması yapılabilir.

Uygulama şeklimiz çoğunlukla günde 5-10 defa 5 saniye germe, 5 saniye gevşeme toplam 2-3 dakikalık seanslar şeklindedir. Eğer ağrının birincil nedeni kas ağrısı ise bu durumda fizik tedavi oldukça etkili olur.

Eğer kapsül içi bir eklem hasarı varsa egzersiz programı sırasında hasta yakından takip edilmeli ve eğer ağrı artarsa egzersiz uygulamasına son verilmelidir.

Bölgesel Enjeksiyonlar

Fizik tedavi faydalı olmadığı, ağrının fazla olduğu durumlarda masseter kası içine yapılan enjeksiyonlarda spazmın ve ağrının azaldığı gözlenmiştir.

Splint Tedavisi

Şeffaf plastik bir apareydir.

Dişlerin üzerine gelen ve eklem ile kas hareketleri arasındaki uyum sağlanır.

Bruksizmi ve diş gıcırdatmayı önler. Tedavisi 1-3 ay veya daha fazla sürer.

Bruksizm için olan geceleri kullanılmaktadır.

Ortopedik stabilizasyonla doğru pozisyonda doğru ısırmaya izin verir ve ekleme gelen baskıyı azaltır.

Farmakolojik Tedavi

a) Antiinflamatuar-Analjezik ilaçlar.

b) Kas gevşeticiler.

c) Anksiyolitikler.

d) Antidepresanlar.

e) Antiinflamatuar ajanlar.

Antiinflamatuar etkisi daha fazla olmasına rağmen yan etkileri dolayısıyla kortikosteroidleri TME disfonksiyonunda kullanılmasını tavsiye edilmez.

Ev Egzersizleri

Tedavi en önemli kısımlarından birini kendi kendinize evde yapacağınız egzersizler oluşturmaktadır. Uzman fizyoterapistler tarafından gerekli kaslar gevşetildikten sonra ve eklem hareketleri doğru şekilde sağlanmaya başladıktan sonra gerekli baş, boyun, diş ve dil pozisyonlarının tam olarak yerleşmesi için mutlaka ev egzersizleri yapılmalı ve yasak olan hareketlerden kaçınmak gerekmektedir.

Uygulamalar süresi boyunca sert cisimler yenmemelidir.

Mutlaka hareketler ağrısız pozisyonda uygulanmalıdır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

KALSİFİYE TENDİNİT

Kalsifiye tendinit, ciddi ağrılara sebep olan kaslarda ve tendonlarda kalsiyum birikmesiyle ortaya çıkan durumdur. Vücudumuzda hemen her kasta görülebileceği gibi en çok omuzda karşımıza çıkmaktadır. Omuzdaki bu kalsifiye durum hareketimizi kısıtlar ve ciddi ağrılara sebebiyet verir. Etiyolojisi tam olarak bilinmeyen bu hastalık, omuz ağrısının en sık sebeplerindendir. Toplumumuzda %2-6 arası görülmektedir ve kadınlarda özellikle orta yaş grubunda daha sık karşımıza çıkmaktadır.

Kalsifiye tendinit en çok rotator manşet dediğimiz omuzun kaldırıcı ve döndürücü kas gruplarının tendonlarında, bursa diye adlandırdığımız sıvı dolu keseciklerin inflamasyonuna sebep olur. Genellikle ağır bir cisim taşıma, voleybol ve basketbol gibi omuz hareketi gerektiren aktiviteler bu duruma zemin hazırlar.

Kalsifiye tendinitin 4 evresi vardır:

  1. Prekalsifik Evre: Bozulmalar hücresel seviyede başlamıştır, hastanın şikâyeti vardır ancak herhangi bir radyolojik bulgu yoktur. Bu sebepten bu evredeyken tanı koymak çok zordur.
  2. Kalsifik Evre: Bu evre de 3’e ayrılır, Oluşum fazında kalsiyum kristalleri yavaş yavaş birleşmeye başlar. Dinlenme fazında ise kalsiyum kristallerinin birleşmesi durmuştur. Son faz olan çözülme fazındaysa oluşan birikimler çözülmeye başlar ve ciddi ağrılara sebebiyet verir, ayrıca ödem de görülebilir. Bu faz çok sıkıntılı olduğu için hastalar genelde bu dönemdeyken doktora başvurur.
  3. Post-kalsifik Evre: Hücresel düzeyde meydana gelen kalsiyum kristallerinin stoklanması sebebiyle hasar görmüş olan tendonun yavaş yavaş iyileşmeye başladığı evredir.
  4. Distrofik Kalsifikasyon Evresi: Bu evrede ağrılı süreç tamamlanmış bulunmaktadır. Ayrıca çözülmeyen kristaller de tendonda sabit bir şekilde kalmaya devam eder.

Eklem içinde birikmeye başlayan bu kalsiyumlar tendonda basınç artışına sebep olur bununla birlikte sıkışmalar başlar.

En yaygın belirti omuz ağrısıdır.  Genellikle kola doğru yayılan bir ağrıdır hatta bazı hastalar kollarını taşıyamayacak kadar ciddi semptomla karşı karşıya kalabilirler. Ancak her omuz ağrısı kalsifik tendinit demek değildir. Ayrıca bu ağrı kalsiyumun birikme hızına göre aniden büyük bir şiddetle ortaya çıkabilir ve yahut yavaş ve gittikçe artan bir şiddetle ilerleyebilir.

Akut evrede, omuz ağrısı genellikle gece ortaya çıkar ve uyku bozukluğuyla devam edebilir. Kolun kaldırıldığı ve döndürme yapılan hareketler hastaların şikayetlerinin en çok arttığı durumlardır. Bu yüzden çoğu hasta kolu vücuduna yapışıkmış gibi hareket edip korumaya çalışır. Omuz başı hassasiyeti de çok karşılaşılan bir durumdur. Daha ileri durumlarda müdahale edilmezse omuz çevresi kaslarda atrofi (kas zayıflığı) gelişebilir. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar bize kalsifik tendiniti olan hastaların 1/3’ünde herhangi bir belirtiye rastlanmadığını gösteriyor

Birkaç olası neden şöyle sıralanabilir:

Yaş,

Kan dolaşımındaki oksijen eksikliği,

Tendonda meydana gelen hasar,

Tiroid bezinin anormal çalışması,

Hücrelerde oluşan anormal büyüme,

Metabolik hastalıklar (diyabet gibi),

Genetik faktörler nedenler arasında gösterilmektedir.

Orta yaş (40-60) grubunda, bilakis kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür. Henüz netleşmiş olmasa da diyabetin (şeker hastalığı) bu tendinite olan yatkınlığını arttırdığı düşünülmektedir. Omuz eklemini aşırı kullanan veya bir ağırlığa-şiddete maruz bırakan, omzu ilgilendiren sporla alakadar olanlar bu duruma daha sık maruz kalıyorlardır ancak bilinen kesin bir neden olmadığı için herkeste görülme olasılığı vardır.

Bireyin ağrısı-rahatsızlığı geçmediği takdirde mutlaka doktora başvurmalıdır. Doktor ağrının lokasyonunu, şiddetini, süreci ve tıbbi geçmişi değerlendirecektir. Gerekli görüldüğünde röntgen, ultrason, BT kullanılabilmektedir.

KALSİFİK TENDİNİTİN TEDAVİ SÜRECİ NASIL OLMAKTADIR?

Vakaların çoğu cerrahi operasyona gerek duyulmadan iyileşmektedir. İlk aşamada ağrının giderilmesine ve iltihabi durum varsa o bölgenin temizlenmesine yönelik ilaç tedavisi başlanır. İstirahat amaçlı kol askısı kullanılabilir, doktorun gerek görmesi durumunda kortizon enjeksiyonu başlanabilir. Ağrı için soğuk uygulamalar yapılabilir. İlaç tedavisinin de yetersiz kaldığı durumlar olabilir, bu durumlarda mekanik şok veren cihazlar (ESWT, RSWT vb.) ortalama 3 hafta süreyle kalsiyum birikintisinin azalması amacıyla kullanılabilir.

Kalsifik tendinit genellikle konservatif yöntemlerle iyileşen bir durumdur. Bu sürece destek olmak, ağrının azalmasına yardımcı olmak ve eski duruma geri dönülmesini sağlamak amacıyla mutlaka bir fizyoterapiste danışılmalıdır. Ağrının geçmesi için ağrı rehabilitasyonu protokolleri uygulanır, hareket modifikasyonu ve egzersiz programı yapılır. Bu süreç fizyoterapistin desteğiyle daha rahat atlatılır ve birçok hastada gördüğümüz gibi cerrahi müdahaleye gerek kalmadan iyileşme sağlanabilir.

Ancak ne yazık ki her hasta bu durumdan kolayca kurtulamayabiliyor ve cerrahi kaçınılmaz olabiliyor. Cerrahide kullanılan 2 tip yöntem vardır:

1-      Açık ameliyat,

2-      Artroskopi.

Açık ameliyatta; doktor neşter yardımıyla ciltte bir insizyon yapar ve operasyonu gerçekleştirir. Ancak bu operasyonun ameliyat sonrası rehabilitasyon dönemi artroskopiye göre daha sancılı ve uzundur. Artroskopide ise; yine insizyon yapılır ve bir kamera yardımıyla kalsiyum birikintileri temizlenir. Kalsifik tendinit temizlendikten sonra asla tekrarlamaz diye bir durum söz konusu değildir. Hastanın bu durumun bilincinde olması ve hayatının geri kalanını bunun farkında olarak kendini koruyarak geçirmesi oldukça önemlidir. Çünkü bu operasyonlar yapılsa bile kalsifik tendinitin tekrarlama olasılığı %16-18 arasındadır. Ayrıca bu tendinit tedavi edilmezse ilerler ve donuk omuz dediğimiz yine ağrılı ve düzelmesi daha zor bir durum halini alabilir. Ama her iki cerrahiden sonra fizik tedavi şarttır aksi takdirde geri dönüş tam sağlanamayabilir. Hatta omuz eski halinden de kötü bir duruma gelebilir. Bu yüzden cerrahınızı seçerken ki özeni fizyoterapistinizi seçerken de göstermeniz gerekir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

MEDİAL EPİKONDİLİT (GOLFÇÜ DİRSEĞİ)

Halk arasında golfçü dirseği olarak bilinen medial epikondilit, el bileğini içeriye doğru büken kas grubunun kemiğe yapışma yeri olan medial epikondilde meydana gelen bir patolojidir. Bu durum kas grubunun tekrarlı şekilde kullanılmasına bağlı meydana gelebilir. Tekrarlı ve zorlayıcı hareketler sonrasında kasların yapışma yerlerinde ödem ve mikro yırtıklar oluşur. Bu durum ağrılı olabilmektedir ve ağrı genellikle dirseğin iç tarafında ortaya çıkar, el bileği içeri doğru büküldüğünde artar hatta el bileğine doğru (ön kol) yayılabilir. Golfçü dirseği denmesinin sebebi golfçülerde oldukça sık karşılaşılan bir durum olmasıdır ama tabi el bileğini sık kullanan herkeste görülebilir. Sürekli ev işi yapan ev hanımlarında, bilgisayar başı çalışanlarda, örgü gibi eli sürekli kullanan kişilerde de sık görülür. 20-50 yaş arası erkeklerde kadınlara göre daha fazla karşılaşılır.

Parmaklarımızı kapatmamıza ve el bileğimizi avcumuz yüzümüze bakacak şekilde kendimize çekmemizi sağlayan kaslarımız dirseğimizin iç kısmındaki kemik çıkıntısına tutunur. Bu kasları aşırı kullandığımızda veya başka bir patoloji olduğu zaman bu kasların tendonlarının çevresinde sıvı birikimi olur, ardından küçük yırtılmalar ve ileride daha ciddi bozulmalar meydana gelebilir. Bu durumlar ciddi bir ağrı hissetmemizle sonuçlanır ve yaşam kalitemizi etkiler.

En sık görülen belirti dirseğin iç kısmında beliren ağrıdır. Bu ağrı genellikle bir aktivite esnasında ya da sonrasında ortaya çıkar ve kişiyi huzursuz edecek şiddettedir. Bu aktivitelere örnek olarak el bileğini içe doğru büktüğümüz durumlar ya da dışarı doğru bükülmeye karşı koyduğumuz pozisyonlar verilebilir. İlerleyen zamanlarda ağrı ön kol dediğimiz dirsekle el bileği arasındaki bölgeye doğru yayılabilir.

El ve el bileğindeki kaslarda da zayıflamalar görülecektir. Hissedilen ağrıyla eş olarak kavrama kuvvetinde azalma meydana gelecektir. Ağrının varlığı sebebiyle vücut kendini korumaya alır ve daha az kullanmaya başladığımız kaslarımızda bu tür zayıflıklar meydana gelebilir.

Parmaklarımızda bilhassa küçük parmağımızda uyuşma, karıncalanma tarzı hisler duyulabilir. Buna bağlı olarak dokunma hissimizde de azalmalar olabilir.

Bu patoloji genellikle dominant yani en sık kullandığımız taraftaki kolumuzu etkileyecektir. Ağrı özellikle kapı açarken, eşya toplarken, tokalaşırken, bir cismi kendinize doğru çekerken ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda sıraladığımız belirtilerden şüpheleniyorsanız derhal ortopedi uzmanına ya da fizyoterapistinize danışmanızı tavsiye ederiz. Öncelikle tıbbi geçmişiniz hakkında bilgi vermelisiniz. Ardından fiziksel muayene yapılacaktır. Ağrınızı test etmek ve şiddetine karar vermek adına incinen/hassasiyet olan bölgeye basınç uygulanabilir. Ya da gerilme oluşturacak birkaç hareket yaptırılabilir. Ek olarak ağrının sebebinin kırık ya da artrit gibi bir durumdan kaynaklanmadığından emin olmak amacıyla röntgen çekilmesi gerekebilir. Sık olmasa da zaman zaman manyetik rezonanas (MR) görüntüleme yöntemine başvurulabilir. Hekiminiz sizden kan testi de isteyebilir. Bu testin yapılmasının amacı eklemde bir iltihaplanma olup olmadığını görmektir. Bütün bunların sonucuna göre teşhis koyulmaktadır.

KONSERVATİF TEDAVİ

Bu tip yaralanmalarda ilk olarak konservatif tedavi yöntemleri denenmelidir. Örneğin ilk olarak hastaya istirahat verilir. İstirahatten kasıt ağrının olduğu kolu asla kullanmamak, yok saymak anlamına gelmemektedir. Ağrının var olduğu süreçte ağır eşya taşınmamalı, tekrarlayıcı ve zorlayıcı hareketlerden kaçınılmalıdır. Asıl amacımız tekrarlayan stresi azaltıp dokunun iyileşmesine olanak sağlamaktır.

Ayrıca bu hastalığa neden olan faktör her ne ise sorgulanmalı ve ortadan kaldırılmalıdır. Eğer bu mümkün değilse etkinliği olabildiğince azaltılmalıdır. Önce sebep ortadan kaldırılmalıdır ki iyileşme başlasın.

Bir sonraki aşamada ağrının olduğu kol eleve edilebilir (yani ağrılı dirsek, kalp hizasının üstünde kalacak şekilde yukarıda pozisyonlanmalı). En basit örnek uyurken kolunuzun altına destek amaçlı bir yastık koyabilirsiniz.

Soğuk kompres yapılabilir. Ağrının olduğu dönemlerde, ağrılı bölgeyi kaplayacak şekilde ve ıslak bir havluya sarılmış torba-paketlerle lokal olarak günde 3-5 kez 10’ar dakikayı geçmemek kaydıyla soğuk kompres yapılabilir.

Friksiyon masajı da tercih edilebilir. Bu masaj ağrılı hat boyunca, fizyoterapistin baş parmağını kullanarak ve dairesel hareketlerle basınç uyguladığı bir masaj çeşittir.

Şişmenin meydana gelmesini engellemek için dirseğe elastik bir bandaj sarılabilir. Bunun amacı kasın ağrılı hareketi yapmasını engellemektir. Masajın ve buz uygulaması dışındaki bütün zamanlarda takılabilir, gece yatarken çıkarılır.

Antienflamatuar (ibuprofen, asprin, naproxen gibi) ve analjezik (ağrı kesici) ilaçlar kullanılabilir. Hem ağrıyı azaltmaya yardımcı olur hem de iyileşmeyi hızlandırırlar. (Doktorunuzun reçetelendirmediği hiçbir ilacı kullanmayın.)

Bazı durumlarda ağrının olduğu dirseğin iç tarafında bulunan kemik yapısına (medial epikondil) kortizon enjeksiyonu yapılabilir. Kortizonun ya da fizik tedavinin çözüm olmadığı durumlarda cerrahi işlem gerekebilir.

Fizik tedavi de sık tercih edilen bir seçimdir. Fizyoterapist tarafından yapılan tedavide yukarıda saydıklarımızın (kortizon tedavisi hariç) hepsi uygulanabilir. Bunlara ek olarak egzersiz reçetesi oluşturulur. Eklem hareket açıklığı ve germe egzersizleri verilir. Akut ağrı azaldığında ise el bileği, ön kol ve omuz kaslarını güçlendirmeye yönelik bir egzersiz programı izlenir. Medial epikondilit diye adlandırdığımız bu hastalık, ömür boyu tekrar etme riski taşır. Bu riski en aza indirmek için doğru kası doğru şekilde kuvvetlendirmek gerekir

Bu tip eklem hastalıklarından korunmanın en önemli yolu egzersizdir. Doğru şiddette doğru şekilde yapılan egzersizin hiçbir zararı yoktur, tersine ciddi yararları vardır. Egzersiz, vücudumuzun yapıtaşı olan proteinin üretilmesini uyarır ve var olanı korumaya yardımcı olur. Egzersiz sayesinde vücudumuzdaki kollajen miktarı artmaya başlar. Kollajen artışı iyileşmenin habercisidir diyebiliriz.

Tek çeşit egzersizden ziyade bileşik yani birkaç farklı tipi barındıran egzersizleri tercih edin.

Vücudunuzu dinleyin. Vücudunuz size ne zaman egzersizin şiddetini azaltmanız gerektiğini ya da ağrınız olduğunu yani durmanız gerektiğini söyleyecektir. Ağrılı durumda egzersizi bırakıp bir uzmana danışınız.

Uzun süre aynı egzersizi yapmaktan kaçının. Değişiklik vücudunuza iyi gelecektir.

Sizi zorlayacak, eklemlerinizi ve kaslarınızı üzecek egzersizlerden uzak durun.

Ve en önemlisi egzersizlerinizi fizyoterapistinizin verdiği şekilde, verdiği yoğunlukta ve miktarda uygulayın. Yanlış egzersiz emeklerinizin karşılığını almanızı engelleyebilir.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

AMPÜTE REHABİLİTASYONU

Ampütasyon herhangi bir nedenle bir uzvun belli bir seviyeden kaybedilmesi ya da cerrahi bir işlemle kesilip vücuttan uzaklaştırılması işlemidir. Ampütasyon sonrasında uzuvda kalan kısma güdük denir.

Yaşa eşlik eden birçok rahatsızlık ve hastalık bulunduğu için ampüteli popülasyonun çoğu yaşlı insanlardır.

Var olmayan ya da sonradan kayıp olan vücut kısmının yerini alarak kişiye hareketlerinde ve günlük yaşamda bağımsızlık kazandıran ek cihaza protez denir. Ampütasyon sonrası ihtiyaca ve isteğe bağlı olarak protez kullanımı tercih edilebilir.

Ampütasyon Nedenleri

Kanın vücutta dolaşımındaki problemler (en sık neden), trafik kazaları, iş kazaları, silahlı yaralanmalar, mayın, tümörler, fazla antibiyotik kullanımı sonrası karaciğer ve böbreğin hasara uğraması sonucu gelişen uzun süredir devam eden enfeksiyonlar, doğuştan var olan problemler, vücuttaki eşitsizlikler (bir kol veya bacağın uzun olması) gibi nedenlerden kaynaklanır.

Ampütasyon hiçbir zaman cerrahi başarısızlık olarak değil, hastayı daha fonksiyonel duruma getirmek için yapılan bir uygulama olarak kabul edilmektedir. Ampütasyon cerrahisinde dikkat edilmesi gereken konu seviye seçiminin doğru yapılmasıdır. Genel yaklaşım mümkün olduğu kadar uzunluk sağlamaktır fakat protezin fonksiyonel durumu da mutlaka dikkate alınmalıdır.

Ampütasyon Sonrası Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon

Ampütasyon öncesi dönemde başlayıp kişinin protezini başarı ile kullanarak toplumla yeniden bütünleşmesine ve mesleğine geri dönmesine kadar devam eden bir süreci içine alan rehabilitasyon çalışmalarının tümüne ampüte rehabilitasyonu denir.

Rehabilitasyon başarısı uygun cerrahi girişime, rehabilitasyonun hemen başlatılmasına, ampütasyon uygulanan kişiyle iletişim ve kişinin motivasyonunun sağlanmasına, kullanışlı ve estetik bir protez yapılmasına bağlıdır.

Cerrahi işlemden önceki dönem: Örneğin vücutta bacak, ayak gibi bölgelere cerrahi girişim yapılacaksa kol, gövde, sırt, karın kasları gibi vücudun üst bölümleri kuvvetlendirilir. Vücudun üst bölgelerine cerrahi girişim yapılacaksa omuz kasları, kürek kemiği çevresi kaslar, sırt kasları, boyun kasları kuvvetlendirilir.

Cerrahi işlem uygulanmayan sağlam taraf kasları kuvvetlendirilir. Solunum egzersizleri öğretilir. Cerrahi sonrası dönem hakkında kişi bilgilendirilir.

Cerrahi işlemden sonraki dönem: Cerrahi sonrası yapılan egzersizlerle normal eklem hareketini devam ettirmek, eklemde sertlikleri önlemek, kesilen uzuvdan kalan kısımların kan dolaşımını arttırmak, kalan kısımların şekil almasını sağlamak, kullanmamaya bağlı kas güçsüzlüklerini ve kas kayıplarını önlemek, kişinin dayanıklılığını ve motivasyonunu arttırmak, günlük yaşamda mümkün olan en iyi bağımsızlık, ev içi düzenlemeler ve evde fonksiyonel olabilme, sosyal çevreye adaptasyon amaçlanır.

Ampütasyon sonrası ağrı: Güdükte ödeme, hematoma ve enfeksiyona bağlı, erken yürüme araçlarının kullanımı ve aktif egzersizlere bağlı veya fantom ağrısı şeklinde gelişebilmektedir. Kontrol altına alınması için pek medikal tedavi, cerrahi tedavi, fizik tedavi ve psikolojik tedavi uygulanmaktadır. Fizik tedavi ajanlarının yanı sıra solunum ve gevşeme egzersizlerinin de ağrıyı azalttığı bilinmektedir.

 Ampütasyon sonrası ödem: Operasyon sonrası kalan vücut kısmındaki ödem azaltılmalıdır böylece daha iyi yara iyileşmesi sağlanır, ağrı azalır, kalan uzvun duruşu ve hareketliliği korunur. Güdük ödeminin azaltılmasında yara iyileşmesini takiben zıt banyolar, yüksekte tutma ve fizik tedavi ajanları kullanılmaktadır.

Ampütasyon sonrası pozisyon verme: ampütasyon sonrası kalan kasların hakimiyetine bağlı olarak ekstremitenin düzgün duruşu bozulur. Genelde dizin üstünden yapılan kesilerde uzuv yana ve dışa doğru bükülme eğilimindedir. Diz altından yapılan kesilerde de uzuv karına doğru bükülme eğilimindedir.

Ampütelerde kesilen uzuvdan kalan kısımdaki ödemi azaltmak, kalan kısmı şekillendirmek, kişiyi kullanılacaksa proteze hazırlamak amacıyla bandaj uygulamaları yapılır. Fizyoterapist bandaja dikişler alındıktan sonra başlar.

Cerrahi uygulanmayan bölgeler günlük yaşamı daha kolaylaştırmak için kuvvetlendirilmelidir. Koltuk değneği ile hareket eğitimi verilmelidir. Protez kullanılacaksa proteze uyum sağlanmalıdır. Duyu eğitimi verilmelidir.

Vücudun alt kısmındaki ampütasyonlar için; Kişiye uygun pozisyonlama verilmelidir. Eklemde oluşabilecek sertlikleri önlemek için uzvun kalan kısmı nötral pozisyonda kum torbaları ile desteklenmelidir kalan uzuv yana ve dışa dönme eğilimindeyse hafif içe doğru pozisyonlanabilir.

Günde en az 3 defa yarım saat yüzüstü yatırılmalı, oturmaya başladıktan sonra ise tekerlekli sandalyede bir defada iki saatten fazla oturmamalıdır.

Ameliyatı takiben 48 saat içinde kalan uzuva aktif hareket egzersizleri, hareketin açığa çıkmadığı ama kaslarını kasacağı egzersizler verilir.

Diz üstünden olan kesilerde kalçayı arkaya, içe hareket ettiren kaslar; diz altından olan kesilerde diz çevresi kasları kuvvetlendirilmelidir.

Kişiye sırtüstü, yan yatarken, yüzüstü egzersizler verilmelidir.

Kalan uzuv alttan hafif desteklenirken uzvu aşağı doğru bastırmak, içe doğru hareket ettirmek, düz bir şekilde yana doğru hareket ettirilmelidir.

Oturma dengesi sağlanmalıdır.

Tekerlekli sandalyeye geçiş öğretilmelidir.

Vücudun üst kısmındaki ampütasyonlar için: Omuz ve kürek kemiği çevresi kaslarına ve kalan uzvun kaslarına yönelik egzersizler, düzgün duruş egzersizleri ve solunum egzersizleri yapılmalıdır.  Dirsek altından olan operasyonlarda ise dirsek çevresi kaslar kuvvetlendirilmelidir. Dirsek üstünden olan operasyonlarda omuz çevresi kaslar kuvvetlendirilmelidir.

Pozisyonlama çok önemlidir dirsek üstü operasyonlarda kalan uzvun yukarı yana ve içe hareketi önlenmelidir. Dirsek altından operasyonlarda uzvun yukarı hareketi önlenmelidir.

Yemek yeme, kendine bakım, giyinme, soyunma gibi günlük yaşam aktiviteleri değerlendirilmeli ve kolaylaştırıcı yöntemler öğretilmelidir.

Protez kullanılacaksa; Protez eğitimi, protezi takıp çıkarma, protezi kontrol hareketleri öğretilmeli. Kişi protezle günlük yaşama alıştırılmalı, uzuv ve protezin bakımı öğretilmelidir.

Kendine bakım aktiviteleri, yemek yeme aktiviteleri, masa başı aktiviteleri, ev aktiviteleri, serbest yürüyüş, ayakta dik duruşta protez kontrolü, ayakta durma ve denge eğitimi, vücut ağırlığını sağa sola aktarma, yere oturup kalkma, engel geçme, yerden bir şey alma, arabaya binme inme gibi aktiviteler rehabilitasyon programında yer almalı ve fizyoterapist tarafından hastaya öğretilmelidir.

AMPUTASYON BİR KAYIP DEĞİLDİR, DOĞRU BİR REHABİLİTASYON SÜRECİ SİZİN EKSİK PARÇANIZ OLUR.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

PATELLA FEMORAL AĞRI SENDROMU

Patella, ana görevi ayaktan gelen ve yukarı doğru iletilen kuvvetin yönünü değiştirmek olan, bir kemik yapıdır. Patellofemoral eklem, diz ve uyluk kemiği ile bunlara ek bazı kas ve yapılardan meydana gelen bir eklemdir. Patellofemoral ağrı sendromu ise genel olarak bu destekleyici yapı ve kaslarda meydana gelen fiziksel ve biyomekanik değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan patella çevresinde ve önünde duyulan ağrı ile karakterize bir sendromdur. Bu nedenle ‘ön diz ağrısı’ şeklinde de sıklıkla kendinden söz ettirmektedir. Patellofemoral ağrı sendromu klinikte en çok karşılaşılan diz problemlerinden biri olup tüm iskelet kas sistemi şikayetlerinin yaklaşık %10-40’ını oluşturmaktadır.

Her yaş grubunda görülmekle birlikte genellikle genç, hareketli çoğunlukla sporcu bireyler arasında daha sık görülen ve günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkileyerek fonksiyonel yetersizliğe yol açan, önemli ölçüde iş gücü kaybına neden olan semptomlar bütünüdür. Özellikle sporcu kadınlarda görülme olasılığı erkeklere oranla daha fazladır. Kadınlarda daha çok görülmesinin nedeni ise kadınların vücutlarındaki yapısal bazı farklılıklar, bacak bacak üzerine atarak oturma sıklıkları, yüksek topuklu ayakkabı giyme alışkanlıkları gibi sosyal hayat, anatomik yapı ve birtakım alışkanlıklardır.

Patellofemoral ağrı sendromu temelde patella femoral ekleme biyomekanik bozukluklar, kassal dengesizlik, aşırı ve yanlış kullanıma bağlı olarak binen yüklerin artması ile ağrı oluşmasıdır. Nedenleri arasında ise; alt bedendeki bozukluklar, birtakım travmalar ayaktaki düz tabanlık gibi ayak kavisinde artma veya azalmalar, tekrarlayıcı ve aşırı hareketler, uyluk ve kalça kaslarındaki açısal dengesizlikler, diz kitlemede ve dizi düzeltmedeki sorunlar, yaralanmalar, cerrahi işlemler,uzun süren hareketsizlik, genetik yatkınlıklar,yanlış antrenman programları, kaslardaki kuvvetsizlikler,kısalıklar ve esneklik kayıpları olarak sayılabilir.

Ayrıca bu ekleme, yürüme sırasında vücut ağırlığının yarısı kadar, çömelme esnasında vücut ağırlığının yaklaşık 6-7 katı kadar, merdiven çıkma sırasında vücut ağırlığının 2.5 katı kadar, zıplama sırasında ise vücut ağırlığının yaklaşık 20 katı kadar yük binmektedir. Bundan dolayı diz ve çevresine fazla yük binmesine neden olan aktivitlerde sendromun oluşmasında önemli bir yere sahiptir.

Hastalardan gelen şikayetler arasında en yaygın olan öncelikli olarak ağrıdır. Ağrı ; özellikle yokuş inmelerde  ve tempolu koşma sırasında diz kapağı ve çevresinde görülen ya da hareketsiz geçen uzun bir süre ardından hareketlilikle artma eğiliminde olan (tiyatro-sinema belirtisi) ve çoğunlukla dizin ön tarafında olup batıcı, künt tarzda olan ağrı olarak tanımlanmaktadır.

Diz çöktükten sonra dikleşme hareketinde dizlerden ses gelmesi, boşalma ve kilitlenmelerin yaşanmaları, zaman zaman görülen tutukluluklar ve şişlikler de yaygın şikayetler arasındadır. Bütün bu semptomlar dizin bükülü kalma durumları ile beraber artmaktadır.

Patellofemoral ağrı sendromu gözardı edildiği takdirde devamlı bir hal alıp hastanın günlük yaşam aktivitelerini engelleyerek sosyal yaşamını kısıtlayabilir. Bundan dolayı teşhis ve tedavisi çok önemlidir. Teşhis sırasında öncelikle hastaların öyküsü dinlenir. Ardından fizik muayeneye geçilir. Diz eklemi ve çevresinde benzer semptomlardan oluşan bir çok problem bulunmaktadır, ayırıcı tanı iyi yapılmalıdır. Fizik muayene sonucu uzman gerekli görürse röntgen de isteyebilir.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Patellofemoral ağrı sendromunun tedavisinde farklı birçok yöntem kullanılmaktadır. Tedavi uygulamalarının amacı dizde yeterli kuvvet, esneklik ve dayanıklılığı sağlamak, ağrısız ve normal hareket sınırlarına ulaşmak, kişinin günlük aktivitelerine daha sonra da spor aktivitelerine dönüşünü sağlamaktır.

Tanı konulduktan sonra, ilk olarak koruyucu tedavi yöntemleri uygulanmalıdır. Bu koruyucu tedavide aktivite kısıtlamaları, yürüme mesafelerini kısaltma ve ekleme fazla yük bindiren durumların tespit edilip modifiye edilmesi gerekmektedir..Bunun dışında hareket sırasında diz kapağının istenmeyen hareketlerini önlemek için yardımcı cihazlar ve bantlama yöntemleri de kullanılabilir.

Hastalara hastalıklarının ilk dönemlerinde uzmanlar, inflamasyonları azaltıcı bazı ilaçlar, ortez, dizlik kullanımı ve uygun ayakkabı seçimleri gibi önerilerde bulunulabilir.

Patellofemoral ağrı sendromunda ağrıyı ve inflamasyonları gidermek, diz bölgesine ve çevresine binen yükleri azaltmak anahtar rolü üstlenmektedir. Bu süreçte yumuşak dokulardaki kısalık, esneklik ve kuvvet kayıpları üzerinde durulmalıdır.Tedavi programında bazı fizyoterapi modalitelerinden de yararlanılmaktadır. Soğuk uygulamalar, çeşitli elektrik akımları, US gibi modaliteler buna örnek olarak verilebilir.İleri dönemlerde özellikle dizi çevreleyen, hareketine yardımcı olan kaslara yönelik kademeli kuvvetlendirme ve germe egzersizleri, kuvvetlendirici elektrik akımları, terapatik masaj teknikleri, manuel terapi teknikleri, diz kapağının bazı hareketlerini sınırlandırarak düzgünlük sağlamak amacıyla yapılan bantlama teknikleri gibi yöntemler de fizyoterapistler tarafından rehabilitasyonda kullanılabilen  tedavilerden bazılarıdır.

Tedaviye zamanla azalan veya kaybedilen duyuların dönüşü için duyu çalışmaları da eklenerek tam bir program oluşturulmalıdır. Özellikle propriyoseptif(pozisyonu ve hareketlerimizi kontrol eden duyumuz) duyunun azaldığı bireylerde, propriyoseptif eğitime ,hastalığın ilk dönemlerinden başlayarak iyileşme dönemi dahil bütün dönemleri içerecek şekilde tedavi programında yer verilmelidir.

Bu tedavi yöntemlerinin hiçbirinden bir yarar göremeyen hastalarda en son cerrahi yönteme başvurulmaktadır. Bu sendromun cerrahi tedavisinde lateral retinaküler gevşetme, tibial osteotomi, artroskopi gibi çeşitli cerrahi yöntemler kullanılmaktadır.

Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

PES PLANUS & PES KAVUS

Ayağın en önemli görevi vücuda destek yüzeyi sağlamak, hareket sırasında bacaklara binecek yükleri dengelemek ve yürüme esnasında vücudun öne doğru hareketine bir başlangıç hızı kazandırmaktır. Bu amaca hizmet için ayakta bulunan kemikler birbirleri ile çeşitli yarı oynar eklemler yapmıştır. Bu kemikler harekete ve yüklenmelere karşın özel bir takım şekillenmelere uğramıştır. Bu sayede ayak, vücudun yer ile temas eden tek uzvu olarak sabitlik sağlama, yerin tepki kuvvetini dengeleyip emme ve hareketlerimizi başlatıp sürdürme görevlerini üstlenecek şekilde organize olmuştur. Bu organizasyon oluşurken ayağın görevine yardımcı olacak bazı kavisler meydana gelmiştir.

Bu Kavisler (Ark’lar) :

Medial Longitidunal Ark    (Ayağın İç Kısmındaki Kavis)

Lateral Longitidunal Ark    (Ayağın Dış Kısmındaki Kavis)

Transvers Ark                      (Ayağın Ortasındaki Enine Kavis)

Bu kavislerden medial longitidunal arkın (ayağın iç kısmındaki) belli sebeplere bağlı olarak yüksekliğindeki değişim ile pes planus (düz taban) ve pes kavus (çukur ayak) adı verilen patolojik durumlar ortaya çıkar.

PES PLANUS

Pes planus halk arasında bilinen karşılığı ile düz tabanlılık ayak tabanında normalde bulunması gereken iç (medial) kavisin değişik derecelerde azalması ya da tamamı ile kaybolması durumudur. Günümüzde sıkılıkla çocukluk çağında karşılaşılan bir durum olsa da yetişkinlerde de görülebilen ve kişinin tüm normal yaşantsını günlük fiziki koşullarda da dahil çeşitli sorunlara yol açarak etkileyen bir sorundur. Bu nedenle yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir ayak hastalığı olarak kabul edilmektedir. Pes planus ayaktaki kemiklerin ve ayağın stabilizasyonunu sağlayan esnek bağ yapılarına yüklenmelerden dolayı meydana gelir. Ayak ve alt bacak grubu kasları bu durumu dengelemeye çalışsa da başaramaz. Bu nedenle normalde ayakta bulunması gereken yapı ve bu yapıların katıldığı hareketler beklenilen gibi olmaz ve değişik sorunların ortaya çıkmasına neden olur. Bu hastalığın çeşitlerini normalde iç kavisin bulunduğu ancak yürüme sırasında kavisin kaybolduğu esnek pes planus, normalde de yürüme sırasında da kavisin bulunmadığı rijit (sert) pes planus, belirli bir dönemde olan ve sonradan kendiliğinden ortadan kalkan fizyolojik pes planus şeklinde ifade edebiliriz.

Normalde bir yürüme esnasında önce topuk vuruşu devamında ayakta meydana gelen yuvarlanmalar ile beraber parmak ucu yükselişi olur ve vücut ağırlığı da topuktan öne doğru iletilir. Ancak pes planuslu kişi yürüme esnasında vücut ağırlığını topuktan öne doğru dengeli bir şekilde iletemez. Bu durum vücut biomekanik dengesinde bozulmaya neden olur ve bunun sonucu olarak da kişilerde ayak ağrıları, bel ağrısı, içe basma, dizlerin içe bakması, kalça seviye farkları gibi farklı patolojiler meydana gelir. Bunlara ek olarak pes planuslu bazı kişilerde özellikle ayak- ayak bileği ve diz yaralanmalarına daha yatkın oldukları yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Bunlardan yola çıkılırsa sürekli ayak ağrıları hisseden özellikle de ağrının uzun süreli yürüme ya da ayakta durma sonucu meydana gelme gibi bir özelliği söz konusu ise kişi bir uzman tarafından pes planus durumu değerlendirilmelidir.

Klinikte pes planus tanısı için fizik muayene yöntemleri, radyolojik görüntülemeler, ayak izi görüntüleri gibi yöntemler kullanılır. Tedaviye karar verilirken hasta yaşı, hastanın durumu, pes planusun derecesi, pes planusun çeşidi gibi durumlar değerlendirilir.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Fizik tedavi ve ilaç tedavisinin uygulanacağı hasta gruplarında hastaya özgü ayağı destekleme adına özel ayakkabılar, tabanlıklar ve ortezler tasarlanabilir. Hastanın ağrısını azaltma amaçlı soğuk uygulamalar yapılabilir. Ayağa binen yükü hafifletme adına bandajlamalar uygulanabilir. Tedavinin en önemli kısmı ise hastaya özgü egzersiz programlarıdır. Parmak ucunda ve topuk ucunda yükselme, ayak parmaklarıyla bir cismi tutmaya çalışma, çarşaf toplama gibi egzersizler planlanır. Ayrıca egzersiz programına germe egzersizleri de eklenir. Bu durum tedavide alınan başarılı sonuçların artmasına yardımcı olur.

Konservatif tedavinin yetersiz geleceğine karar verilen ileri durumlarda cerrahi tedavi seçeneğine başvurulur. Cerrahi tedavi de ayak kemiklerinde ve bağlarda hastanın durumuna uygun şekilde gerekli işlemlerin uygulandığı düzeltme ameliyatları yapılır.

PES KAVUS

Çukur ayak olarak da bilinen pes kavus, ayak iç kavis yüksekliğinin normalden daha fazla bir yüksekliğe sahip olmasıdır. Oluşmasında birçok neden rol oynar. Genetik nedenler sonucu, sinirleri etkileyen birtakım olaylar sonucunda ya da geçirilen bir kaza veya alınan bir travma sonrası gelişmesi söz konusu olabilir. Meydana gelen pes kavus yürüme problemleri, ayakkabı giyiminde zorluk, ayak parmaklarında pençe görünümü ya da yük dengesizliğinin yol açtığı nasırlaşmalar ve ağrılara neden olur. Bu tarz sorunlarla karşılaşıldığında uzman değerlendirmesi sonucu pes kavus tanısı ortaya çıkabilir. Tanı için fizik muayene bulguları incelenir ve radyolojik tetkikler yapılır.

Fizyoterapi ve Rehabilitasyon

Tedaviye karar verilen hasta grubunda amaç ayak iç kaslarını güçlendirmektir. Bu sayede deformite sebebiyle artan ayak taban basıncı dağıtılmaya çalışılır. Buna yönelik hastaya uygun egzersiz programı oluşturulur. Oluşturulan bu egzersiz programına başparmak germe egzersizleri gibi germe egzersizleri de eklenir. Ayrıca ayağın normalden fazla olan kavsini destekleme ve yükü dengeleme adına özel tabanlıklar kullanılabilir. Zayıf kasların germe ve güçlendirilmesinin yanında hastaya denge eğitimi de verilir.

Ciddi şekil bozuklukları ve sorunlar mevcut ise tedavi seçeneği cerrahi olur. Cerrahide hastanın sorununa uygun kemik düzeltmeleri ve bağ transferleri yapılır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

 

Rotatör Cuff Yaralanmaları

Rotator cuff, omuz stabilizasyonu yani omuzun sabitlenmesi için birlikte çalışan kas grubunun adıdır. Supraspinatus, infraspinatus, teres minor ve subscapularis kasları rotator cuff grubunu oluşturur. Bu kaslar hem omuzu sabitler hem de hareket etmemizi sağlar. Omuz ağrılarının ilk akla gelen sebebi bu kas grubundan kaynaklanır. Rotator cuff yaralanmaları genelde:

  • Sıkışma,
  • Travma sonrası yırtılma,
  • Zayıflık ve güçsüzlük,
  • Omuzun aşırı kullanımı (over use) sonucu oluşur.

ROTATÖR CUFF YARALANMASI BELİRTİLERİ

Omuzdaki ağrı sıklıkla bir yaralanmanın habercisidir ve bazen kısmi yırtık habercisi de olabilir.  Bir cismi kaldırırken ya da çekerken, omuz çıkığı durumlarında, omuz üzerine düşme ya da bir travmayı önlemek için kendimizi korurken, herhangi bir durumda omuza alınan darbeler rotator cuff zedelenmesine sebep olabilir.  Zedelenme olduğunda akut dönemde (yaralanmanın ilk beş günü) ağrı-acı, şişlik(ödem), kızarıklık, omuzda ısı artışı, ağrı-acıya bağlı hareket kısıtlılığı görülür.

İyileşme dönemi 15 ila 21 gün sürer. Akut dönemde omuz korunmalı, dinlendirilmeli, gerekirse askıda tutulmalı, şişme ve ağrıyı kontrol altına almak için ara ara 10 dakika kadar soğuk uygulama yapılmalıdır. Akut dönem bitip kronik döneme geçildiği zaman ağrılar izin verdiği kadar hareket edilerek omuzun iyileşmesi gözlemlenir. Ama bazen iyileşme süresinin bitmesine rağmen ters giden bir şeyler vardır ve kişi geçer ümidiyle beklerken bu süre içerisinde omuzda başka olumsuzluklarda gözlenebilir veya süre uzadığı halde şikayetlerde artma ya da azalmama görülebilir.

Rotator cuff yaralanmasına bağlı kolu hareket ettirirken ağrı ve zorlanma, omuzda ve bazen kola yayılan ağrı, eli baş üstüne ve bele götürememe (kısıtlılık hareketsizlik süresine göre büyüyebilir), gece uyutmayan ya da uykudan uyandıracak kadar ağrı, ağrıyan kolu kullanmamaya bağlı olarak hareketle beraber çıkan kıtır kıtır sesler (krepitasyon) görülebilir.

Anormal durumlarda muayene sonucunda fizyoterapi, medikal tedavi uygulanabilir. Bazen yaralanma cerrahi boyuta gidecek kadar büyük olabilir. 1. ve 2. derece yırtıklar fizyoterapiyle tedavi edilebilirken 3. derece yırtıklar cerrahi yöntemlerle dikilir ki bu yırtıkta kas bütünlüğünü kaybetmiştir. Cerrahi işlem sonrası yine fizyoterapiyle kas güçlendirilir, etkilenen bölge eklem ve kaslar sağlıklı formuna en yakın şekilde esnekliğine kavuşturulur ve fonksiyonel hale getirilir. Kısacası fonksiyonellik açısından her yol fizyoterapiden geçmelidir.

Omuz sıkışmalarında sebep bazen akromion denen çıkıntıdır. Akromion omuz eklemi kemiklerinin oluşturduğu ve gaga şeklinde pazu (humerus) kemiğinin üstünde apolet gibi duran çıkıntıdır. Bu çıkıntı bazen büyüyebilir ve gaga şeklinde kasa doğru bası yaparak zarar verebilir. Bu durumda cerrahiyle gaga küçültülür. Cerrahi sonrası eklem ve kasın durumu değerlendirilerek fizyoterapi programı oluşturulur.

Tendon değişimi ve tamiri, omuz protezi gibi cerrahi durumların ardından da eklem, kas ve tendonların durumu değerlendirilerek fizyoterapi programı oluşturulabilir.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Osteoartri̇t (Ki̇reçlenme)

Osteoartrit romatizmal bir hastalıktır. Tüm dünyada yetişkin kişilerde sakatlanmaya neden olan, eklem kıkırdağı ve kemik bütünlüğünün bozulması ile karakterize sık görülen bir hastalıktır. Kalça ve diz gibi yük taşıyan uzuvlar sık tutulan eklemlerdir.

Osteoartritte eklemlerin normal hareket açılarında azalma ve kas kuvvet kaybı meydana gelir. Bunun sonucunda yaşam kalitesi düşer.

İlaç ile birlikte egzersizin büyük önemi vardır. Egzersiz; ağrıyı azaltmak, eklem hareketini arttırmak, eklem mekaniğini düzeltmek, sakatlığı önlemek ve yaşam kalitesini arttırmak için gereklidir. Doğru yapılan egzersizin herhangi bir yan etkisi yoktur.

Vücut ağırlığı ekleme binen yükü arttıracağı için kilo kontrolü hastalığın seyri açısından önemlidir.

Egzersiz reçetesi hazırlarken; hastanın yaşı, başka hastalıkları, genel hareketlilik durumu, ağrı şiddeti göz önünde bulundurulmalıdır. Egzersiz programı; germe, güçlendirme ve aerobik egzersizler içermelidir. Egzersizler ile beraber kişinin egzersiz kapasitesi artar ve yorgunluk durumu azalır. Egzersiz ekleme özel düzenlenmelidir. Ekleme ani yük bindiren egzersizlerden kaçınmak gerekir.

Su içindeki egzersizlerin diğer egzersizlere göre bir üstünlüğü bulunmamak ile birlikte şiddetli ağrı problemleri olan hastalar için önerilebilir. Eklemlere yönelik egzersizler diz tutulumlu hastalarda daha çok etkilidir ancak hangi hastaya hangi tür egzersiz ne sıklık ile verilmesi gerektiği sağlık profesyonelleri tarafından belirlenmelidir. Bilinçsizce yapılacak egzersizlerin eklemi daha fazla yıpratması kaçınılmazdır.

Kaplıca tedavileri direk olarak iyileşmeyi sağlamaz ancak kas spazmlarını azaltarak geçici rahatlama sağlayabilir.

Fizyoterapistler tarafından; elektroterapi, lazer, sıcak-soğuk uygulamalar, elektromanyetik alan tedavisi, egzersiz ve manuel tedavi yöntemleri kullanılır.

Sitemiz sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

WhatsApp chat