Torti̇kolli̇s

Tortikollis, eğik boyun anlamına gelen, çocukluk çağında sıklıkla karşılaşılan bir kas iskelet sistemi hastalığıdır. Boynun her iki yanında SKM (sternoklaidomastoid) adı verilen bir kas grubu bulunur ve bu kaslar başın öne ve yanlara olan hareketini sağlar. SKM kasının etkilenmesine bağlı olarak, başın etkilenen tarafın tersi yönünde dönmesi ve başın etkilenen tarafa doğru eğilmesiyle ortaya çıkan bir klinik tablodur. Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte zor doğum, makat doğumlu bebekler, bebeğin anne rahminde uygun olmayan pozisyonu, doğum sırasında boyun damarlarının baskı altında kalması gibi birçok neden ortaya çıkan tablo için sorumlu tutulmuştur. Tortikollisin görülme sıklığı 259 doğumda birdir. Erkek bebeklerde kız bebeklere oranlara daha sık görülür. Erkek kız oranı 3:2şeklindedir.

Tortikollis, bebeklerde doğum sırasında fark edilebileceği gibi doğumdan yaklaşık olarak 2 ay sonra da fark edilebilir. Eğim fark edildikten sonra yapılan ölçümlerde eğimin derecesi 1°-15° ise hafif, 16°- 30° ise orta, 30°’den fazla ise ağır tortikollis olarak tanımlanır. Hastalığın 3 temel görülme formu vardır.

İlk formu, SKM kasının içinde pozisyonlanmış, iyi huylu, içi sıvı dolu, kasın hareketini engelleyecek bir kitlenin var olması sonucunda ortaya çıkan formudur. Bu kitle harekete engel olur ve bebeğin başı kitlenin bulunduğu tarafın tersine doğru dönmeye başlar ve eğilir bunun sonucunda baş boyna göre asimetrik bir görünüm kazanır. Tortikollisin en sık görülen formudur. Çoğu zaman cerrahi tedaviye ihtiyaç duyulmaksızın problem çözülür ancak inatçı vakalarda cerrahi uygun görülebilir. Cerrahi zamanı çocuğun durumuna göre değişiklik göstermekle birlikte genelde 1-4 yaşları arasında tercih edilir.

Bir diğer formunda ise, SKM kasının içinde dokunmakla hissedilen bir kitle yoktur ancak kasın kendisi sert ve gergindir. Kasın bu durumu başın eğimine ve asimetrisine sebebiyet verir. Yine cerrahiye gerek kalmadan cerrahi dışı tedavilerle düzelme sağlanabilir.

Son formunda ise; çocuğun kasında hissedilen bir kitle veya sertlik yoktur bu yüzden bu gruba postüral (duruşa bağlı) tortikollis adı verilir. Tedavi yöntemi diğer formları ile aynı şekildedir.

TORTİKOLLİS REHABİLİTASYONU

Tortikollis yalnızca bir kas iskelet sistemi problemi gibi görünse de çocuğun bilişsel, motor ve duyusal gelişimini etkileyebilecek önemli bir problemdir. Tedavi edilmediği takdirde motor, bilişsel, duyusal problemlere yol açabileceği gibi başka kas iskelet sistemi hastalıklarına da sebebiyet verebilir. Bu dönemde çocuğun etkilenen tarafa dönememesi çocuğun o tarafını yok sayması sonucunu doğurur ki bu da büyümenin temel taşları olarak düşünülen ve çocuğun hareket becerisinin oluşmasını sağlayan dönme, elleri orta hatta birleştirme gibi temel mihenk taşlarının yapılamamasına neden olur. Ayrıca kısıtlılığa bağlı olarak çevreden yeterli bilgi sağlayamayan sinir sistemi yeteri kadar organize olamaz ve duyusal bilişsel gelişimde aksaklıklar ve/veya gerilikler görülür. Hastalığın tedavisinde aile ve fizyoterapistin ortak bir çalışma yürütmesi başarı sağlanması için kilit noktadır. Fizyoterapistin gösterdiği pozisyonlamalar ve evde uygulanabilecek; çocuğun etkilenmiş tarafından oyuncağın gösterilmesi, çocuğun etkilenmiş tarafa dönmesini aktive etmek için etkilenmişte tarafta durulması gibi küçük tavsiyelere uyulması başarı oranını artıracaktır. Tüm bunlarla birlikte çocuğun yaşının da tedavi başarısı noktasında önemli bir konu olduğu unutulmamalıdır. 1 yaşına kadar tedavi başarı oranı çok daha yüksekken, 1 yaşından sonra başarı oranı daha düşüktür.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Braki̇al Pleksus Yaralanması

Brakial pleksus, kol ile boyun bölgesinde bulunan; kol, el bileği ve parmak hareketlerini sağlayan sinir ağına verilen isimdir. Brakial pleksus yaralanması ise, doğum sırasında meydana gelen travmanın sinir ağına zarar vererek çocuğun kolunu kullanamamasına neden olan klinik bir tablodur. Brakial pleksusun üç temel risk faktörü vardır. Bunlar: Bebeğe ait faktörler (neonatal), anneye ait faktörler (metarnal) ve doğumla ilişkili faktörlerdir. En önemli risk faktörü doğum ağırlığının 4000 gramın üzerinde olması durumudur. Bunun yanı sıra; çocuğun makat gelişli olması (yani bebeğin ters doğması), şeker hastalığı, aşırı kilo alımı, annenin yaşının 35’ten büyük olması, annenin leğen kemiğinin anatomik yapısı da brakial pleksus için risk faktörü olarak tanımlanmıştır.

Doğum esnasında bebeğin baş-boyun bölgesinin aşırı gerilmesi veya bebeğin başının aşırı derecede yana eğilmesiyle (lateral fleksiyon) sinir ağında zedelenme meydan gelir. Sinir ağında meydan gelen zedelenmenin yerine göre çocuğun kolunu kullanım oranı değişiklik göstermektedir. Eğer ciddi bir yaralanma söz konusuysa çocuk kolunun tamamını kullanamayacaktır.
Brakial pleksusun en belirgin klinik özelliği, çocuğun etkilenmiş kolundaki kas sertliğinde meydana gelen değişimdir. Bebeğin kolu diğerine göre çok daha yumuşaktır ancak kolun görünümü dolgun ve tok bir görüntüye sahiptir. İlerleyen dönemlerde aktif hareketlerin başlamasıyla birlikte de çeşitli patolojiler gözlemlenir. Örneğin; çocuk dönme sırasında etkilenmiş kolunu gövdenin altından kurtaramaz veya anne bebeği/çocuğu kucağına aldığında sanki kol bebeğe ait değilmişçesine yana düşer. Çocuk kendisine uzatılan objelere karşı sağlam taraf elini kullanır, etkilenmiş kolunu destek için kullanmadığından denge problemleri yaşar. Büyümeyle birlikte çocuğun dönemine uygun aktiviteleri etkilenmiş kolu nedeniyle tam olarak yapamamasına bağlı olarak çocukta motor (hareket) ve duyusal büyüme gerilikleri görülür. Bununla birlikte kas-kemik gelişim uyumsuzluğu, kas kısalıkları ve bunların neden olduğu eklem sertlikleri (kontraktürleri) fiziksel açıdan çocukta geriliklere sebep olur.

BRAKİYAL PLEKSUS REHABİLİTASYONU

Brakial Pleksus doğumla birlikte görülen bir problemdir ve fark edildiği andan itibaren özel bir bakım ve tedavi gerektirir. Bu noktada çocuğun dönemine uygun olarak değerlendirilmesi ve etkilenimin miktarının belirlenmesi tedavi hedefleri için kilit noktayı oluşturur. Değerlendirmenin ardından çocuk uygun bir rehabilitasyon programına alınır. Rehabilitasyonda çocuğun kolunun doğru şekilde pozisyonlanması hayati önem taşır. Çünkü omuz ve kol kaslarının zayıf olması nedeniyle kaslar omuz başına yeteri kadar destek olamazlar ve omuzda çıkıklar görülür. Bu yüzden aile eğitimi de pozisyonlamayla birlikte rehabilitasyonun birinci basamağını oluşturur.

Bakım veren kişinin, çocuğun tutulması, yatakta pozisyonlanması gibi konularda eğitilmesi gerekir. Programla birlikte çocuk, etkilenmiş kolunu mevcut kuvveti doğrultusunda kullanması için cesaretlendirilir. Ek olarak çocuğun kolu için uygun duyusal girdilerin sağlanması da önemlidir. Çocuğun hem motor aktivitelerinin hem de duyusal yönden desteklenmesi çocuğun büyüme sırasında karşılaşacağı sorunları ve/veya gerilikleri en aza indirmeye ve normal gelişimini takip etmesine yardımcı olur. Tedavi programı kapsamında uygun germe ve kuvvetlendirmeler, duyusal eğitimler, gerekli olduğu takdirde çocuğun kolunu destekleyecek yardımcı cihaz (ortez) kullanımları ve aile eğitimleri tedavinin çok yönlü olması gerektiğinin göstergesidir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Spina Bifida

Spina bifida omurganın doğuştan açık veya ayrık olmasıdır.

Omurga anne karnında nöral tüp denilen bir yapıda gelişir ve hamileliğin 28.gününde kapanarak omuriliğin gelişmesi için bir tüp halini alır.Omurilik bu yapı içinde gelişerek omurga kanalı boyunca uzanan sinir demetini oluşturur. Bu sinirler vücudumuzun bütün motor(hareket yeteneğini)ve duyu (his) faaliyetlerini yerine getirir.Eğer anne karnında bu kapanma tamamlanamazsa omurilik gelişemez ve bebek spina bifidalı (ayrık omurga) olarak dünyaya gelir.Bebek sırtında bir açıklıkla doğar ve sinirler işlevini yapamaz.Buna bağlı olarak değişik seviyelerde felçler (hareket-hissetme kaybı veya azalması) gözlemlenir.

Bu hareket ve his kaybı sırttaki açıklığın bulunduğu bölgeye ve spina bifidanın çeşidine göre değişkenlik gösterir.Bazı kişilerde yalnızca bir veya birkaç omurun etkilenmesiyle oluşan spina bifidanın en hafif çeşidi gözlemlenebilir.(spina bifida occulta)Bu kişiler genellikle bu durumun farkında olmayıp herhangi bir rahatsızlık hissetmezler.Bazen de bacaklarda kuvvetsizlik,yorgunluk şikayetiyle gelebilirler.Genellikle etkilenen bölgede kıllanmada artış ile farkına varılır.Spina bifidanın bir diğer çeşidi olarak meningomyelosel ise ;toplumda en sık karşılaştığımız,düzenli tedavi ve rehabilitasyon gerektiren en ağır seyreden spina bifida formudur.Bebek açık omurgayla doğmuştur ve sinir kökleri etkilenmiştir.Bu sebeple bu açıklık ne kadar baş kısmına yakınsa o kadar çok sayıda sinir hasar görmüş ve daha ağır bir felç durumu gerçekleşmiş demektir.Açıklık aşağı seviyelere indikçe etkilenen sinir sayısı azalacağından hastada hareket ve his faaliyeti de bu orantıda daha fazla olacaktır.

Spina bifidalı hastalar bu hareket ve duyu problemlerinin yanı sıra % 85 oranında beyinde beyin-omurilik sıvısı birikimi(hidrosefali)buna bağlı olarak beyinde gelişimsel bozukluklar ile karşılaşabilirler.Erken dönemde bu sıvı artışına bağlı olarak gelişen yüksek basınç önlenirse beynin hasar görmesi de engellenmiş olur.Ayrıca dışkı ve idrar yapmada güçlük,diğer organ bozuklukları ve çeşitli ortopedik problemler gibi diğer etkenlerden bazılarıyla da yüzleşmek zorunda kalabilirler.

Bu hastalığın nedeni kesin bilinmemekle beraber vitamin B grubundan folik asid eksikliğinin önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir.Annede yeterince folik asid yoksa ve takviye yapılmamışsa bebeğin omurilik tüpü kapanmayabilir.Folik asid dışında bazı vitamin,minerallerin ve kalıtımsal bazı nedenlerin de spina bifidaya neden olabileceği göz ardı edilmemelidir.
Spina bifida gebeliğin çok erken dönemlerinde anne henüz gebeliğin farkında değilken meydana gelmektedir ve hamileliğin 2.ayından itibaren ultrason ile spina bifida varlığı tespit edilmektedir.Bu sebeple anne adaylarının özellikle daha önce spina bifidalı çocuk dünyaya getirmiş kişilerin doktorun vericeği vitaminlere hamilelik öncesinde dikkat etmesi gerekmektedir.Böylece spina bifida oluşma olasılığını azaltmış olucaklardır.

Spina bifidalı doğan bebek gerekli cerrahi müdahaleler tamamlandıktan ve enfeksiyon riski ortadan kalktıktan sonra en kısa sürede fizik tedavi ve rahabilitasyon sürecine başlatılmalıdır.Fizyoterapist erken dönemde bebeği pozisyonlama ve ilgili egzersizleri aileye de gösterir.İlerleyen aylarda çocuğun gereksinimine göre ezgzersizlerle maksimum fonksiyon kaabiliyetine ulaştırmak için çalışılır.Bu süreçte kasları kuvvetendirmenin yanında; sinirler tarafından uyarılmayan kasların oluşturabileceği eklem kısıtlıklıklarını,duruş bozukluklarını engellemek varsa en aza indirgemek çocuğun yaşam kalitesini artırmak için fizyoterapist farklı yardımcı cihaz önerilerinde de bulunabilir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Duchenne Müsküler Distrofi (DMD/Kas Hastalığı)

Kas erimesi olarak bilinen musküler distrofi çocukluk çağında görülür. En sık görülen ve en ağır seyreden çeşidi duchenne musküler distrofidir. Hastalık genetik geçişlidir. Olguların üçte biri ise aile öyküsü olmadan genetik mutasyonlara bağlıdır. Yaklaşık olarak 3500 erkek doğumda bir görülür. Bu hastalarda hem iskelet hem de kalp kasında önemli miktarda bulunan distrofin proteini yoktur veya tespit edilemeyecek kadar azdır. Distrofin yokluğu kas kasılmasını bozar, hücre ölümüne sebep olur. Bu nedenle kas kaybına sebep verir.

Kas Hastalığı Klinik Özellikleri

Etkilenen erkek çocuklar doğumda veya erken süt çocukluğu döneminde bulgu vermez. Başı dik tutmada zorluk ilk semptom olarak gözükebilir.

Dönme, oturma ve ayağa kalma gibi kaba hareketleri çocuk, yaşına uygun olarak yapabilir. Yürüme gecikebilir. Hastalık sinsi başlar; 3-4 yaş civarlarında fark edilir.

Özellikle baldır kaslarında yalancı kas büyümesi (psödohipertrofik) görülür. Bu kas dokusunun yerini yağ ve bağ dokusu alır. Hastalar sıklıkla baldır ağrılarından yakınır. 7-8 yaşına kadar hastalık yavaş ilerler.

Kalça kasları omuz kaslarından, alt ekstremite kasları üst ekstremite kaslarından önce tutulur.

Merdiven çıkma, sandalyeden veya eğildiği yerden doğrulma gibi aktiviteler dengeyi bozar. Çocuk yere çömeldikten sonra kendi vücuduna tırmanarak ayağa kalkar. Buna Gowers bulgusu denir. 5 yaş civarlarında bu bulgu tam olarak belirginleşir.

Çocuklar ördekvari yürür. Yürüyüş giderek bozulur ve parmak ucunda yürürler.

Hastaların %90’ında kalp problemleri ortaya çıkar.

Kas zayıflığına bağlı skolyoz (omurga eğriliği) oluşabilir. Omurga eğriliğinin oluşması ile akciğer kapasitesinde düşme meydana gelir. Solunum için fazla enerji harcanır ve bu hastada yorgunluğa sebebiyet verir. Yutma kaslarındaki güçsüzlük yutma bozukluklarına neden olur. Boşaltım sistemi genellikle etkilenmez.

Duchenne musküler distrofik hastalarda yaşam süresi genellikle 20 ila 25 yıldır. Hastaların sadece %20 ila %25 i 25 yaşından daha uzun yaşar. Hastaların %80 i solunum yetmezliği, %20 si kalp yetmezliğinden hayatını kaybeder.

Duchenne musküler distrofi laboratuvar, elektrodiagnoz, kas biyopsisi, immün işaretleme ve immün boyama, moleküler genetik çalışma, kas görüntüleme gibi tanı yöntemleriyle anlaşılır.

KAS HASTALIĞI TEDAVİSİ

Duchenne musküler distrofisi için henüz tam iyilik sağlayan bir tedavi yoktur. Rehabilitasyon programı ile komplikasyonları önlemek fonksiyonu korumak ve yaşam kalitesi arttırmak mümkündür. Tedavi için ekip çalışması önemlidir. Tedavi ekibinde; fizik tedavi hekimi, fizyoterapist, nörolog, konuşma terapisti, iş-uğraşı terapisti, diyetisyen, göğüs hastalıkları uzmanı, kardiyalog, ortopedist yer almalıdır.

Hastalara steroid tedavisi de uygulanabilir.

KAS HASTALIĞI EGZERSİZ ÖNERİLERİ

Tanı konur konmaz egzersize başlanmalı. Aşırı çalıştırmak kastaki harabiyeti arttıracağı için yüksek dirençli ve az tekrarlı zorlayıcı egzersiz programları yapılmamalıdır. Bu egzersizler kardiyak problemleri arttırabilir. Hastalarda çok tekrarlı hafif egzersizler yapılmalıdır.

Alt uzuvların yapısal bozukluklarını engellemek için günde 2 saat yürüme ve ayakta durma egzersizleri yapılmalıdır.

Otururken ve yatarken hastalar uygun biçimde pozisyonlanmalıdır. Hastalarda erken dönemde yapılan germe egzersizleri yapısal bozukluğu yavaşlatır. Germe egzersizleri sabah ve akşam yapılmalıdır. Gece yatarken ayak ve el bileğine çeşitli ortezler kullanılabilir. Hastalara psikolojik destek sağlanmalıdır.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

Serebral Palsi̇ (CP)

Serebral palsi, gelişmekte olan cenin veya yenidoğan bebeğin beyninde meydana gelen, ilerleyici olmayan, aktivite kısıtlılıklarına yol açan, hareket ve postür gelişimindeki kalıcı bozukluklardır.

Serebral palside hamilelikteki risk faktörleri; Tiroid hastalıkları, annenin önceki düşükleri, annenin hamilelikte geçirmiş olduğu kızamıkçık, nöbetler, çoğul gebelik, yüksek kan basıncı, 2000 gramdan az doğumlar.

Serebral palside doğum sürecindeki risk faktörleri; Doğum asfiksisi (bebeğin doğum sırasında oksijensiz kalması), düşük doğum, perinatal kanamalar (doğumdan hemen önce başlayan kanama), zor ve müdahaleli doğumlar.

Serebral Palsi’de doğum sonrası risk faktörleri; yenidoğan sarılığı, yenidoğan enfeksiyonları, kafa travması, merkezi sinir sistemi enfeksiyonları, havale, şuur kaybı.

Serebral Palsinin Erken Dönem Belirtileri

Çocuk yaşına göre beklenen motor gelişimi gösteremez. 3 aylıkken başını tutamayan, 6 ay civarında oturamayan, 8. Ayda dönemeyen, 18 aylıkken yürüyemeyen çocuklar mutlaka Serebral palsi açısından değerlendirilmelidir. Bebeklerde 12. Ay civarında kasılmalar, 24 ay civarında ise el ve ayak kaslarında istemsiz hareketlerle ortaya çıkan bir sendrom ile belirginleşir. Bebeklik döneminde hafif uyarılara karşı şiddetli cevap verme (irritabilite), zayıf emme, konuşma ve yutma da zorluklar, titreme veya istemsiz hareketler, denge ve koordinasyon eksikliği, asimetrik postür, W oturuşu, el dominans gelişiminin 1 yaşından önce belirginleşmiş olması, ayakta tutulduğunda bacakların çaprazlaşması Serebral palside erken dönem belirtileri arasındadır.

Serebral Palsi Tipleri

1) Spastik Serebral Palsi
-Hemipleji: Vücudun sağ veya sol yarısında tutulumun olması.
-Dipleji: İki bacakta belirgin, kollarda hafif tutulumun olması.
-Quadripleji: Baş, boyun, gövde kasları, kollar ve bacaklarda tutulumun olması.
2)Diskinetik Serebral Palsi
-Atetoz: Yüz, dil, eller ve ayaklarda tutulumun olması.
-Distonik: Boyun, el ve ayaklarda tutulumun olması.
3)Ataksik Serebral Palsi: Baş kontrolünün zayıf olması, dengeyi korumada ve yürümede bozuklukların olması.
4)Mikst Serebral Palsi: Spastik, diskinetik ve ataksik tutulumların bir arada olması.

SEREBRAL PALSİ(CP)  REHABİLİTASYONU

Bebeklik döneminden başlayarak erişkin döneme kadarki geçen sürede hedef her zaman serebral palsili bireyin fonksiyonel kapasitesinin izin verdiği ölçüde kendi çevresinde ve yaşadığı çevresel koşullarda bağımsız olmasını sağlamaktır. Çocuklar ve aileler için özel hedefler belirlemek gerekir. Hedef belirlerken çocuğun ve ailenin beklentileri, değerleri, ihtiyaçları ve istekleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Fizyoterapi uygulamaları, bebeklerde aile eğitimi ile duyu ve motor hareketleri kolaylaştırmaya ve becerilerin desteklenmesine odaklanmalıdır. Özellikle erken dönemde verilen dokunsal, işitsel, görsel ve denge duyu uyarılarının ve eğitimlerinin iyi bir motor beceri ortaya çıkarmada etkin yöntemler olduğu bilinmelidir. Bu uyaranlar; bebeğin başkaları ile etkileşimini, oyun yeteneklerinin gelişimini ve çevreyi keşfetmelerini sağlamaktadır.

Serebral palsili bireylerde günlük yaşam aktivitelerine katılım ergenlik döneminde daha zordur. İlerleyen yaş ile birlikte ortaya çıkan bağımsız hareketteki kısıtlılıklar, motor performans ve dayanıklılıktaki yetersizlikler, kendine bakım becerilerindeki yavaşlama birey üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır. Bu durumda çevresel ve toplumsal faktörlerin düzenlenmesi, toplumsal kısıtlılıklar ve okul imkanlarındaki yetersizliklerin giderilmesi için erişim engellerinin azaltılması rehabilitasyon başarısını olumlu yönde etkilemektedir.

“Uzman ekibimiz sizlere yardımcı olabilmek için hazır bekliyor. Sağ alt köşedeki çevrim içi sohbet butonuna tıklayarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.”

WhatsApp chat